Köşe Blog Yazıları

GÜLNAZ OKUYAN :EVET’in Sınırsızlığı HAYIR’ın İmkansızlığı

EVET’in Sınırsızlığı  HAYIR’ın İmkansızlığı Evet ve hayır. Onay ve ret. Bütün soruların kilidi olan iki yanıt aslında. Peki yanıtlar bu kadar basit midir sizce? Elbette değildir.  Gerek çocuk yetiştirmede, gerekse ikili insan ilişkilerinde kilit rolü oynar yanıtlarımız. Evet sonsuz bir umman gibidir. Hayır ise sıkı sıkı kapatılan bir kapı.  Birisi denizde boğulmaya diğeri kapalı kapılar ardına sığınmaya benzer. Peki sizler evetçi misiniz yoksa hayırcı mı?  Evet  demek bu kadar kolayken, hayır demek neden zordur sizce? Daha doğrusu hayır diyememek, her şeyi onaylamak, her isteğe boyun eğmek, şartsız hudutsuz evet demek ne kadar doğru? Evet’in bir sınırı var mı? Ebeveynler çocuklarının…

GİZEM GÖKMEN:YIRTIK ÇARIKLARIN ZAFERİ

Yırtık Çarıkların Zaferi Toprak yollarda çetin bir mücadeleyle yükselen tozlar, ufku ve gökyüzünü kızıla boyamıştı. Barutun genzi yakan keskin kokusu ciğerlerimizi kavuruyordu; fakat o dumanın hemen ardında, genzimizi sızlatan bambaşka bir nefes vardı: Bulutların arasından süzülüp gelen, özgürlüğün ve umudun kokusu. O gün orada ne münferit bir “ben” vardı ne de yabancı bir başkası… Sadece ve sadece “biz” dik. Bizi biz kılan, yan yana durduğumuzda omuzlarımıza binen o kederli ama sarsılmaz ortak yüktü. Büyük bir zaferin ilk adımlarını; tabanları aşınmış, bağları defalarca dikilmiş nasırlı çarıklarımızla atıyorduk. Yolların kırılamayan sivri taşları artık ayaklarımızı acıtmıyordu; aksine, altımızda şahlanan bir toprağın feryadına ve…

MUTARA VARDAR YAŞAR:İyiliğin Öğretilmeyen Sınırı

İyiliğin Öğretilmeyen Sınırı Bir çocuğa iyi olmayı öğretmekle başlıyoruz çoğu zaman.Paylaşmayı, affetmeyi, alttan almayı…Kırmamayı, üzmemeyi, uyumlu olmayı… Çünkü biz, iyi insanların daha az incindiğine inanıyoruz.Hayatın onlara daha nazik davranacağını düşünüyoruz.Sanki iyilik, görünmez bir zırh gibiçocuğumuzu koruyacak sanıyoruz. Ben de öyle düşündüm. Kalbi kırılmasın istedim.Kimseyi kırmasın istedim.Daha az ağlasın, daha az incinsin diyeonu hep “iyi” olmaya yönlendirdim. Bazen içimden geçen tek şey şuydu:“Boş ver, büyütme… sen alttan al.”Çünkü bana göre önemli olan,onun haklı çıkması değil, üzülmemesiydi. Bir gün, küçük bir kırgınlık vardı.Çocukça bir küslük…Belki birkaç gün içinde kendiliğinden geçecek,belki de çoktan unutulacak bir şeydi. Ama ben bekleyemedim. O küslük bitmeli diye…

GÜLÜN ÖZÜ ÖZÜNDEN YAZAR:SEVDİM SENİ

SEVDİM SENİSevdim seni bilesin.Sendeki o tertemiz ruhunu sevdim .Sevgi sadece yakınlıkla olmaz kiBen senin uzaktan uzağa bakışlarını sevdim. O derin bakışta kederi gördüm.Sorsan da kelimelere ben dökemezdim.Dilim lal olur sen bilemezsin.Ben senin o dik duruşunu da sevdim.Bir akşam saati gece yarısı.Bir fırtına ile çıktım dışarı.Meğerse o fırtına kalbimde koparmış.Ben seni gizliden gizliye sevdim. Karışma dokunma hiç soru sorma.Bırak öyle kalsın aklımla kalbim arasında.Söylesem de çaresi yok bu sevdanın.Ben seni kendime bile söylemeden sevdim.Ben seni tertemiz hiç kirletmeden sevdim.GÜLÜN ÖZÜ ÖZÜNDEN YAZAR:

Remziye Gönenç Koşar: VEFA

Vefa: Geçmişten Geleceğe Taşınan İyilik Hayatından çıkmış ama sana yaptığı iyiliği hâlâ unutmadığın biri var mı? Belki yıllardır görüşmüyorsunuz. Bir zamanlar aynı ortamı paylaştınız, zor zamanlarda birbirinize destek oldunuz. Sonra hayat değişti; yollar ayrıldı, insanların hayatındaki yerleri değişti. Peki bir ilişki sona erdiğinde, geçmişte yaşanan güzel şeyler de sona ermek zorunda mı? Ben vefayı biraz da bu soru üzerinden düşünmeye başladım. Geçmişte zor zamanlarımızda birbirimize destek olduğumuz insanlar oldu. Sonra hayat bizi başka yerlere götürdü. Bazılarıyla bağımız devam etti, bazılarıyla etmedi. Ama benim için değişmeyen bir şey vardı: Geçmişte yapılan iyilik, geçmişte kalmak zorunda değildi. Çünkü benim için vefa önce…

İBRAHİM ŞAŞMA:GÖZLERİMDEN ÖP BENİ

GÖZLERİMDEN ÖP BENİ              Hatırlar mısın annem, ceviz oyması sandığında en kadim hüzünleri saklardın. Sandığın kapağını her açışında toprak damlı evimizin içerisine müthiş bir naftalin kokusu yayılırdı. Şimdi yastıklarda, yorganlarda ne zaman bu kokuyu duysam takvimlerden irtifa kaybediyor, zaman ve mekân ötesine düşüyorum anne. Nedense naftalin kokusunu her özümseyişimde, mevsimlerden zemheri oluyor ve ben hep üşüyorum, hep üşüyorum. Ruhunu eleyip, varlığını göğe savuranlardan, öfkeyle şahlanan bir atın dörtnala koşması gibi semaya yükselenlerden birisi de sen ve babam olunca, bu naftalin kokusu daha ağır gelir oldu bana.  Bizim türkümüzün güftesi naftalin konusunda yazılmıştır annem, ezgimiz o naftalin kokusunda duyulmuştur hep.   Koşarken…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:Mutluluk Neydi?

Mutluluk Neydi? Ne çok şey yazıldı, çizildi mutluluğa dair… Sahi, mutluluk neydi? Bugün bunu düşündüm uzun uzun. Sonra gözlerim uzaklara daldı. Karar veremedim; ben en çok nerede mutlu olmuştum? Büyük şeyler gelmedi aklıma. Bazen fırından yeni çıkmış sıcak ekmek mutlu etti beni. Dönüş yolunda, sıcağı geçmeden tereyağı sürüp yemek için koştuğum … Bazen radyoda çıkan eski, tanıdık bir şarkı gülümsetti yüzümü. Bağıra bağıra eşlik ettiğim… Kimi zaman kuruyan çamaşırlara bile gülümsedim. “Tam bunu giyip çıkacaktım evden.” dediğim… Bazen çocuğumun aldığı bir not mutlu etti beni. Emeğinin karşılığını aldı diye sevindiğim… Bazen son dakikada yakaladığım otobüs mutlu etti. Bir sonrakinin yarım…

HAYAT OKULU YAZARI:GÜÇLÜ KADIN

“Daha yazmaya başlamadan içim sızladı, gözlerim doldu. Geçmişte olan bazı acılarla hâlâ yaşarsın. Bende o acılardan çok var. Bugün birini yazacağım. Babamdan, babamın hastalığından dolayı o zor yılları yaşadım; hep dik durdum. İzin vermedim bana büyüklük yapsınlar; çünkü onların büyüklüğü yoktu, kalpleri karaydı, yanlışlıklarla doluydu. Ama ben doğru bir insanım; asla yanlış yola gitmem, aç kalsam da gitmem. Geceleri hep babamı düşünüp uykumu haram ederdim çünkü o hep gülerek konuşan biriydi, öylece gözleri bakardı hareketsiz sadece bakıyordu. Hep mücadele ettim, hep savaştım hayatla. Daha yaşım neydi ki? Şimdi sinirliyim, erkek gibi sertim. Ve bazıları bana ne diyor, biliyor musunuz? Sen…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Kendime Bir Dost Ararken

Kendime Bir Dost Ararken Yıllar sonra dostluk üzerine düşündüğümde, aslında neyi özlediğimi daha iyi anlamaya başladım. Hayatımda insanlar oldu. Konuştum, dinledim, paylaştım. İnsanların hayatlarına dokundum, onlar da benim hayatımdan geçti. Fakat geriye dönüp baktığımda kendime itiraf etmek zorunda kaldığım bir şey vardı: Ben hiç gerçek anlamda dostluk kurmamışım. Bunu ilk fark ettiğimde yalnızca bir eksiklik sandım. Sonra eksikliğin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Birlikte kahve içeceğim, güleceğim, dertleşeceğim birini mi arıyordum? Evet. Ama yalnızca bunu değil. Benim için dostluk, iki insanın birbirinin hayatını gerçekten merak etmesiydi. Birinin sürekli anlatıp diğerini dinleyici konumunda bırakmadığı; “Sen nasılsın?” sorusunun gerçekten sorulduğu bir ilişkiydi. Birlikte…

YEŞİM ŞAHİN YAMAN:Torosların Karı

Torosların Karı Adana’da yaz, güneşin gökyüzünde durması değildi. Güneş sanki aşağı iner, sokakların arasına yerleşir, duvarlara, kaldırımlara, insanların omuzlarına dokunurdu. Öğle vakti asfaltın üzerinden yükselen sıcaklık uzaktaki evleri titreştirir, portakal ağaçlarının yaprakları bile gölge ararmış gibi birbirine sokulurdu. On üç yaşındaki Mert, böyle günlerde arkadaşlarının çoğu gibi evde vantilatörün karşısında oturmayı isterdi. Ama dedesi Hasan Usta’nın başka bir fikri vardı. “Haydi bakalım,” derdi her sabah. “Dükkân kendi kendine açılmıyor.” Dükkân dedikleri yer, eski bir apartmanın altında küçücük bir yerdi. Kapısının üzerinde yıllardır güneşte solmuş bir tabela asılıydı: TOROS BİCİ BİCİ – HASAN USTA Mert tabelaya her baktığında gülerdi. “Dede, şu…