Köşe Blog Yazıları

GÜLNAZ OKUYAN:KEŞKENİN ACIMASIZLIĞI

Keşkenin Acımasızlığı Keşke diye başlar bütün cümleler. Ne tatsız bir lokmadır keşke. Hem geçmişe bir sitemdir hem de geleceğe bir handikap. Cevabını bildiğimiz sorunun, hayıflanmasıdır. İnsan neden keşkelere sığınır ya dilinden eksik etmez? İnsan bir keşkeden mi ibarettir yoksa? O arzuladığı yaşamı kaçırmanın, o bildiği soruyu yanlış cevaplamanın pişmanlığı mıdır yoksa içten içe? Pişmanlık keşkeyi doğurur elbette. Keşke önce zihnimize düşer, sonra gönlümüze, en son dilde yankı bulur. Sanki zihnimiz ile yüreğimiz bu ağır yükü taşımak istemez de, dilimizden dökülürse ferahlamış olur. Öyle değil midir sizce de? Hani içinizde tuttuğunuz sözcükler sıkışır kalır ya yüreğinizde, anlatınca huzur bulur. Bazen yükümüzü…

BÜNYAMİN AKAN:AYRILIK

Ayrılık Aşka çıkmadı hiçbir zaman yolum. Zor, uzun, sıkıntılı oldu. Hep yolum. Sevgilimin evinin önünden geçmedi hiç yolum. Ayrılığa çıktı, aşka isterken yolum. Yürürken ayaklarım nasır tuttu aşka doğru. Nefesim kesildi, gidemez oldum aşka doğru. Ey sevgili! İstiyorum yolum gitsin sana doğru. Tükenmesin umutlarım, istemiyorum ayrılığa çıksın yolum. Hayatım ayrılıklarla geçti. Yatılı okul, ailem, sevdiklerim ve sevgili. Ömrüm çile çekmekle geçti. Her şeyimi aldı ayrılık, olmadı benimle bir sevgili. Ne olur! Git başımdan ayrılık. Rahat bırak beni, istemiyorum yalnızlık. Ailem, sevgilim, yanımda olsun artık. Önüme çıkma, çekil yolumdan ayrılık.

MUHAMMED ALİ ÖZCAN:Gururumu Hiçe Saydığım

Gururumu Hiçe Saydığım Ne olursa olsun beni böyle çaresiz bıraktığını asla unutmayacağım.Onca çabama rağmen bana karşılık vermediğini, herkese adaletli olup beni hakettiğim yere koymayışını, senin için çırpındığımı gururumu hiçe saydığımı, seninle konuşurken hızlanan kalp atışlarımı ama günün sonunda hevesimin kursağımda kalışını asla unutmayacağım. 💔🍂

Özünden yazar : UMUTLAR TÜKENMEDİ

UMUTLAR TÜKENMEDİ:Kim bilir belki de Allah bir an içinde asla değişmeyeceğini sandığın her şeyi değiştirir. Hiç ihtimal vermediğin kapılar ansızın açılır en karanlık sandığın anlar bir anda aydınlığa döner.Kalbini yoran yükler hafifler, içini sıkan dertler yerini derin bir ferahlığa bırakır.Çünkü o dilediği zamanın akışı bile bambaşka bir hal alır. Sabırla beklediğin her şey en doğru vakitte sana ulaşır. Geciken duaların aslında seni en güzel ana hazırladığını anlarsın. Kaybettim sandıkların belki de seni koruyan bir rahmettir.Her Bitişin içinde sağlıklı bir başlangıç olduğunu fark edersin . Ve kalbin yavaş yavaş tevekkülün huzuruyla dolmaya başlar. Çünkü insan anlar ki her şey onun takdiri…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:Nefes Alıyorsun Hisset

Nefes Alıyorsun Hisset  Kederli yüzler, yorgun hayatlar… Kimsenin durup nefes almaya vakti yok şu yalan dünyada. Sürekli koşuyoruz. Niçin koştuğumuzu, nereye yetişmek istediğimizi bilmeden… Varacağımız bir yer var mı, onu da bilmiyoruz. Gece gündüz bir ekmek kavgasının içindeyiz ama o ekmeği oturup ağız tadıyla yiyecek vakti bile bulamıyoruz. Çocukları büyütme telaşındayız; fakat onlar büyürken neleri kaçırdığımızın farkına varmıyoruz. Denizin mavisini, ormanın yeşilini, kuşların cıvıltısını… Görmeden, duymadan, hissetmeden geçip gidiyor ömrümüz. Sahi, nereye koşuyoruz biz? Bunca telaş, bunca hırs, bunca yorgunluk… Sonunda varacağımız yer bir avuç toprak değil mi? İnsan, bir daha dünyaya gelmeyeceğini bile bile nasıl bu kadar kayıtsız kalabilir…

GİZEM GÖKMEN:Dikiz Aynasındaki Siluet

Dikiz Aynasındaki Siluet Sevgiye ulaşmanın yolu inanmaktan mı geçer, yoksa sonucu düşünmeden yola atlamakta mıdır marifet? Gecenin kanatlarına tutunarak beklediği ruhun peşinden koşmak yorar mı insanı? İkimiz de yorulursak eğer, birbirimizin kalbine yaslanarak dinlenebilecek miyiz? Ben de sonucunu düşünmeden atladım yola; peşinden koştum ve yetiştim sana. Yan yana şeritlerde dinleniyorduk. Kalbim kalbine yaslanmak istediğinde sana yeşil yanmıştı, bense hâlâ kırmızı ışıkta bekliyordum… Sen yolunda ilerlerken ben sana yeniden yetişmek için şerit değiştirmeye çalışıyordum; sen ise bir kere bile arkana bakmadan uzaklaşıyordun. Yeşil ışık bana yandığında, sana yetişmek için yeniden koşmaya başladım. Gözüm hiçbir şeyi görmeden, geçtiğin her şeride atladım. Hayat…

TOLGA ÖZDOĞAN:Kelimelerin Ruhu ve Dijital Çağın İllüzyonu: Yeni Kurguların Eşiğinde İnsan

Kelimelerin Ruhu ve Dijital Çağın İllüzyonu: Yeni Kurguların Eşiğinde İnsan Bugün edebiyat dünyasında en hararetli tartışmalardan biri, 2026 Commonwealth Ödülleri ve çağdaş edebiyat dergileri etrafında yeniden alevlenen ‘yapay zeka kurguları ve edebiyatın fast-foodlaşması’ meselesi. Son dönemde raflara çıkan yeni romanları ve dünyada ses getiren kurguları incelerken zihnimi kurcalayan temel soru şu oldu: İnsan, kelimeleri hızla tüketen birer veri dizisine mi dönüştürüyor, yoksa edebiyatın o yavaş, sancılı ve büyüleyici ruhuna her zamankinden daha mı muhtaç? Riley Sager’ın yeni romanı The Unknown’dan Frode Grytten’in derinlikli insan tahlillerine kadar son günlerde öne çıkan eserler, aslında bize hep aynı gerçeği fısıldıyor: İyi bir edebiyat…

SEVDA ANLI:Hayata Gülümseyebilmek

Hayata Gülümseyebilmek Hayat bazen insana gülmeyi unutturacak kadar ağırlaşır. Sabah gözümüzü açtığımızda aklımızda yetişmesi gereken işler, ödenmesi gereken faturalar, çözülmesi gereken sorunlar vardır. Kimi zaman bir telefon bekleriz, kimi zaman bir haberden korkarız. Kimi zaman da kimseye anlatamadığımız bir yükü içimizde taşırız. Yine de dışarı çıkarız. İnsanların arasına karışırız. “İyiyim.” deriz ve bazen gerçekten iyi olmadığımız hâlde gülümseriz. Belki de insanın en büyük dirençlerinden biri budur: Hayat bütün ağırlığıyla üzerine gelirken bile gülümseyebilmek. Bu noktada Kemal Sunal’ı hatırlıyorum. Onu düşündüğümüzde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm oluşuyor. Çünkü onun canlandırdığı karakterler çoğu zaman hayatın en sıradan, en çaresiz, en saf insanlarıydı. Mahallenin…

SAMİ BAŞAR:LÜZUMSUZ İŞLER MÜDİRESİ

LÜZUMSUZ İŞLER MÜDİRESİ(Öykü) “Bak canım kardeşim, benim bu müdireden hiç ümidim yok. Bir kendini beğenmiş, bir kendini beğenmiş ki anlatsam inanmazsın! Nasıl olmuş da bizim şirkete gelmiş, kim buna torpil olmuş? İnanılır gibi değil! Genelde ofiste bulunan çalışanları yanına çağırır, boş beleş işler verir. Lüzumsuz işler müdiresi! Neymiş efendim: — Sana verdiğim kâğıdı yazdın mı? Ya sen dosya sayfalarını numaralandırdın mı? Dizi pusulasını yaptın mı? Bak bak, şu post-it’leri yapıştıracaksın! Benim kendime göre kaidelerim, metotlarım vardır. Önce düzen! Düzenli çalışacaksın. Şimdi siz benim evimi bir görseniz; her yer tertip ve düzenlidir, her şey yerli yerindedir. Taaa ben ilk mektepten beri…

SAMİ BAŞAR:NERİMAN

NERİMAN (Öykü) Şehrin tertemiz havasını Çay Mahallesi’ndeki iki katlı toprak damlı evlerinin penceresinden soluyor, çam kokularını ciğerlerinde hissediyor, güneşin kendisi gibi tembel tembel uyanışını seyrediyordu. Neden sonra Hıdırlık’a doğru baktı Kemal. Alabildiğine derin bir nefes alarak çam kokularını içine çekti. Sonra da bir “Ooohhh!” sesi duyuldu Kemal’den. Ardından derin bir “Ooohhhh!” sesi daha. Odası yine dağınıktı. Akşamdan okuduğu kitaplar, gazeteler, dergiler odasının dört bir yanına dağılmış; akşamdan içtiği sigaralar kül tablasını izmaritleriyle doldurmuş, biten sigara paketi masanın üzerine buruşturulmuş bir vaziyette atılmıştı. Odasının içinde biraz dolaştı. Gazetelere bir göz attı; bu sabah canı gazete okumak istemedi. Akşamdan dağınık gazeteleri topladı,…