YAZMAK, BİR SESİN İÇİNDE YAŞAMAK – YAVUZ EVLİYAOĞLU İLE SÖYLEŞİ

YAZMAK, BİR SESİN İÇİNDE YAŞAMAK – YAVUZ EVLİYAOĞLU İLE SÖYLEŞİ

– Öncelikle seni tanıyarak başlayalım. Bize biraz kendinden bahseder misin?
Merhaba, ben Yavuz. Konya’da yaşıyorum. Konya’nın şiir rezervlerini—Mevlânâ’dan kalan yankıyı—işlemeyi kendime dert edindim. Seksenlerin sonunda doğdum; şu an Orhan Veli’nin öldüğü yaştayım. Okumayı 4 yaşında Kelile ve Dimne’yle söktüm; ilkokul bitmeden kütüphaneyi yalayıp yuttum. Yaklaşık 25 yıldır da yazıyorum. Bir diğer tutkum ise müzik. Müzikte daha üretken sayılabilirim: 8 piyano sonatı, 5 solo elektro gitar parçası, 30 tane sözlü rock-pop şarkısı; ayrıca “100. Yıl Marşı” ve “Gençlik Marşı” gibi eserlerim mevcut. Selçuk Üniversitesi’nde okudum. Yaşamayı severim; eşim ve iki çocuğumla iyi bir hayatım var.

– Yazarlığa yönelmeni sağlayan şey neydi? O ilk kıvılcım nasıl doğdu?
Çok okudum, yazma arzusu kendiliğinden doğdu. İlk heves ilkokulda roman yazmayla başladı; lisede ilk şiirimi ve hikâyemi tamamladım, devam edeceğimi anladım. Üniversitede romana yüklendim, dirayetim yine yetmedi; öykü ve şiire ağırlık verdim. Bestelediğim şarkıların sözlerini de kendim yazdım. Yaşadığım her şey bende yazma dürtüsü üretiyor. Kimseden yönlendirme beklemedim; ben potansiyelimi biliyordum, edebi soyağacım da yoluma ışık oldu.

– İlk ciddi yazı deneyimin nasıldı, neler hatırlıyorsun o günlerden?
İlk ciddi metnim, ilkokul 4’te başladığım bir korku romanıydı. Sonunu getiremedim; 40–50 sayfa yazmıştım.

– İlk okurlardan gelen tepkiler seni nasıl etkiledi?
Birkaç yakın arkadaşıma okuttum, iyi tepkiler aldım; “devam et” duygusu orada yerleşti.

– Son kitabın “Kavgalar ve Çiçekler”den bahseder misin? Bu kitabın omurgasını hangi duygular oluşturuyor?
Son kitabım Kavgalar ve Çiçekler iki eksen: hayatın kavgaları ve hayatın getirdiği güzellikler. Babamın ani ölümü üzerine yazdığım “Günlerden”le açılıyor; babalığı kavradığım “Babalık”la sürüyor. Ölüm de var, aşk da; doğa, mistik sorgular, insanın kafasında dönüp de ses veremediği isyan ve sorular da.

– Şiirlerinde ilhamı genellikle nerede buluyorsun?
İlhamı insandan alırım: parkta gülen çocuk, yaşlı bir dilenci, sosyal medyada bir fotoğraf… Sakin kafa, kahve; şiir o iklimde gelir.

– Duygularını yazıya dönüştürme sürecin nasıl ilerliyor?
Gün içinde duygular yükselir düşer. Dışarı atamazsam not alırım. “Bu konuyu konuşmalıyım” derim: biriyle konuşursam ferahlarım; kendimle konuşursam şiir olur.

– Yazma rutinin nasıl? Günün hangi saatleri sana ilham verir?
Sürekli not tutarım. Şiir “ha” deyince çıkmaz. Genelde kuşluk vaktinde oturur, notları karıştırır, en diri duyguyu seçip derinleştiririm. 4–5 saatte bir şiir kabaca biter. Sonra günlerce yüksek sesle okurum; akşam, gece, sabah… İçime sinmeyen bir dize mutlaka olur; o dize beni oyalarken şiir olgunlaşır. “Oldu” dediğimde sevdiğim birkaç dosta ve şair arkadaşlarıma okuturum.

– Yazma alışkanlıklarında vazgeçemediğin küçük ritüeller var mı?
Rutinim kuşluk vaktidir; kaçırdıysam gece yarısından sonra yazarım. Yanımdan not defteri ve babamdan kalma bir tükenmez kalem eksik olmaz. İlk notlar sıklıkla kâğıtta olur; telefonun notları da tıka basa dolu buna rağmen.

– Yazarlık hayatındaki en büyük zorluk ne oldu bugüne dek?
En büyük zorluk: zaman. Kuşluk vakti birkaç saati şiire ayırmak yetişkin hayatında maliyetli; bazen aileden bile kısmak anlamına geliyor.

– Hiç “vazgeçmeyi” düşündüğün oldu mu?
Vazgeçersem ne yapacağım? Yazmazsam müzik yaparım; müziği bırakınca yine yazarım. Döngü böyle; vazgeçmek yok.

– Yazılarına yansıyan temel yaklaşımın ne? Bir mesaj taşımayı önemsiyor musun?
Hayatı çıplak anlatıyorum. “Farklı ne vaat ediyorsun?” dersen: vaat peşinde değilim. Mesajcı hiç değilim; insanların daha fazla mesaja ihtiyacı olduğunu da sanmıyorum. Kendi estetiğim ve dilimle anlatıyorum, bu kadar.

– “Kavgalar ve Çiçekler”i tanımlarken “küçük bir estetik manifestodur” diyorsun. Bu sözünün altını biraz açar mısın?
Kitabım zamana saplanmış küçük bir estetik manifestodur. Kavgadan kaçmayanların, çiçek koparmayanların; isyancıların, dik durmaktan yorulanların; âşıkların ve aşktan ürkenlerin. Hayat rayında mı?—kavgalar. Hayattan bıktın mı?—çiçekler. Hem yara hem merhem var; satılsın diye değil, öyle olduğu için söylüyorum.

– Şiirlerinde seni diğerlerinden ayıran özellik nedir sence?
Beni ayıran şey: sert dil ve müzikal kulak. Ritmi ve sahiciliği şiire taşıyorum—ya da ben öyle sanıyorum. Belki de sıradanım; hükmü okur vermeli.

– Son olarak genç yazarlara, şiirle yeni tanışanlara ne söylersin?
Tavsiyem yok. Yazacak olan yazar. “Yaratıcı yazarlık” kursları, workshoplar… cılkı çıktı. Ben çok okudum ve yazıyorum. Homeros, İlyada için kaç kişiyi okuyabildi? Şiir binlerce yıldır yazılıyor. Her tavsiyeyi uygulamak, özgün sesi boğar. İnsan kendini tanısın, tarzını bulsun—yeter.

İlgili Yazılar

1 Comment

Avarage Rating:
  • 0 / 10
  • Remziye Akça , 5 Eylül 2026 @ 03:21

    İyi ki tanımışım dediğim şair dostum.
    Beklenmedik, tahmin edilmeyen anlar birer anıya, birer duyguya; bunlar da yoğrulunca sanata dönüşüyormuş.
    “Kavgalar ve Çiçekler” de bende bu hisleri uyandırıyor.
    Kalemine sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir