RÖPORTAJ: ŞERİFE ÖZ

1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Şerife Öz. 1987 yılında Manisa’nın Soma ilçesinde doğdum ve çocukluğum Karaca köyünde geçti. Köyde büyüyen, hayatı erken yaşlarda tanımak zorunda kalan bir çocuktum. Eğitim hayatım çocukluk yıllarımda kendi isteğim dışında yarım kaldı. Fakat okumaya, öğrenmeye ve kitaplara olan sevgim hiçbir zaman yarım kalmadı.
Yıllar sonra, çocuklarım ilkokulu bitirdikten sonra açık öğretim yoluyla eğitimime yeniden devam ettim; ortaokulu ve ardından liseyi tamamladım. Halk Eğitim Merkezi’nde de dört yıl boyunca eğitim aldım.
Evliyim ve iki çocuk annesiyim. Bugün kendimi yalnızca bir yazar olarak değil, hayallerinin peşinden gitmekten vazgeçmeyen bir kadın olarak görüyorum. Yazmak benim için sonradan edinilmiş bir uğraş değil; çocukluğumdan beri içimde sessizce büyüyen bir duygunun kelimelere dönüşmüş hâli.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Sanırım benim kırılma noktam, yıllarca içimde biriken hayatı kelimelere dönüştürme isteğim oldu. Çocukluğumdan beri yaşadığım, gördüğüm, sustuğum ve içimde biriktirdiğim pek çok şey vardı.
Eğitim hakkımdan mahrum bırakılmış olmam belki yolumu geciktirdi ama kalemimi elimden alamadı. Hayatın bana kapattığı bazı kapıları kitaplarla yeniden açtım.
Bir gün içimde birikenlerin artık yalnızca bana ait olmadığını hissettim. Yazmaya başladım. O noktadan sonra kalem benim için sadece bir araç değil, kendimi ifade etmenin bir yolu oldu.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir an söylemek zor. Benim kalemi elime almam, yıllar boyunca biriken duyguların sonucuydu.
Çocukken eğitim görememenin eksikliğini hissettim. Kitaplara karşı büyük bir merakım vardı. Öğrenmek istiyordum. Sonra hayatın içinde kadın olmanın, anne olmanın, eş olmanın ve kendi hayallerini korumaya çalışmanın ne demek olduğunu öğrendim.
Belki de bütün bunlar bir gün kaleme dönüştü. Yazmak, içimde yıllardır konuşan çocuğa söz hakkı vermek gibiydi.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Kitaplarla kurduğum bağ benim için çok özel. Eğitim hayatım erken yaşlarda kesilmiş olsa da öğrenme isteğim hiç bitmedi.
Belki bu yüzden yazarken çok süslü ve anlaşılması zor bir dil kullanmak yerine, duygunun doğrudan okuyucuya ulaşmasını önemsiyorum. Benim için bir cümle ne kadar sade olursa olsun, eğer okuyucunun kalbine dokunabiliyorsa değerlidir.
Yaşadıklarım da dilimi etkiledi. Köy hayatı, insan ilişkileri, kadınların dayanışması, yalnızlık, sevgi, kırgınlık, umut… Bunların hepsi yazdığım satırlarda kendine bir yer buluyor.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Aslında ben bir sabah kalkıp “Yazar olacağım” demedim. Hayat beni yavaş yavaş yazmaya götürdü.
Eğitimden uzak bırakılmak, yeniden eğitim hayatına dönmek, evlilik, annelik, hayal kırıklıkları, mücadeleler ve yeniden ayağa kalkmalar… Bütün bunlar bana anlatacak çok şey verdi.
Bir noktadan sonra şunu fark ettim: İnsan bazen yaşadıklarını sadece kendi içinde taşımamalı. Eğer bir başkasının yüreğine dokunabiliyorsa, yaşadıkları bir anlam kazanıyor.
Ben de yaşadıklarımı ve hayal ettiklerimi kalemimle paylaşmayı seçtim.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın tek bir formülü yok. Ama gözlemlemek, okumak, hissetmek, insanı anlamaya çalışmak ve sürekli kendini geliştirmek çok önemli.
