- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Arzu Eryılmaz. 1978 doğumluyum ve iki erkek çocuk annesiyim. Aslında bu soruya en güzel cevabım şu olur. Ben hayatı tersten yaşayan biriyim. Ama bunu bir geç kalmışlık olarak görmüyorum. Okul sıralarından elimde olmayan sebeplerden dolayı uzak kaldıktan sonra, çocuklarımın eğitimlerini tamamlayıp kendi yollarını çizmelerinin ardından eğitim hayatıma yeniden döndüm. Ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirdikten sonra, bugün Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmaya artık günler saymanın, o güzel eşikte durmanın mutluluğunu yaşıyorum. Yaşadığım bu yolculuk bana şunu öğretti. İnsan nefes aldığı sürece hiçbir şey için geç kalmış sayılma
2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Yazarlık benim için sonradan başlayan bir şey değil, çocukluğumdan beri içimde büyüyen bir tutkuydu. Gençlik yıllarımda yazar, sonra da yazdıklarımı yok ederdim fakat kitap okumaktan, kaleme ve kitaplara olan o bağlılığımdan hiçbir zaman vazgeçmedim. Benim için en büyük kırılma noktası, üniversiteyi kazandıktan sonra değerli Dilek Çoban hocamla tanışmam oldu. Onun vesilesiyle, çok kıymetli hocamız Prof. Dr. Hasan Güneş’in açık öğretim öğrencileri için kurduğu ‘Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları’ topluluğuna katılma fırsatı buldum. Bu güzel topluluk içinde yer almak, benim için hayatımın en kıymetli hazinesi haline geldi. Edebiyat eğitimiyle, hocalarımla ve bu çatı altında iç içe olmak, çocukluğumdan beri içimde sakladığım o yazma arzusunu bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Hayatımın farklı dönemlerinde biriken tüm yaşanmışlıklar, bugün kalemimi besleyen en güzel kaynaklara dönüştü.
3.Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Hayır, kaleme aldığım ilk eser bireysel bir kitap değildi. Yazarlık serüvenimdeki ilk somut adımım, ‘Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları’ topluluğumuzla çıkardığımız kolektif öykü kitabında yayımlanan ‘Kayıp Renkler’ adlı öykümdü. O öykünün basılması ve okuyucuyla buluşması benim yazarlık hayatımın miladı oldu diyebilirim. Kolektif kitaplardaki o ilk heyecan ve adımlar, sonrasında kendime ait olan ‘Benim Eylülüm’ adlı şiir kitabımın da yolunu açan çok kıymetli bir başlangıçtı.
4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Çocukluğumdan ve gençliğimden beri yazıp yazıp yok eden o genç kızın kelimeleri ilk kez kalıcı olmuştu. İçimde Renkler’ öykümü basılı bir kitabın sayfalarında gördüğümde, içimde hem çok derin bir şükür hem de çocuksu bir heyecan hissettim. O ilk adım bana, hayallerin doğru zamanda ve doğru insanlarla buluştuğunda nasıl gerçeğe dönüştüğünü gösterdi. Yıllarca kaleme ve kitaplara duyduğum o sessiz bağlılığın, nihayet okuyucuyla buluşan somut bir sese dönüşmesi tarif edilemez bir mutluluktu.
5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Benim kalemimde eylülün hüznü kadar, o hüznün ardındaki umut ve yeniden başlama azmi de hep vardır. Eserlerimde en çok sabır, umut, vefa ve insanın kendi özünü bulma temaları tekrar eder. Beni doğrudan yansıtan bir karakter yok belki ama öykülerimde ya da şiirlerimde bir şekilde hayata tutunmaya çalışan, kaleme ve kitaplara sığınarak kendi yolunu çizen her karakterde benden çok güçlü izler bulabilirsiniz. Yazmak zaten insanın kendini sakladığı kadar, o kelimelerin arasında kendini yeniden keşfetmesi yolculuğudur.
6.Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Çok sık olur. Karakterlerimin her birine doğrudan kendimi koymasam da onların hayata bakışlarında, zorluklar karşısındaki dirençlerinde veya sabırlarında kendimden çok güçlü izler buluyorum. Hayatı tersten yaşamayı göze alan, umudunu hiçbir zaman kaybetmeyen ve umut etmeyi hayal kurmayı en kıymetli hazine bilen her karakterimde aslında aynaya bakıyor gibiyim. Onlar benim kelimelerle inşa ettiğim dünyada benden birer parça taşıyorlar ve ben de yazarken onlarda kendimi yeniden keşfediyorum.
7.Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Elbette. Yazarlık yolculuğuma ilk adımı attığım ‘Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları’ çatısı altında, çok geniş bir yelpazede eserler ürettim. Bu kolektif çalışmalar kapsamında çıkan
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Öyküler,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler II,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler III,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Maniler,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Manilerle Gazze,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Denemeler,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Kamyon Arkası Yazıları,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler IV,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler V,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Mitolojik Öyküler,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler VI,
Bir İdik Bin Olduk Edebiyat Çalışmaları: Şiirler VII,
Kitaplarında kalemin izin verdiği pek çok türde okuyucuyla buluştum. Hatta tüm bunlara ek olarak, şu an basım aşamasında olan çocuk masalları kitabında da bir eserim yer alıyor.
Burada özellikle gurur duyduğum bir parantez açmak istiyorum. Bizler Anadolu Üniversitesi öğrencileri olarak bu kitaplardan herhangi bir maddi kazanç elde etmiyoruz. Eserlerimizin telif ve satış gelirlerini tamamen sosyal yardım projelerine bağışlıyoruz.
Hatta bu anlamlı toplumsal katkılarımız ve çalışmalarımız sayesinde, Türkiye Toplum Hizmetleri Vakfı yani TOVAK tarafından Prof. Dr. Yahya Özsoy Toplum Hizmetleri Ödülü’ne layık görüldük.”
Tüm bu ortak heyecanların ve birikimlerin ardından, tamamen kendime ait olan ilk bireysel eserim ise ‘Benim Eylülüm’ adlı şiir kitabım oldu.
Bu yönüyle hem kolektif ruhu hem de bireysel sesimi yansıtan kıymetli bir kütüphane oluştu diyebilirim.
8.Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitapların her biri benim için sadece basılı kağıtlardan ibaret değil, hayatımın farklı dönemlerine ait birer sabır, umut ve yeniden başlama hikayesidir. ‘Bir İdik Bin Olduk’ çatısı altında çıkan kolektif kitaplar, bana edebiyatın paylaştıkça çoğalan o birleştirici gücünü ve yalnız olmadığımı öğretti. Mitolojiden maniye, öyküden denemeye kadar her türde kaleme aldığım satırlar, içimde yıllarca biriken o yazma arzusunun dışarıya taşan birer damlası oldu. Tamamen kendime ait olan ‘Benim Eylülüm’ ise o uzun ve sessiz yolculuğun, kaleme duyduğum sadakatin birer nişanesiydi. Kısacası bu kitaplar, geçmişte elimden alınan hayallerin, doğru zamanda ve doğru insanlarla nasıl yeniden gerçeğe dönüştüğünün en somut, en kıymetli kanıtıdır.
9.Yazarken size ilham veren şey nedir?
Bana en çok ilham veren şey, hayatın ta kendisi ve insanın o sessiz, içsel yolculuğudur. Bazen sokakta yürürken karşılaştığım bir insanın yüzündeki hüzünlü bir çizgi, bazen bir yaprağın dalından düşüşü, bazen de bir çocuğun gözlerindeki o saf umut içimdeki yazma arzusunu tetikler. Ben hayatı gözlemlemeyi, duyulmayan sesleri duymayı seviyorum. Yıllarca içimde biriktirdiğim, sessizce doğru zamanı bekleyen tüm o yaşanmışlıklar, acılar ve sevinçler de aslında en büyük ilham kaynağım. Kısacası kaleme dokunan her duygu, insana ve hayata dair unuttuğumuz o naif detayları hatırlatma çabasıdır.
10.Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten en güçlü duygu, o düşüncenin artık zihnimde ve kalbimde sessiz kalamayacak kadar büyümesidir. O an, adeta içimde yıllarca biriken o yazma arzusunun kabına sığmayıp dışarıya taşma anıdır. Hayatta hepimizin sustuğu, ertelediği ya da sadece hissettiği anlar vardır, işte o anları kalıcı kılma isteği beni kaleme sarılmaya iter.
Unutulmaya yüz tutmuş bir vefayı, kalbe dokunan bir hüznü ya da yarım kalmış bir umudu kâğıda döktüğümde, o duygunun artık özgürleştiğini ve başka yüreklere ulaştığını hissederim. Kısacası o an, kelimelerin kağıtla buluşup canlandığı bir şükür anıdır.
11.Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Yazma eylemi benim için belirli saatlere sığdırılacak bir uğraş değil, bir yaşam biçimi. Bu süreci zihinsel birikim ve masanın disiplini olarak ikiye ayırıyorum.
İlk aşama tamamen iz sürmekle ilgili. Hayatın içindeki insan hikayeleri, kadim mitler ve yaşanmışlıklar zihnime birer tohum gibi düşer. İlhamın ne zaman geleceği hiç belli olmaz; zihnime bir anda bir dize veya kurgu düştüğünde, o an neyle meşgul olursam olayım hemen kaleme kâğıda sarılır, o fikri kaçırmadan yazıya dökerim.
İkinci aşama ise o anlık parlamaları masanın disipliniyle buluşturmaktır. Çalışırken kendi iç sesimi duyabileceğim sakin bir atmosfere ihtiyaç duyarım. Şiir yazarken tamamen kelimelerin musikisine ve içsel ritme odaklanırım, şiir benim için anlık bir patlamadır. Öykü, masal veya kurgu üzerinde çalışırken ise adeta bir mimar gibi hareket eder, atmosferi ilmek ilmek işlerim.
Yazma süreci bittiğinde ise en az yazmak kadar önemli olan “yontma” aşaması başlar. Metne dışarıdan acımasız bir editör gözüyle bakar, hantal kelimeleri elerim. Anlatıyı sıradan bırakmak yerine, en güçlü ve mükemmel haline ulaşana kadar zımparalarım. Özetle benim rutinim, kalemin izinden giderek hayatı yeniden anlamlandırma yolculuğudur.
12.Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Aslında belirli bir yazma saatim yok çünkü ilhamın ne zaman kapıyı çalacağı hiç belli olmaz. Bazen bir sahilde yürürken, bazen ders çalışırken, bazen de tam uykuya geçme halindeyken zihnime bir dize veya hayal dünyamdan kopup gelen bir kurgu düştüğü an, benim için en doğru yazma saatidir. O an aklıma gelen kelimeleri unutmamak için hemen kalemin mührüyle o sarı sayfalara emanet ederim.
Ancak o fikirleri ve öyküleri işlemek için masanın başına geçtiğimde vazgeçemediğim bazı alışkanlıklarım var. Kelimelerin musikisini ve kendi iç sesimi duyabilmek adına dış dünyanın gürültüsünden uzak, tamamen sakin bir atmosfer ararım. Teknolojiyi kullansam da ilk taslaklarda kalemin kâğıtla buluştuğu o organik bağdan vazgeçemem. Özellikle uzun soluklu bir kurgu, öykü veya çocuk masalı üzerinde çalışıyorsam, arka planda ruhu dinlendiren naif melodilerin bana eşlik etmesini severim.
Kısacası benim ritüelim, nerede olursam olayım o ilham anını yakalayıp ardından kendi sessiz sığınağıma çekilerek hayal dünyamı kelimelerle kâğıda dökmektir.
13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Beni en çok zorlayan şey, zihnimdeki o uçsuz bucaksız hayal dünyasını ve yoğun duyguları kelimelerin o dar kalıplarına sığdırmaya çalışmak oldu. Bir de yıllarca sandıkta kilitli kalmış kelimelerimi, o naftalinli haliyle yeniden gün yüzüne çıkarıp günümüze uyarlamak, onlara bugünün diliyle yeniden can vermek tatlı bir sancıydı. Bazen içinizde öyle bir fırtına kopar ya da zihninizde öyle bir dünya canlanır ki, dilin sınırları o hissin büyüklüğü karşısında yetersiz kalır. İşte o eski ve köklü duyguların ruhunu incitmeden, en naif ve mükemmel haliyle bugüne aktarabilme çabası, yazarlığın en zor ama aynı zamanda en büyüleyici kısmıdır.
Tabii bir de zamanı bükmek gerekebiliyor. Hayatı tersten yaşayan biri olarak hem üniversite sıralarında ders çalışmak hem evin sorumlulukları hem de bir anne olarak hayatın koşturmacasına yetişirken, o sakin yazma sığınağını yaratmak bazen büyük bir sabır ve irade gerektirdi. Ama kalemle kâğıt buluştuğunda, o zorlukların yerini hep derin bir şükür anı aldı.
14.Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Tabii ki oldu. Hayatın bizi sınadığı o ağır zorluklar içinde, her şeyden elini eteğini çekme ve vazgeçme noktasıyla sınandığım zamanlar oldu ama içimdeki o köklü edebiyat sevdası her defasında beni elimden tutup ayağa kaldırdı. Elbette hayallerimin elimden alındığını hissettiğim, kelimelerimi sadece kendime saklayıp yazdıklarımı yok ettiğim o uzun ve sessiz yıllarda insan bazen yoruluyor. Sandığın kapağını mecburen kapalı tutmak, o kırılma noktalarında insanı derinden yaralıyor.
İşte tam o sınırlarda, kaleme ve kitaplara sığınmanın benim için geçici bir heves değil, nefes almak gibi bir ihtiyaç olduğunu yeniden hatırladım. Eğer o zorluklarda teslim olup tamamen vazgeçseydim, bugün hayatı tersten yaşama cesaretini gösterip üniversite sıralarına geri dönemez, yıllarca saklı kalmış kelimelerimi gün yüzüne çıkaramazdım. Benim için yazmak, zaten o çıkmaz sokaklarda hayata yeniden tutunma ve direnme şeklim oldu. Bu yüzden ne kadar büyük fırtınalardan geçmiş olursam olayım, kaleme duyduğum o vefalı sadakat beni hep ayakta tuttu.
15.Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimin kalbinde yatan en temel duygu, insanın her ne olursa olsun içindeki gücü keşfetmesi ve kendi özüne, doğasına sadık kalmasıdır. Satırlarımda okuyucuya fısıldamak istediğim en güçlü mesaj, hayatta hiçbir şey için geç kalınmadığı gerçeğidir. İnsan, nefes aldığı ve hayal kurduğu sürece her zaman küllerinden yeniden doğabilir.
Bununla birlikte, modern dünyanın unuttuğu ya da ertelediği bazı köklü değerleri hatırlatmayı çok önemsiyorum. Eserlerimde sabrı, iyiliği, umudu, insan olmanın naifliğini ve o içsel yolculuklardaki direnme gücünü işliyorum. Kalemimle dünü ve bugünü harmanlarken aslında nesiller arasında zamansız bir köprü kurmaya çalışıyorum.
İster bir şiirin mısralarında hüzne ve sevdaya dokunayım, ister kurgusunu ilmek ilmek işlediğim öykülerimde hayata tutunmaya çalışan insanların dünyasına değineyim, ister bir çocuk masalında saf bir dünyanın kapısını aralayayım, vermek istediğim temel mesaj hep aynıdır. Hayat bizi ne kadar zorlarsa zorlasın, kalbimizdeki o temiz inancı korumalı ve bizi biz yapan değerlere sımsıkı sarılmalıyız. Çünkü kelimeler özgürleştikçe ve başka yüreklere ulaştıkça dünya çok daha güzel bir yer haline geliyor
16.Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Her okuyucunun hayattan beklentileri, arzuları ve heybesinde taşıdığı yaşanmışlıkları çok farklı. Herkesin hikayesi kendine göre derin ve ağır… Ben de kalemi eline almış, acıyla yoğrulmuş, hayatın keşmekeşinden payını almış ve belli sınavlardan geçmiş biriyim. Biliyorum ki pek çok okuyucumuz da benzer yollardan geçiyor.
Ben yazılarımla onlara şunu söylemek istiyorum. Ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmemeli… İnsan mücadele ettiğinde, emek verdiğinde ve en önemlisi kendisi için bir şeyler yapmaya başladığında, hayat o güzel günleri mutlaka peşinden getiriyor. Bu yüzden, okuyucunun zihninde ve yüreğinde her şeye rağmen umudu diri tutabilmeyi, onlara ‘hayatta her şey mümkün’ duygusunu bırakabilmeyi çok isterim.
17.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Ben kelimelerle oynamayı değil, onlarla meşk etmeyi seviyorum. Kaleme aldığım her satırda, her sözcükte kendi hayat tecrübelerimin derin izleri, yaşanmışlıkların tortusu var.
Bu kitap, hayatın keşmekeşinde veya kendi içinde kaybolmuş, yüreği paramparça olmuş kadınların sessiz ama derinden gelen direniş öyküsüdür.
Okurlar bu sayfaları çevirirken sadece bir hikâye veya şiir okumayacaklar. Düşmüş ama her seferinde daha güçlü ayağa kalkmış bir ruhun fısıltılarını duyacaklar. Asla vazgeçmemenin, küllerinden yeniden doğmanın ne demek olduğunu kendi içlerinde hissetmek ve o ortak direnişin gücünü paylaşmak için bu kitabları okumalılar.
18.Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Beni farklı kılan, belki de hayatı tersten yaşamış olmamdır. Birçok insan için çok kolay, çok sıradan görünen dönemeçleri, ben ancak büyük ve derin mücadeleler vererek geçebildim. Fakat yaşım kaç olursa olsun, kendimi geliştirmek ve dönüşmek için verdiğim o savaş bana bambaşka bir zenginlik kattı.
Yaşadığım zorluklar beni hırpalamak yerine, insanı ve hayatı çok iyi analiz edebilen keskin bir gözlemciye dönüştürdü. Geçmişteki tüm o yaşanmışlıklar, bugün kalemimde birer emeğe ve edebi olgunluğa evrildi. Ben kâğıda sadece kelimeleri değil, o mücadelelerden süzülüp gelen hayatın ta kendisini döküyorum
19.Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Edebiyat yolunun başındakilere her şeyden önce çok okumayı ve heybelerini doldurmayı öneririm. Yazma sürecinde hayal dünyalarını özgür bıraksınlar ve zihinlerindeki sınırları yıksınlar. Sözcükleri alelade bir şekilde yan yana getirmek yerine, o kelimelerle kalpten bir bağ kurup meşk etmeyi öğrensinler.
Hayat ya da sektör bazen şevklerini kırabilir ama onlar yazmaktan asla vazgeçmesinler. Direnmek ve devam etmek, bir yazarın en büyük gücüdür.
20.Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Genç bir kaleme yazacağım mektubun ilk cümlesi şöyle olurdu: ‘Yüreğinizden süzülen her bir kelimeyi korkusuzca satırlara aktarın, hayal gücünüzün ve umutlarınızın sınırlarını kimsenin çizmesine izin vermeyin.’
Yazarlık yolculuğu, insanın kendi içine yaptığı en uzun ve en güzel seyahattir. Bu yolda en büyük kılavuzunuz, her şeye rağmen içinizde diri tuttuğunuz o umut ışığı olacaktır. Kelimelerin o gizemli dünyasıyla bütünleşmeye başladığınızda, kendi özgün sesinizi bulduğunuzu göreceksiniz. Korkularınızı bir kenara bırakın, kaleminize güvenin ve yazmanın o büyüleyici şifasına kendinizi bırakın.”
Saygılarımla
Arzu ERYILMAZ


1 Comment