Zaman çırakları.. Rumeysa Deniz YARDIM

1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Rumeysa Deniz YARDIM 22 Temmuz 1992’de İzmir’de doğdu. İlk, orta ve lise yılları İzmir’de geçti. Sonrasında 14 yıl İstanbul’daydı. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve İstanbul Aydın Üniversitesi Fotoğrafçılık bölümlerini okudu. 8 sene sivil havacılık alanında çalıştıktan sonra istifa etti. Hayallerinin peşinden gitmeye karar verdi ve yazarlık çalışmalarını hızlandırdı. Çocukluk ve gençlik yılları kitaplarla iç içe geçti. Okumak onun için yalnızca bir hobi değil, dünyayı ve insanları anlamanın yolu oldu. Okuduklarını zamanla derinlemesine düşünmeye, hissettiklerini kelimelere dökmeye başladı. Böylece yazı hayatının temelleri atıldı.

Yazarlık serüvenine Zamanın Çırakları adlı kitabıyla başladı. Ardından yayımlanan Işığın Yankısı, hem teması hem de diliyle dikkat çekici. Rumeysa, eserlerinde insanın içsel yolculuğunu, ışığı ve iyiliği arayışını konu ediniyor.

Edebiyatın yanı sıra sosyal çalışmalarda da aktif olarak yer almaktadır. Kurucusu olduğu Muhabbetirahle oluşumu aracılığıyla hanımefendiler için okuma grupları, atölyeler ve canlı yayınlar düzenlemekte; bilgi paylaşımını ve manevi gelişimi teşvik etmektedir.

Yazarlığın yanında grafik tasarım ve çevirmenlik yapmaktadır. Görsel ve yazılı dili bir araya getirerek üretmeyi, kelimeleri hem estetik hem de anlam boyutunda işlemeyi önemser. Bir yandan da oğlu Ali’nin büyüme ve manevi gelişiminde aktif rol alıyor.

Rumeysa’yı en çok motive eden şey, insanların kalplerine dokunabilmektir. Yazdığı her satırda, ürettiği her işte bu amacı taşır.

 

 

2📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Hayatımın dönüm noktalarına baktığımda, yazarlığa yönelmemde birkaç olayın çok belirleyici olduğunu fark ediyorum. Öncelikle çocukluk dönemimde kitaplarla kurduğum güçlü bağ beni hep kelimelerin dünyasına çekti. Okudukça içimde bir şeylerin kıpırdadığını, kendi hikâyelerimi anlatma isteğinin büyüdüğünü hissediyordum.

Bir diğer önemli dönüm noktası ise, duygularımı ifade ederken konuşmaktan çok yazmanın bana daha iyi geldiğini fark ettiğim zaman oldu. Yazdıkça rahatladım, derinleştiğimi gördüm. Günlükler, küçük metinler, taslaklar derken yazma eylemi benim için hem bir kaçış hem de bir kendini bulma yolu oldu.

Son olarak, hayatımda yaşadığım bazı dönüm olayları (kırılma anları, büyük mutluluklar ya da sarsıcı deneyimler) bana şunu gösterdi: İçimde birikenleri paylaşmak, başka hayatlara dokunmak istiyorum. Yazmak bunun en doğru yolu gibi geldi. Bu yüzden bugün, yaşadıklarımı, hayallerimi ve kurduğum dünyaları kelimelerle şekillendirmeye devam ediyorum.

3📌  Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Aslında benim iki kitabım aynı anda yayımlandı. Işığın Yankısı ve Zamanın Çırakları.

4📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Bütün uğraştığım zamanlara ve sıkıntılara değdiğini…

5📌  Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Işığın Yankısı’nda Elaha karakterini kendimle özdeşleştirdim. Onun kararlılığı, cesareti ve korkusuzluğu bende de var.
Zamanın Çırakları’nda ise Emir gibiyim aslında. Pişman olduğum şeyler için zamanı geri almak isteyebilirdim…

6📌 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Bir önceki soruda tam da bunu anlattım. Elaha ve Emir’de kendimi gördüğüm noktalar var. Biri genç bir kadın biri ise küçük bir çocuk.

7📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Işığın Yankısı için: Kimi yolculuklar ayaklarla değil, kalplerle başlar. Bu kitap, zincirlerinden kurtulmaya çalışan iki adamın ve ışığını keşfeden bir kadının hikâyesi. Fakat onların yolculuğu yalnızca kendilerini özgürleştirmek için değil, koca bir krallığın karanlığa teslim olmaması için. İhanetin gölgesinden, dostluğun sıcaklığına, savaşın gürültüsünden aşkın fısıltısına kadar uzanan bir macerayı anlatıyor. Elaha’nın içindeki ışıkla, Aelric’in taşıdığı yankı birleştiğinde, sadece zincirler değil, kaderin sınırları da kırılıyor.

Ama unutmayalım: Her zafer yeni bir sınavı çağırır. Ve kahramanların en büyük mücadelesi, çoğu zaman kendi kalplerinde başlar.

Bu yolculukta, onların umutlarına, korkularına, öfkelerine ve tutkularına tanık oluyoruz. Belki kendi iç ışığımızıı da buluyoruz.

Zamanın Çırakları ise; 11 yaşındaki Emir için yaz tatili sıkıcı başlıyor. Ta ki kasabanın arka sokaklarında gizemli bir saat tamircisinin dükkânını bulana kadar. Bay Kadran’ın atölyesinde tiktaklarla dolu dünyaya adım atan Emir, zamanı değiştirebilen büyülü bir kum saatiyle karşılaştığında her şey değişiyor.

Başta küçük hataları düzeltmeye çalışan Emir, arkadaşı Zeynep’le birlikte çok daha büyük bir oyunun içine çekiliyor. Zamanın iplikleriyle oynadıkça kasabanın düzeni bozuluyor, rüyalar gerçeğe karışıyor, hayat tehlikeye giriyor.

Artık onların önünde tek bir yol var: Geçmişi değiştirmeye çalışmak yerine, onun verdiği dersi anlamak. Hatalarından ders çıkartmak ve yollarına devam etmek. Bu yolculuğa şahitlik ediyoruz.

 

8📌 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Yazdığım kitapların benim için anlamı çok derin. Her kitabım, hayatımın belli bir döneminin duygularını, düşüncelerini ve büyüme sürecini içinde taşıyor. Sanki her sayfada kendimden bir parça var. Bu yüzden kitaplarım benim için yolculuğumun izleri, iç dünyamın sesleri, yaşadıklarımın ve öğrendiklerimin bir yansıması.

Ayrıca yazdığım her kitap, benimle okur arasında kurulan özel bir köprü gibi. İçimden gelenleri bir başkasının kalbine ulaştırabilmek, beni en çok besleyen şeylerden biri. Bazen farkında olmadan kendime terapi yapıyorum, bazen de bir başkasına güç verecek bir cümle buluyorum.

Kısacası kitaplarım, hem beni büyüten hem de başkalarına dokunabildiğimi hissettiren en değerli üretimlerim. Her biri benim için bir anı, bir nefes, bir iz.

9📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?
Yazarken bana ilham veren şey aslında tek bir kaynak değil; hayatın kendisi. Bazen bir cümlenin içimde bıraktığı sızı, bazen bir bakışın taşıdığı anlam, bazen de hiç planlamadığım bir anda gelen bir duygu dalgası… Hepsi yazma isteğini ateşleyen parçalar.

En çok da içimde birikenler ilham veriyor. Düşüncelerim, yaşadıklarım, söyleyemeyip sustuklarım, fark ettiğim küçük ayrıntılar, bir yerde gördüğüm bir sahne, birinin hikâyesi… Bunlar içimde birikince, kelimelere dönüşmek için adeta kapımı çalıyorlar.

Bir de okurlarım var. Yüzlerini hiç görmemiş olsam bile, onlarla kurduğum görünmez bağ. Yazdığım her şeyin bir kalpte yankı bulabileceğini bilmek, bana her defasında yeniden ilham oluyor. Yazmak böylece benim için hem içsel bir ihtiyaç hem de dışarıyla kurduğum en güçlü bağ hâline geliyor.

 

10📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bir fikri yazıya dönüştürmeye beni iten duygu genelde aniden içimde yükselen o “taşma hissi.” Bir şey olur, bir kelime duyarım, bir sahne görürüm ya da bir duygu içimde fazla büyür… Ve o an, sanki yazmazsam eksik kalacakmışım gibi hissederim. Bu bazen çok minicik bir an olur; kimsenin fark etmediği bir detay, bir yüz ifadesi, bir sessizlik bile. Ama içimdeki bir noktaya dokunur.

Aslında beni harekete geçiren şey, o anın bende bıraktığı titreşim. İçimde bir kapı açılır; o titreşim kaybolmadan kâğıda dökmek isterim. Çünkü o anı yakaladığımda, yazıya dönüşmezse sanki yok olup gidecekmiş gibi gelir.

Çoğu zaman çok sakin ama çok derin bir “buldum” hissi. Bir fikrin yavaşça şekil alışı, sonra da içimde “artık beni yaz” diye fısıldaması. Başladığım her metin de tam o fısıltının peşine düşmemle başlar.

11📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Bir yazar olarak üretim rutinim aslında çok katı kurallara bağlı değil; daha çok iç ritmime, o günün duygusuna ve zihinsel açıklığıma göre şekilleniyor. Ama yine de kendime ait bir düzenim var. Yazarken odaklı kısa oturumlar beni daha verimli kılıyor. Bir anda ilham gelmesini beklemiyorum; oturup o alanı açtığımda kelimelerin kendiliğinden akmaya başladığını biliyorum. Bazen günlerce tek bir paragrafla uğraştığım da oluyor, bazen bir oturuşta sayfalar dolusu yazıyorum; rutinin esnekliği de aslında yaratıcı enerjimin bir parçası.

12📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Üretim rutinimin olmazsa olmazı ise sessizlik, bir fincan içecek (çoğu zaman kahve), ve zihnimi dağıtmayan bir ortam. Bu kombinasyonla kelimeler en doğru hâllerine daha kolay kavuşuyor. Yazma sürecim, disiplinle sezginin dengede olduğu bir ritme benziyor. Genelde günün sakin zamanlarını tercih ediyorum. Ya sabahın erken saatlerini ya da herkesin sustuğu akşam saatlerini. O sessizlik, düşüncelerimin netleşmesine yardım ediyor. Kalemi elime almadan önce mutlaka kısa bir zihinsel hazırlık yapıyorum: ya birkaç satır not alıyorum ya da o gün yazmak istediğim şeyin etrafında biraz düşünsel dolaşıyorum.

13📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, aslında kendi içimdeki sesi susturmak oldu. O eleştiren, “Bu yeterince iyi değil” diyen, her cümleyi daha oluşmadan sorgulayan o iç ses… Yazarken en büyük engelim buydu. Çünkü bazen hikâye akıyor, duygu yerini buluyor ama zihnim sürekli “Daha iyisi olmalı” diye fısıldıyordu. Bir diğer zorluk da duygusal yoğunluk. Bazı metinleri yazarken tekrar tekrar aynı duygunun içine girmek, geçmişe dönmek, yüzleşmek… Bunlar hem yıpratıcı hem de bir o kadar gerekli. Ama her yazar bilir ki, kelimelerin içindeki derinliği yaratmak bazen insanın kendi derinliğine temas etmesini mecbur kılar; o da kolay değil. Ve tabii ki istikrar… İlhamın peşinden koşmak yerine, ilham olmasa bile yazmaya oturmak. O masaya oturmak, boş sayfaya bakmak, ilk cümleyi çekip çıkarmak… İşte bu, bazen tüm sürecin en çetin kısmı oluyor.

Yine de tüm bu zorluklar, kitabın son sayfasını bitirdiğimde anlam kazanıyor. Çünkü zorlandığım yerler aslında beni büyüten yerler oluyor.

14📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hayır. Vazgeçmek bana göre bir his değil.

15📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Çocuklar için; pişmanlıklarımızdan ders çıkartmamız onları tekrarlamamak için gerekli en önemli şey. Romanım da ise kararlılık ve cesaretin bizi en iyi sonuca ulaştıracağını anlatmaya çalıştım.

16📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okuyucunun metnin sonunda zihninde tek bir şeyle kalmasını istemem; ama bir hissin onlarda yer etmesi benim için en değerlisi. Bazen bir cümle, bazen bir duygu, bazen de kendi hayatlarına dair küçük bir sorgulama… Ne olursa olsun, metni kapattıklarında içlerinde hafif bir sızı, bir sıcaklık ya da bir farkındalık olsun isterim. Metni bitirdiklerinde sadece okudukları bir hikâye değil, yanlarında taşıyacakları bir his kalsın. O his, benim yazma nedenlerimden biri zaten.

 

17📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucular kendilerine dokunan bir şey bulmak için okumalılar. Çünkü yazdığım her metin, duygunun içinden süzülerek geliyor. İçinde samimiyet, içtenlik ve insanı insan yapan o kırılgan alanlar var. Kitaplarımda süslü söylemlerin peşinden gitmiyorum; gerçek hislerin, iç yaraların, tamamlanmamış yanların peşinden gidiyorum.

Okurlar kitabımda yalnızca benim anlattıklarımı değil, kendi hikâyelerinin gölgelerini de buluyor. Kitabım, hızlıca tüketilen bir metin olmak için değil; okur kapattığında bile içinde yankısı süren bir deneyim olsun diye yazıldı. Bir tür “iç yolculuk” gibi… Bazen sakin, bazen sarsıcı, ama her zaman gerçek. Okuyucu kendi kalbine bir adım daha yaklaşmak istiyorsa, benim kitabım tam da o adımın yanında duran bir eşlikçi olabilir.

18📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni diğer yazarlardan ayıran şey yazıya yaklaşma biçimim. Benim için yazmak sadece bir anlatma eylemi değil; bir hissettirme ve iç çözümleme alanı. Metinlerimde kurgu kadar duygunun ağırlığı da belirleyici. Okuru hikâyeye değil, hikâyenin içindeki ruh hâline çekmek istiyorum. Duygunun ortasına korkmadan inmem, gerçekliği süslemeden anlatmam ve okurun iç dünyasında gerçekten bir yer açmaya çalışmam. Yazdığım her şeyin “bir iz” bırakma derdi var; bu da yazarlığımın temel çizgisi.

19📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Edebiyat yolculuğuna yeni çıkan genç yazarlara söylemek istediğim en önemli şey şu: Kendinizi aceleye zorlamayın. Yazmak bir yarış değil, bir iç keşif yolculuğudur. Herkes kendi hızında büyür, kendi zamanında olgunlaşır. Başkalarının yazdıkları, başarıları, tempo ve tarzları sizi korkutmasın; sadece ilham olsun. Bir diğer önemli şey, kendi sesinizi bulma sabrını göstermeniz. İlk metinleriniz belki size bile yabancı gelecek, belki çok dağınık olacak, belki istediğiniz kadar “iyi” olmayacak. Ama hiçbir iyi yazar ilk günden kusursuz başlamadı. Ses, deneye deneye, yanlışa düşe düşe, cesaretle tekrar tekrar

yazınca oluşuyor. Ayrıca şunu bilsinler: Duygularından korkmasınlar. Yazarlığın en büyük gücü, insanın kendi içinden çıkardığı samimiyettir. Başkası ne der diye düşünmeden, saklamadan, inceliğiyle ve kırılganlığıyla yazabilmek… İşte gerçek edebiyat orada başlıyor.

Ve son olarak: Okumaktan vazgeçmesinler. Okumak, yazmanın en derin nefesidir. Hem zihni besler hem dili şekillendirir hem de insanın ufkunu açar.

20📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Sevgili yolcu, kelimelerinle ilk kez yola çıkarken bilmeni isterim ki, en büyük cesaret bazen sadece o boş sayfaya ilk kelimeyi yazmaktır.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir