Faruk İncioğlu ile Edebiyat, Tuhaflıklar ve Yazarlık Üzerine
1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Faruk İncioğlu. 1989 yılında Erzurum’da doğdum. Felsefe ve Fizik eğitimi aldım ve hayatımın farklı dönemlerinde farklı mesleklerde çalıştım. Çeşitli kamu görevlerinde bulundum. Hayatın birbirinden oldukça farklı taraflarını görme fırsatım oldu.
Belki de yazdıklarımın temelinde biraz da bu var. İnsanları yalnızca tek bir pencereden görmemeye çalışıyorum. Çünkü insan dediğimiz şey, yaptığı işten, söylediği sözden ya da toplumun ona verdiği isimden çok daha karmaşık.
“Tuhaflıklar” benim ilk kitabım. Kitapta birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında insanın yalnızlığı, korkuları, beklentileri, kimliği ve hayatla kurduğu ilişki etrafında birleşen hikâyeler yer alıyor.
2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Benim çocukluk hayalimdi ditebilirim. Çok küçükken okumanın tadına varmış ve lise yıllarımda Sait Faik ABASIYANIK’ın kitapları ile tanışma fırsatım oldu. Hata kitabımdaki “Bir Tuhaf Oda” öyküm o tarihlerde yazmıştım. İşe artık bir zaman sonra benim için yazarlığa başlamaktan çok, artık yazmaktan kaçamayacağımı anlamak bir kırılma noktasıydı. İnsanın içinde biriken bazı şeyler vardır. Söylemezsiniz ama orada dururlar. Zaman geçtikçe büyürler. Bir süre sonra onları konuşarak anlatamayacağınızı anlarsınız. Ben de bazı şeylerin ancak yazarak anlatılabileceğini fark ettim.
3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Aslında yukarıdaki soruda değinmiş oldum bu soruya. Çok küçükken yazmaya başladım. Tabi ki ortaokul dönemimde yazdıklarım çok edebi bir değeri olmasa da lise yıllarımda yazmış olduğum öykü girişimlerimi, etrafıma paylaşınca çok beğenildiğini gördüm. Ben de bu yüzden ara ara yazdım. Bu kitabımda zaten bir anda oturulup yazılmış bir kitap değil. Yılların kendi içimde tuttuğum notlardı. Ama gerçekten benim için önemli olan üç isim: Dostoyevski, Ahmet Hamdi TANPINAR ve Sait Faik ABASIYANIK yazmamdaki büyük etkenler oldu diyebilirim.
4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak, insanın farkında olmadan yazı diline yerleşen bir şey. Felsefe eğitimi almamın da bunda büyük etkisi oldu. Çünkü felsefe bana yalnızca düşünmeyi değil, bir düşüncenin arkasındaki soruyu aramayı öğretti. Ben de yazarken çoğu zaman görünen olayın arkasındaki görünmeyen şeyi arıyorum. Bu nedenle dilimin sade ama düşündürücü olmasını önemsiyorum. Okurun metni bitirdiğinde yalnızca “güzel bir hikâyeydi” demesinden ziyade, kendi hayatından bir şeyi sorgulamasını istiyorum.
5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Hayatın farklı alanlarında bulunmak insanı ister istemez değiştiriyor. Öğretmenlik yaptım, farklı insanlarla çalıştım, farklı hayatlara tanıklık ettim. İnsanların birbirinden ne kadar farklı olduğunu ve aynı zamanda bazı temel duygularda ne kadar birbirine benzediğini gördüm. Korku, yalnızlık, umut, kaybetmek, sevilmek istemek…Bunların mesleği, yaşı, makamı yok. Bütün bu deneyimler zaman içerisinde yazıya dönüştü.
6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi yazar olmanın ilk şartı iyi gözlemci olmaktır. İkinci şartı ise insanı anlamaya çalışmaktır. Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildir. Bir insanın neden sustuğunu, neden yalan söylediğini, neden kaçtığını veya neden hiçbir şey yapmadan beklediğini anlayabilmek gerekir. Ben özel bir yazma formülü uygulamadım. Daha çok gözlemledim, düşündüm, okudum ve yazdım. Sonra yazdıklarımı tekrar tekrar okuyup bazı yerleri çıkardım.
7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım “Tuhaflıklar”. Kitap 2026 yılının Haziran ayında Alden Yayınları tarafından yayımlandı. “Tuhaflıklar”ı birbirinden bağımsız kısa hikâyelerden oluşan bir kitap olarak düşünmek mümkün. Fakat hikâyelerin ortak bir ruhu var.
8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
İnsan. Benim için en büyük konu insan. Bir insanın kalabalığın ortasında yalnız kalması, bir şeylere sahip olduğu hâlde hiçbir şeye sahip değilmiş gibi hissetmesi, geçmişinden kaçmaya çalışması, kendisini başkalarına anlatamaması…Bunların hepsi beni yazmaya itiyor.
9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz?
Her şeyi baştan planlamıyorum. Bazen bir karakteri oluşturuyorum ve onun nereye gideceğini ben de bilmiyorum. Yazdıkça karakterin geçmişi, korkuları ve davranışları ortaya çıkıyor. Hatta bazen benim düşündüğümden farklı bir yere gidiyor. Sanırım karakterin kendi yolunu çizmesine izin vermek gerekiyor. Çünkü fazla planlanmış karakterler bazen fazla yapay oluyor. İnsanlar nasıl hayatlarının tamamını önceden planlayamıyorsa, karakterler de her zaman planlandığı gibi davranmamalı.
10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana en çok insan davranışları ilham veriyor. Birinin söylediği ama aslında söylemek istemediği bir söz…Birinin gülümserken gözlerinin üzgün olması…Bir insanın yıllarca peşinden koştuğu bir şeyi elde ettiğinde neden mutlu olmadığını düşünmesi…Bunlar benim için ilham kaynağı.
Bir de sessizlik. Bazen hiçbir şey olmaması, çok şey olmasından daha fazla şey düşündürüyor.
11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Ruhsal olarak en kırılgan dönemlerimde. Bir insan ile konuşmak yerine yazmak benim için daha manidar oluyor.
12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü “Tuhaflıklar” okura hazır cevaplar vermeye çalışan bir kitap değil. Daha çok sorular soruyor. Bazen bir hikâyenin ortasında kendinizi bulabilirsiniz. Bazen de “Ben bunu neden daha önce düşünmedim?” diyebilirsiniz. Ben okurun kitabı bitirdiğinde kitabı kapatıp hayatına aynı şekilde devam etmesini istemiyorum. Bir şey değişsin istiyorum.
13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
“Tuhaflıklar”ın tek bir mesajı olduğunu düşünmüyorum. Ama kitabın merkezinde insanın kendisiyle ve hayatla olan mücadelesi var. Yalnızlık, yabancılaşma, korku, beklentiler, geçmiş, kayıplar ve insanın kendisini anlamaya çalışması… Bunların hepsi kitapta farklı hikâyeler üzerinden karşıma çıkıyor. Belki vermek istediğim en temel düşünce şu: İnsanın kendisine yabancılaşması, başkasına yabancılaşmasından çok daha acı.
14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazar olarak kabul görülebilecek miyim endişesi. Belki uzun yıllar elimde ve düşüncemde olan yazıları hep bu yüzden erteledim. Ama artık kaçamadım. Bu yüzden ne olacaksa olsun diyip yazar olma yoluna girdim diyebilirim.
15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Aslında tıkanıklık yaşamak için çok erken bir dönemde olduğumu düşünüyorum. Ben yeni bir kitabı çıkmış yeni bir yazarım. Bu yüzden bence bu tıkanıklılığı yaşamamalıyım. Benim en çok korkum yazılarımda çok fazla tekrara düşmektir.
16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Daha öncesinde çok bilmediğim sosyal medyayı aktif şekilde kullanıyorum. Kitabın yalnızca yayımlanmasını değil, okurla buluşmasını da önemli görüyorum. Bu nedenle kitap paylaşımları, okur yorumlarını çok önemsiyorum. Benim için tanıtım yalnızca kitabın adını duyurmak değil. Kitabın ne anlattığını, neden yazıldığını ve okurla nasıl bir bağ kurabileceğini anlatmak. Bir diğer hususda eleştirilerdir. Mesela ilk baskısı biten kitabımın ikinci baskısında bazı dil hatalarımızı da okurlardan eleştireler göre tekrar düzenledik. Bence gelişmek için en önemli husus.
17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Açıkcası hiçbir fuara katılmadım. Benim için zor olsa gerek. Kalabalık insanların içine girme düşüncesi bile beni çok yormakta. Çünkü ben fotoğraf çekilirken bile sıkılabilen bir insanım.
18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, yeni çalışmalar üzerine düşünüyorum. Açıkçası ilk kitabımın kalın ve yorucu olmasını istemediğim için bu kitap ile bağlantılı bir kitap yayınlama düşüncesi de kafamda mevcut. Zaten eleştirelerin çoğu da kitabın kısa olmasıdır. “Tuhaflıklar” ile insanın daha çok iç dünyasına ve hayatın küçük ama anlamlı tuhaflıklarına baktım. Yeni çalışmalarımda da bu çizgiyi koruyarak farklı anlatım biçimlerini denemek istiyorum.
19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
En çok şaşırdığım şey, bazı okurların hikâyelerde benim hiç düşünmediğim anlamları bulması. Bir okur bir karakterde kendisini görüyor, başka bir okur aynı karakterde bambaşka bir insanı görüyor. Bu bana edebiyatın gücünü hatırlatıyor. Beni en çok duygulandıran geri dönüşler ise “Bu hikâye beni anlattı” şeklinde olanlar. Çünkü o zaman anlıyorum ki yazarken yalnız değilmişim. Benim yaşadığım ya da düşündüğüm bir şey, başka bir insanın hayatında da bir karşılık bulmuş.
20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Zor ve sabır isteyen bir süreç. Sadece yazmakla olmadığını anlayacağımız bir süreç de var. Ne yazık ki edebiyat gibi alanlarında kapitalizmin esiri olmuş. Her şey küresel ölçüde bakılıyor. İyi insanlara denk gelebilmek çok önemli. Geçen hatta şunu düşündüm -kendimi kastetmeyerek- acaba iyi yazarlar ülkemizde ne kadar çıkabilir. Hele ki maddi gücü yok ise. Bu çok üzücü bence. Maddiyat ve edebiyatın bu kadar iç içe geçmesi bence üzücü. Bu yüzden dikkat edilmesi gereken ve denemekten vazgeçmeyip sabır isteyen bir süreç.