Ben kendi yolumda önce hayatı gözlemledim. Sonra okumaya ve öğrenmeye devam ettim. Yazdıklarımı tekrar tekrar düşündüm ve geliştirmeye çalıştım.
Yazar olmak kadar, yazar kalabilmenin de önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü insan “Ben artık oldum” dediği anda öğrenmeyi bırakır.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Yazarlık yolculuğumun ilk kitabı Akşam Güneşi adlı romanımdır.
İkinci kitabım şiir kitabım Kalbimin 40 Mevsimi oldu. Bu kitapta duyguların, sessizliğin, aşkın, kırgınlıkların ve insanın kendine dönüşünün izlerini bulabilirsiniz.
Üçüncü kitabım ise çocuklara yönelik hazırladığım Tatilci Papağan. Bu eser aynı zamanda çocuk kitapları serisinin ilk adımlarından biri.
Bir tarafta roman, bir tarafta şiir, diğer tarafta çocuk edebiyatı… Türler farklı olsa da hepsinin ortak noktası benim için insanlara ve özellikle çocuklara ulaşabilmek.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Hayat.
İnsanlar, yaşadıklarımız, duyduklarımız, bazen bir bakış, bazen bir sessizlik, bazen de yıllarca unutamadığımız küçücük bir an…
Ben özellikle insanın iç dünyasından besleniyorum. Kadınların yaşadığı duygular, hayat mücadelesi, sevgi, yalnızlık, umut, kırgınlık ve yeniden ayağa kalkma hâli eserlerimde kendine yer buluyor.
Çocuk kitabımda ise merak, keşif, hayal gücü ve çocukların dünyayı tanıma isteği beni yönlendiriyor.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Başlangıçta genel bir yol haritam oluyor. Fakat yazmaya başladığımda karakterlerin bana sürpriz yaptığı çok oluyor.
Bazen bir karakter için düşündüğüm yol, yazarken değişebiliyor. Çünkü karakteri tanıdıkça onun ne yapacağını daha iyi hissediyorum.
Ben yazarı hikâyenin sahibi olarak görüyorum ama karakterlerin de yazım sürecinde kendi seslerini bulduğuna inanıyorum.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Hayatın kendisi.
Bir insanın yüzündeki ifade, bir annenin çocuğuna bakışı, köyde gördüğüm bir manzara, gün batımı, bir çiçeğin açması, sessizlik, bazen de bir kırgınlık…
Benim için ilham yalnızca güzel şeylerden gelmiyor. Acılar da yazdırıyor. Fakat ben acının içinde bile bir umut arıyorum.
Çünkü kalemimin karanlıkta kalmasını değil, karanlığın içinden bir ışık bulmasını istiyorum.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
İçimde anlatma isteğinin yoğunlaştığı dönemlerde daha üretken oluyorum.
Bazen bir cümle günlerce aklımda dolaşıyor. Bazen bir duygu beni yazmaya itiyor. Yazmaya başladığımda ise zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum.
Beni en çok motive eden şey, yazdığım bir cümlenin bir okuyucunun hayatına dokunabilme ihtimali. “Bu cümle beni anlattı” diyen bir okuyucu, benim için çok büyük bir motivasyon.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü kitaplarımda hayatın içinden duygular var.
Ben okuyucuya “Benim yaşadığımı oku” demek istemiyorum. “Belki bu satırlarda kendinden bir parça bulursun” demek istiyorum.
Bazen bir romanın içinde bir kadın kendini bulabilir, bazen bir şiirde yıllardır söyleyemediği bir cümleyi görebilir, bazen de bir çocuk kitabında yepyeni bir dünyanın kapısını açabilir.
Benim kitaplarımın okuyucuyla kuracağı bağ benim için en önemli şey.
13- Kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
En temel mesajım şu: İnsan, hayat ne kadar zor olursa olsun kendinden ve hayallerinden tamamen vazgeçmemeli.
Bunun yanında sevginin, emeğin, kadın dayanışmasının, umudun ve insanın kendini yeniden bulmasının önemine inanıyorum.
Özellikle kendi hayatımdan öğrendiğim bir şey var: Bazı hayaller gecikebilir ama bu onların imkânsız olduğu anlamına gelmez.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmak benim için en kolay taraf. Asıl zor olan, yazdığınız şeyin okuyucuya ulaşmasını sağlamak.
Bir kitabı ortaya çıkarmak emek istiyor. Hele ki kendi imkânlarıyla ilerleyen bir yazar için bu yol zaman zaman yorucu olabiliyor.
Ben zorluklarla karşılaştığımda geri çekilmek yerine neden başladığımı hatırlıyorum. Çünkü bu yolculuğa yalnızca kitap sahibi olmak için çıkmadım. Yazmak ve insanlara ulaşmak istiyorum.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi yazmaya zorlamıyorum.
Bazen kalemi bırakıp hayatın içine dönmek gerekiyor. Bir yürüyüş, doğayı izlemek, müzik dinlemek, başka kitaplar okumak veya sadece sessiz kalmak bana iyi geliyor.
Çünkü bazen yazamamak da yazma sürecinin bir parçası. Zihin biraz dinlenince kelimeler yeniden geliyor.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medya üzerinden kitaplarımı ve yazılarımı tanıtmaya çalışıyorum. Okuyucularla doğrudan iletişim kurmayı önemsiyorum.
Kitap fuarları, imza günleri, röportajlar ve edebiyat etkinliklerinin de yazarın okuyucusuna ulaşmasında önemli olduğunu düşünüyorum.
Henüz yolun başındayım ve daha fazla okuyucuya ulaşabilmek için farklı yolları keşfetmeye devam ediyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Bir yazarın kitabının karşısında okuyucusuyla yüz yüze gelmesi çok özel bir duygu.
Kitabı yazarken yalnızsınız. Sonra o kitabın bir okuyucunun elinde olduğunu görmek, yazdığınız cümlelerin başka bir insanın hayatına girdiğini hissetmek çok kıymetli.
Fuarlar yalnızca kitap satılan yerler değil; yazarla okuyucunun birbirini gerçekten tanıdığı buluşma noktalarıdır.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Şu sıralar hayatımdan izler taşıyan bir roman üzerinde çalışıyorum.
Bu proje benim için diğerlerinden biraz daha özel. Çünkü kendi hayat yolculuğumun, çocukluğumun, hayallerimin, mücadelelerimin ve kalemle yeniden kurduğum hayatımın izlerini taşıyor.
Çocuk edebiyatında da yeni hikâyeler üretmek ve Tatilci Papağan dünyasını daha da genişletmek istiyorum.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Bir okuyucunun şiirlerimden birinde kendi duygusunu bulduğunu söylemesi beni çok etkiliyor.
Çünkü insan bir şiiri yazarken kendi duygusunu anlatıyor. Fakat okuyucu onu kendi hayatından bir parçaymış gibi hissediyorsa, o şiir artık yalnızca sizin olmaktan çıkıyor.
Benim için en güzel geri dönüşlerden biri, “Sanki beni anlatmışsınız” cümlesi.
Bir yazarın okuyucusuna ulaşabildiğini bundan daha güzel anlatan çok az şey olduğunu düşünüyorum.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle kendilerine inanmalarını isterim.
Ben eğitim yolculuğuma çocuk yaşta devam edemedim ama yıllar sonra yeniden başladım. Bu yüzden “Artık çok geç” cümlesine hiç inanmadım.
Okusunlar, yazsınlar, eleştirilerden korkmasınlar ve kendilerini sürekli geliştirsinler. Başkalarının sesini taklit etmek yerine kendi seslerini bulmaya çalışsınlar.
Ve en önemlisi, şartlar ne olursa olsun hayallerini tamamen bırakmasınlar.
Çünkü bazen insanın hayatında bir kapı kapanır. Fakat başka bir kapının açılması için yıllar geçmesi gerekebilir.
Benim hikâyem bunun en güzel kanıtı.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir