Köşe Blog Yazıları

KALPTEN KALBE UZANAN BİR İÇ YOLCULUK: GÖNÜLDEN GÖNÜLE… Sibel Çelikel

KALPTEN KALBE UZANAN BİR İÇ YOLCULUK: GÖNÜLDEN GÖNÜLE Gönülden Gönüle, adını hak eden bir iç yolculuk. Bu kitapta şiir, estetik bir dil arayışından çok, kalbin sessiz ama ısrarlı çağrısına kulak vermenin bir biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Gülay Kemaldar, okuru yüksek sesle konuşan dizelerin değil; secdeye benzeyen suskunlukların, dua ritmini taşıyan kelimelerin içine davet ediyor. Her şiir, bir sonuca varmak için değil, bir eşiğe gelmek için yazılmış hissi uyandırıyor. Kitabın temel izleği olan “arayış”, modern insanın anlamla kurduğu kırılgan ilişkinin içinden süzülerek geliyor. Kemaldar’ın şiirleri, bilginin ağırlığını değil; tecrübenin, teslimiyetin ve içsel sezginin izlerini taşıyor. Bu yönüyle Gönülden Gönüle, okurunu ikna…

Hayat Pahalılığı ve Sessizce Yoksullaşan Emekliler… Halise Aydoğdu

Hayat Pahalılığı ve Sessizce Yoksullaşan Emekliler Bugün sokakta yürürken en çok rastladığımız yüzler, aslında bir ülkenin geçmişidir. Yıllarca çalışmış, üretmiş, çocuk büyütmüş, vergi ödemiş insanların yüzleridir bunlar. Ama şimdi o yüzlerde en çok görülen şey yorgunluk değil; geçim derdidir. Özellikle Türkiye gibi ekonomik dalgalanmaların sık yaşandığı ülkelerde emeklilik, dinlenme dönemi olmaktan çıkmış, neredeyse ikinci bir mücadele dönemine dönüşmüştür. Bir zamanlar emeklilik, insanın hayatı boyunca verdiği emeğin karşılığını huzur içinde aldığı bir dönem olarak anlatılırdı. Sabah kahvesini keyifle içmek, torunlarını parka götürmek, belki küçük bir seyahat yapmak… Ama bugün birçok emekli için gerçeklik bundan çok uzakta. Bugün emeklilik, hesap kitap yaparak…

TUTMADIN ELLERİMDEN… Şebnem Örs

TUTMADIN ELLERİMDEN   Ellerimden yok olup gittin Kayboldum karanlıkta sensiz kaldım Seni anmak istediğimde sadece Yutkundum İşte dedim tamam dedim bitti Kavuştu ellerimiz Ama bir rüyaymış zannettiklerim Bir rüya Adını yazdım duvarlara İçime beynime umuduma Ah bir melodi çalar kulağımda “ mor salkımlı o sokaklarda ellerimi tut “ Tutmadın gittin Sır olup terk ettin.   Şebnem Örs İçimdeki yanan ateş şiir kitabından Sayfa: 127

Sessiz Bir Miras — Anneden Kıza Kalan.     Halise Aydoğdu

.          Sessiz Bir Miras — Anneden Kıza Kalan.             Helin, annesinin adını içinden söyledi.  Songül.  Bu adı yüksek sesle söylemekten hep kaçınmıştı. Çünkü bazı isimler çağrılmaz; söylenirse bir şey ister. Songül bu evde bir kelime değildi. Bir duruştu. Bir mesafeydi. Bir suskunluktu. Varlığıyla değil, eksikliğiyle hissedilen bir şeydi.  Bu evde konuşmalar kısa olurdu. Sorular yarım kalırdı. Cümleler çoğu zaman söylenmeden biterdi. Helin büyürken annesinin sesinden çok sessizliğini tanıdı. Ne zaman konuşsa eksik kalacakmış gibi hissederdi. Ne zaman sussa, doğruyu yapıyormuş gibi.  Fazla konuşursam yanlış anlaşılır, derdi Songül içinden.  Az konuşursam idare eder.  Sevgi bu evde yüksek sesle dolaşmazdı. Ama yok da…

Yanımdasın Sevdiceğim.. Nilgün BABACAN

Yanımdasın Sevdiceğim Bir göl kenarında İki şezlongda Otururken senle ben Sıcak Türk kahvemizi yudumlarken Hem de bol köpüklüsünden Sesinden güç bulunca ellerim Tutar fincanın altına konan tabaktaki Tatlımı tatlı sözlerin gibi Ballı lokumlardan Huzur vardır orada Çünkü yanımdasın sevdiceğim Bu anda Bugün varız ,yarın yok Biz bize mutlu olmalıyız dünyada Nilgün BABACAN  

KADIN.. Aylin Altın

KADIN Kadın bedeni, bir ömür boyu süren bir hikâyeydi, Her çizgisinde, her kıvrımında, zamanın ve deneyimlerin izleri saklıydı. Gençliğin zarafetini taşıyan ipek gibi bir ten, yılların bilgeliğiyle hafifçe buruşmuştu şimdi. Her doğum, her acı, her neşe; hepsi bu bedenin tuvaline işlenmişti. Bir annenin kucağında güvenle büyüyen bir çocukluk, ergenliğin getirdiği merak ve değişim, genç bir kadının aşkla atan kalbi… Bütün bunlar, bedenin her hücresine kazınmıştı. Hamileliğin getirdiği mucizevi genişleme, doğumun o sarsıcı ama kutsal anı, sonra da emzirmenin şefkatli dokunuşu… Beden, kendini durmadan yeniden keşfediyor, yeniden tanımlıyordu. Her kadının bedeni, eşsiz bir coğrafyaydı. Kiminin gücü kaslarında gizliydi, kiminin dayanıklılığı ince…

Anneliğin Tapusu Kimin Elinde? Özge Gürel

Anneliğin Tapusu Kimin Elinde? Annelik sadece doğurmak mıdır? Bir kadının anne sayılması için illa o mucizevi ama bir o kadar da sancılı dokuz ayı karnında taşıması, o meşhur “normal” yolla doğumu gerçekleştirmesi mi gerekir? Eğer öyleyse; bir esirgeme kurumunda hiç tanımadığı bir çocuğun saçını şefkatle okşayan, sokaktaki yaralı bir kedinin yolunu gözleyen ya da kalbinin kapılarını bir yetime sonuna kadar açan kadınların yüreğindeki o devasa hissi nereye koyacağız? Annelik, biyolojik bir zorunluluk değil; ruhsal bir tercihtir. Maalesef çevremiz, herkesi kendi dar kalıplarına sokmaya çalışan, başkalarının hayatından beslenen zihinlerle dolu. Öyle ki; sezaryenle doğum yapanı “eksik anne” ilan eden, emziremediği için…

Ellerinden Kaybedilen Yıllar .. Halise Aydoğdu.    

Ellerinden Kaybedilen Yıllar”  Şirvan, hayatın genç ve umut dolu yıllarında, ilk evliliğiyle kendi küçük dünyasını kurmaya çalışıyordu. O zamanlar her şey, sevgiyle ve güvenle başlamıştı; gözlerinde ışık, yüreğinde sevinç vardı. İlk eşinden doğan kızı, onun için sadece bir evlat değil, aynı zamanda hayatının en değerli parçaydı. Kızının her gülüşü, onun yorgun ve kırık ruhunu onarır, dünyadaki bütün sıkıntıları bir anlığına unuttururdu. Ama hayat, beklenmedik anlarda acı yüzünü gösterirdi.  Zamanla, ilişkide küçük çatlaklar oluştu. Anlaşmazlıklar, sevgiyle dolu bir evin duvarlarını sessiz ses siz aşındırdı. Şirvan, her şeyi denedi ama bir noktada, kızının güvenli geleceğini düşünerek eşinden ayrılmak zorunda kaldı. Bu karar, onun…

Rahmân’dan Rahîm’e: Merhametin Seyr u Sülûkü.. Ayşegül Kum

  Rahmân’dan Rahîm’e: Merhametin Seyr u Sülûkü Tasavvuf nazarında ilâhî isimler yalnızca sıfat bildirimi değil, kulun hâlini terbiye eden tecellî yollarıdır. Bu isimler içinde Rahmân ve Rahîm, merhametin iki ayrı mertebesini ifade eder. Biri umûmî, diğeri husûsî; biri dünya menziline, diğeri ahiret vuslatına bakar. Rahmân, varlığın bütünü üzerine yayılan ilâhî nefes gibidir. İmanla inkâr, itaatle isyan arasında ayrım yapmaksızın her cana ulaşır. Kul henüz yönünü bulmamışken bile onu ayakta tutan, rızkını gönderen, ömrünü mühletle uzatan bu rahmettir. Sûfîler bu hâli, “kulun henüz talip olmadığı hâlde kendisine gelen lütuf” olarak tarif ederler. Dünya bu sebeple ahiretin tarlasıdır; Rahmân ismi, bu tarlanın…

Kendini Tanımanın ve Geliştirmenin Anahtarı.. Gülay Kemaldar

Kendini Tanımanın ve Geliştirmenin Anahtarı İnsan belirli bir yaştan itibaren kendini keşfetme tanıma sürecindedir. Bu süreçte en önemli araçlardan birisi de öz eleştiridir. Öz eleştiri insanın kendini objektif bir bakışla denetlemesini sağlar, hatalarını güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirip yürüdüğü yolu kolaylaştırır. Öz eleştiri yapıp sadece hataları kabul etmek yetmez bu hatalardan ders çıkartmak kendini geliştirmekte gerekir. Doğru ve bilinçli bir öz eleştiri bireyde özgüvenin gelişmesini artırır, kolay karar alma sorunları kolay çözme becerileri geliştirir ve daha bilinçli kaliteli yaşam sürmesine katkı sağlar. Öz eleştiri nasıl yapılırsa daha yapıcı olumlu etkiler izler bırakır, hangi aşamada zararlı hale gelir ve zararları insan…