RÖPORTAJ:NİLAY DEMİRCİ

Kaçıştan Yüzleşmeye: Kırık Zamanlar

Nilay Demirci

1.Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Çocukluğumdan beri sanatın hemen her alanına ilgi duydum. Çok okuyan bir çocuktum ve gelecekte kendimi hem yazan hem de sahnede olan biri olarak hayal ediyordum. Ancak yaşadığım bir sağlık sorunu nedeniyle sahne hayalimden vazgeçmek zorunda kaldım. Bunun üzerine yönümü Türk Dili ve Edebiyatı’na çevirdim ve sınıfın önündeki sahneyi seçtim.

Bugün 16 yıldır Türkçe öğretmenliği yapıyorum. Sanatla kurduğum bağ ise hiç kopmadı; sadece şekil değiştirdi. Yazmak, okumak, üretmek ve hikâyeler anlatmak hayatımın merkezinde olmaya devam ediyor. Çocukluk hayallerimin bir kısmını sahnede değil belki ama kelimelerin dünyasında yaşamayı sürdürüyorum.

2.Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Aslında yazmak hayatımda hep vardı. Çocukluğumdan beri yazıyor, okuyor ve kendimi kelimelerle ifade ediyordum. Ancak yazarlığı daha bilinçli ve kararlı bir şekilde hayatımın merkezine almamı sağlayan bazı kırılma noktaları oldu.

2020 yılında annemi kaybetmem bunların en önemlilerinden biriydi. Bu kayıp bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. Ertelediğimiz hayallerin, bir gün mutlaka yaparım dediğimiz şeylerin her zaman beklemeyebileceğini fark ettim. O dönem, içimde yarım kalmasını istemediğim bir şeyler vardı ve yazmak bunların başında geliyordu.

Tam da böyle bir süreçte, bugün editörüm ve aynı zamanda rehberim olarak gördüğüm Esen Deniz Hocam’ın paylaşımları sosyal medyada karşıma çıktı. Bunun bir tesadüf mü yoksa hayatın ince bir dokunuşu mu olduğunu hâlâ bilmiyorum. Ancak onunla tanışmam ve ilk olarak Julia Cameron’ın Sanatçının Yolu kitabını atölye ortamında okuma fırsatı bulmam benim için çok kıymetliydi.

Sanatçının Yolu’nu bireysel olarak okumak elbette değerliydi ama aynı metni benzer arayışlar içindeki insanlarla birlikte okumak, üzerine düşünmek ve paylaşmak bambaşka bir deneyimdi. O atölyede yalnızca yazmakla ilgili değil, üretmekle, cesaret etmekle ve kendi sesini duymakla ilgili de çok şey öğrendim.

Bugün geriye dönüp baktığımda, annemin kaybıyla başlayan içsel sorgulama sürecimin, Esen Hocam’ın rehberliği ve Sanatçının Yolu atölyesiyle yeni bir yön kazandığını görüyorum. Bu nedenle kendisine hem bir editör hem de yoluma ışık tutan bir rehber olarak büyük bir minnet duyuyorum.

3.Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Yazarlık yolculuğum boyunca çeşitli hikâyelerim edebiyat dergilerinde yayımlandı. Ayrıca Yansımalar 2 adlı kolektif kitapta da bir öyküm yer aldı. Bunun yanında uzun yıllardır masalların çocuklar üzerindeki etkisi üzerine düşünüyor, araştırıyor ve öğretmenlik deneyimimle bunu birleştiren çalışmalar yürütüyorum.

Bu ilginin bir sonucu olarak Aydınlık Masallar: Kırmızı Başlıklı Kız adlı çocuk kitabını yazdım. Bu kitap, klasik masallara farklı bir bakış açısıyla yaklaşmayı hedefleyen bir serinin ilk adımı oldu. Masalların özündeki değerleri korurken onları günümüz çocuklarının duygusal ihtiyaçlarıyla yeniden buluşturmaya çalıştım.

Kırık Zamanlar ise ilk romanım. Bu nedenle benim için çok özel bir yerde duruyor. Sadece uzun soluklu bir kurgu çalışması olması nedeniyle değil; araştırmalarımı, sorgulamalarımı, kayıplarımı, dönüşümlerimi ve uzun yıllardır içimde biriken birçok duyguyu içinde taşıdığı için de benim için ayrı bir anlamı var.

4.Bu ilk adım size ne hissettirdi?

İlk kitabımı elime aldığımda hissettiğim şey heyecandan çok daha fazlasıydı. Çünkü bu kitap benim için yalnızca bir roman değil, aynı zamanda uzun bir yolculuğun somutlaşmış haliydi.

Kırık Zamanlar, annemi kaybettikten sonra yaşadığım duyguların, sorgulamalarımın ve dönüşümümün içinden doğdu. Bu nedenle kitabı elime aldığım an, bir hayalin gerçekleşmesinin yanı sıra çok güçlü bir teşekkür duygusu da hissettim.

Annem artık bu dünyada değil ama kitabı gördüğümde içimden ona şöyle demek geldi: “Bak, yetiştirdiğin çocuk hayallerinin peşinden gitmeye devam ediyor.” Bu yüzden kitabın yayımlanması benim için yalnızca bir başarı ya da mutluluk anı değildi; aynı zamanda anneme duyduğum sevginin, minnetin ve özlemin somut bir karşılığıydı.

Sanırım o an en çok hissettiğim şey, bazı insanların fiziksel olarak yanımızda olmasalar bile hayatımızdaki etkilerinin yaşamaya devam ettiği gerçeğiydi.

5.Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Benim karakterlerim genellikle hayatlarının bir kırılma noktasında oluyor. Kendileriyle ilgili bildiklerini sandıkları şeylerin sarsıldığı, olduklarını düşündükleri kişiyle olmak istedikleri kişi arasındaki mesafeyi fark ettikleri anlarda karşıma çıkıyorlar.

Bu kırılmalar bazen bir ölümle, bazen bir ayrılıkla, bazen de beklenmedik bir karşılaşma ya da aşkla kendini gösteriyor. Karakterlerimin çoğu dışarıdan bakıldığında sıradan hayatlar yaşıyor gibi görünse de iç dünyalarında önemli dönüşümler geçiriyorlar.

Sanırım beni en çok ilgilendiren şey, insanın değişim anları. Hayatın bizi zorunlu olarak dönüştürdüğü dönemler ve o dönüşümün sonunda kendimizle ilgili fark ettiğimiz gerçekler… Bu nedenle eserlerimde kayıp, dönüşüm, aidiyet, kendini arayış ve insanın görünmeyen gücü gibi temalar sık sık yer buluyor.

Özellikle kadın karakterlerimde, toplumun çoğu zaman naiflik ya da uyum sağlama olarak gördüğü özelliklerin ardındaki dayanıklılığı keşfetmeyi seviyorum. Çünkü bana göre insanın en büyük gücü bazen mücadele etmekten çok, değişen hayatın içinde yeniden var olabilme becerisidir.

6.Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Evet, ama bunu birebir bir özdeşleşme olarak görmüyorum. Ben insanın içinde birden fazla “ben” taşıdığına inanıyorum; bitmeyen bir yolculuk gibi… Her olayda, her kırılmada kendimizle ilgili başka bir yanla karşılaşıyoruz.

Bu yüzden karakterlerim doğrudan ben değil. Ama her birinde mutlaka benden bir iz, bir duygu, bir bakış açısı var. Bazen bir korkum, bazen bir sorgulamam, bazen de fark ettiğim bir gerçek onların içinde kendine yer buluyor.

7.Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Bu kitapların benim için anlamı aslında bir yolculuğun farklı durakları gibi.

Hikâyelerim benim için ilk adımdı; yazma cesaretimi görünür kılan ve beni üretmeye daha çok teşvik eden bir başlangıçtı.

Masallar ise kızım büyürken yeniden baktığım bir alan oldu. Klasik masalları onun dünyası üzerinden yeniden düşünmek, onlara bir “anne dokunuşu” eklemek ve çocuklara daha farklı bir yerden anlatabilmek istedim.

Kırık Zamanlar ise çok daha içsel bir yerden doğdu. Bence o kitapta, bu kez kendime bir anne dokunuşu yapma hali var. Yani hem kaybın hem de dönüşümün içinden geçerek kendime yeniden temas etmeye çalıştım.

8.Yazarken size ilham veren şey nedir?

Yazarken bana ilham veren şey en çok insanın kendisi. İnsan ilişkileri, kırılmalar, kayıplar, beklenmedik karşılaşmalar ve iç dünyada yaşanan dönüşümler beni hep yazmaya itiyor.

Bazen tek bir bakış, bazen duyduğum bir cümle, bazen de uzun süre içimde kalan bir soru bir hikâyeye dönüşebiliyor. Özellikle gündelik hayatın içinde görünmeyen duygular benim için en güçlü ilham kaynaklarından biri.

Ayrıca kadınların hayat içindeki uyumlanma biçimleri, geçmişle bugün arasında kurulan bağlar ve rüyalar da yazma sürecimde sık sık kapısını çaldığım alanlar.

9.Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Genellikle geceleri, günün yoğunluğu yavaş yavaş çekildiğinde yazıyorum. En çok da herkes uykuya çekilirken, hayat sessizleştiğinde…

Kızım yatmak üzereyken bana bir kahve yapar. O kendi uykusuna hazırlanırken ben de onun hazırladığı o küçük sevgi ritüeliyle yazmaya başlarım. O kahve benim için sadece bir içecek değil; günün içinden süzülen bir bağ, bir temas gibi.

O uykuya gider, ben onun bıraktığı o sıcaklıkla kelimelere dönerim. Sanırım yazma anımın en özel tarafı da bu.

10.Kırık Zamanlar’ın ana fikri ya da vermek istediğiniz temel mesaj nedir?

Kırık Zamanlar, benim için insanın kendi içindeki kırılmalarla yüzleşme ve o kırıklardan yeniden bir bütün çıkarmaya çalışma hikâyesi.

Roman, bir yandan geçmişle bugün arasında gidip gelirken, bir yandan da insanın kendi içinde taşıdığı farklı “ben”lerle karşılaşmasını anlatıyor. Özellikle kadın karakterler üzerinden, uyumlanmanın bazen zayıflık değil, tam tersine hayatta kalma ve dönüşme biçimi olabileceğini göstermeye çalışıyorum.

Kitabın merkezinde aslında tek bir cevap değil, sorular var. Kim olduğumuz, kaç kişiden oluştuğumuz, geçmişin bizi ne kadar taşıdığı ve ne kadar dönüştürdüğü gibi sorular… Kırık Zaman bu soruların kesin cevaplarını vermek yerine, okurun kendi iç dünyasında karşılık bulmasını amaçlıyor.

En çok da şunu hissettirmek istedim: İnsan kırıldığında bitmez, sadece başka bir hâle dönüşür.

11.Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Okurun kitap bittikten sonra net bir cevapla değil, içinde büyüyen sorularla kalmasını isterim.

Kendi hayatına biraz daha farklı bir yerden bakmasını, yaşadığı kırılmaları sadece bir kayıp ya da son olarak değil, bir dönüşüm ihtimali olarak da görebilmesini önemli buluyorum.

Ayrıca her insanın içinde birden fazla “ben” olduğunu, hayatın bizi sürekli yeniden şekillendirdiğini ve hiçbir hikâyenin tek bir kimlikle açıklanamayacağını hissetmesini isterim.

12.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Kırık Zamanlar’ı okuyucuların okumasını isterim çünkü bu kitap yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda insanın kendi iç dünyasına tuttuğu bir ayna gibi çalışıyor.

Kitap, rüyalarla gerçeklik arasında gidip gelen bir anlatı üzerinden, insanın kendi içindeki farklı benlikleriyle karşılaşmasını ele alıyor. Geçmişle bugünün birbirine karıştığı bu yolculukta okur, sadece karakterleri değil, kendisini de sorgulama fırsatı buluyor.

Ayrıca kadınların görünmeyen dönüşüm gücü, uyumlanma biçimleri ve hayatta kalma hikâyeleri de romanın önemli bir damarını oluşturuyor.

Bence bu kitabı özel kılan şey, okura tek bir doğruyu söylememesi; onun yerine kendi sorularını duymasına alan açması.

13.Genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Genç yazarlara en çok şunu söylemek isterim: Gençken yazın ve yazdıklarınız için adım atmaktan çekinmeyin. Çünkü cesaret çoğu zaman yaşla birlikte azalabiliyor.

Ben kendi yazarlık yolculuğuma biraz daha geç başladım ve bunun zorluklarını zaman zaman hissettim. O yüzden bugün geriye dönüp baktığımda, gençken atılan adımların ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi görüyorum.

İnsan gençken daha cesur, daha atak ve daha az hesapçıdır. Bu yüzden yazıyı ertelemek yerine, onu hayata karıştırmak gerektiğine inanıyorum.

14.Bu romanı yazmaya sizi iten ilk duygu neydi?

İlk dürüst cevabım sanırım kaçmak olurdu. Annemi kaybettiğim, hayatın üzerime çok geldiğini hissettiğim bir dönemdi. Rüyalarla hep özel bir ilişkim vardı. Bu yüzden hikâyeyi de rüyaların içinden kurmaya başladım. Fakat yazdıkça kaçtığımı sandığım şeylerin aslında beni kendime götürdüğünü fark ettim. Roman, bir kaçış hikâyesi olarak başladı ama bir yüzleşme hikâyesine dönüştü.

15.Romanın merkezinde neden kadınlar var?

Çünkü yazarken kendimi tek bir kadın gibi görmediğimi fark ettim. Hayatın farklı alanlarında farklı kimliklere bürünüyoruz. Sonra çevremdeki kadınlara baktım. Anneme baktım. Kadın akrabalarıma baktım. Hepimizin içinde birden fazla kadın vardı. Roman biraz da bu görünmeyen çoğulluğun peşine düştü.

16.Kurtuluş Savaşı dönemine yönelmenizin nedeni neydi?

Tarihi genellikle cephedeki kahramanlıklar üzerinden okuyoruz. Ben evlerde kalanları merak ettim. Erkeklerin olmadığı yıllarda köyleri, çocukları, hayatı ayakta tutan kadınları düşündüm. Sonra savaş bitince yeniden değişen düzene nasıl uyum sağladıklarını merak ettim. Tarihin görünmeyen tarafında çok güçlü hikâyeler olduğunu hissettim.

17.Romanınızda kadın gücünü nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben kadın gücünü yüksek sesle bağıran bir kahramanlık olarak görmüyorum. Daha çok uyumlanabilme becerisi olarak görüyorum. Hayat değiştikçe yeniden şekil alabilmek, kırıldıktan sonra yeniden ayağa kalkabilmek… Romanın kadınları tam da bunu yapıyor.

18.Kırık Zamanlar’da aşkı nasıl tanımlıyorsunuz?

Çünkü ben aşkı sadece romantik ya da fiziksel çekim üzerinden anlatmak istemedim. Bazen bir insanın hayatımıza girmesi, bize yeniden nefes aldırmasıdır aşk. Birbirimizi iyileştirebildiğimiz, birbirimize alan açabildiğimiz yerlerle ilgilendim.

19.Yazarken sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?

Başlangıçta tarihî bir araştırma yapacağımı düşünüyordum. Sonra fark ettim ki aslında kendi ailemdeki kadınları araştırıyorum. Annemden başlayıp geçmişe doğru ilerledikçe hikâye büyüdü. Beni en çok şaşırtan şey, kişisel sandığım duyguların ne kadar ortak olduğuydu.

20.Bu kitabı kapattığında okurun içinde nasıl bir his kalsın istersiniz?

Çalıkuşu’nu her sene bir kez okurum. Annemin bana önerdiği ilk kitaptı o. Ve her sene son cümleyi okuyup sayfayı kapattığımda içimde tüm duyguların aynı ahenkle dans ettiğini fark ederim.

Bu kitabı okuyan kişide de benzer bir etki kalsın isterim. Bir iç kıpırtısı… İnsan olmanın, hissetmenin ve var olmanın mutluluğu…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir