Köşe Blog Yazıları

ÖYKÜ.. KIRILMADAN ÖNCE SEVENLER.. GÖZDE GÖRMEZ

KIRILMADAN ÖNCE SEVENLER   Bazı insanlar sevmeyi, sevilmeden önce öğrenir. Bazı kalpler vardır; içine biri girmeden önce çoktan çatlamıştır. Kırık değildir henüz. Ama nereye dokunsan ses verir. Meryem o yaz kasabaya ilk geldiğinde, kimseye kendini anlatmadı. Anlatmak, geçmişi yeniden çağırmaktı. Oysa o, geçmişin sesini kısmaya gelmişti. Denizle arasında kurduğu mesafe bile bunun içindi. Yakındı ama temkinli. İnsan bazı şeylere çok yaklaşınca, kendini kaybedebileceğini öğreniyor. Sabahları erken uyanırdı. Uyanmak değil, geceden sağ çıkmaktı bu. Camı açar, içeri dolan tuzlu havayı içine çekerdi. Bu bir alışkanlık değil, bir yoklamaydı. Hayatta mıyım diye sorardı kendine. Cevap her sabah biraz daha net gelirdi. Kahvesini…

VİCDANIN SUSTURULDUĞU YERDE ADALET ÖLÜR.. Halise Aydoğdu  

  VİCDANIN SUSTURULDUĞU YERDE ADALET ÖLÜR  Bazı dosyalar vardır; kapağı kapalıyken bile ağırdır. Açıldığında ise sadece içindekiler değil, yıllardır üzerimize çöken sessizlik de ortaya dökülür. Bugün “iddia”, “dosya”, “komplo” gibi kelimelerin arkasına saklanmaya çalışılan suçlara baktığımda, asıl meselenin bu kelimeler olmadığını görüyorum. Asıl mesele, bu çağda hâlâ böylesi suçların örtülebiliyor olmasıdır. Ve bu, insanlığın utanç hanesine yazılmış silinmesi zor bir lekedir.  Epstein dosyaları bana tek bir adamı anlatmıyor. Bana bir sistemi anlatıyor. Sessizliğin nasıl satın alındığını, paranın vicdanı nasıl bastırabildiğini, güç sahiplerinin gerçeği nasıl erteleyebildiğini anlatıyor. Bu mesele bireysel bir ahlaksızlık değildir. Bu mesele, organize bir körlüğün, bilinçli bir suskunluğun ve…

Sansüre Uğrayan ve Hedef Gösterilen Kadın Yazarlar.. Nurhayat Teke

Halide Edib Adıvar   Sansüre Uğrayan ve Hedef Gösterilen Kadın Yazarlar Halide Edib Adıvar: Susturulamayan Bir Kadın Sesi Halide Edib Adıvar, Türkiye edebiyatında yalnızca bir yazar değil; kamusal alanda söz alan ilk kadın figürlerden biridir. Romanları, konuşmaları ve politik tavrı nedeniyle hem alkışlandı hem de hedef alındı. Yazdıkları kadar kimliği de rahatsız ediciydi. Çünkü Halide Edib, kadının yalnızca evin değil; tarihin de öznesi olabileceğini gösterdi. Yasaklanan, Sansüre Uğrayan ve Hedef Alınan Eserleri Vurun Kahpeye Bir kadın öğretmenin gericilik ve linç kültürü karşısında ezilişini anlatan bu roman, yayımlandığı dönemden itibaren sert tepkiler aldı. Din istismarı ve mahalle baskısını açıkça eleştirdiği için…

 Çerçevesiz Resimler .. Yazar Şair İmren Karabağ

  1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?  Ben Yazar Şair İmren Karabağ. Adıyaman’ın kadim topraklarında, güneşin dağlara vurduğu o sert ama samimi iklimde dünyaya gözlerimi açtım. Bugün ise İstanbul’un yedi tepesinde, martı çığlıkları ile vapur seslerinin birbirine karıştığı o devasa ilham denizinde yaşıyorum.  Türk Dili ve Edebiyatı yolcusu olarak kelimelerin sadece iletişim aracı değil, birer ruh taşıyıcısı olduğuna inanıyorum. Ben kendimi bildim bileli, hayatı düz cümlelerle değil, dizelerin o ritmik ve derin yankısıyla anlamlandırmaya çalışan bir kalem işçisiyim. Yazmak benim için bir tercih değil, Adıyaman’ın tozlu yollarından İstanbul’un kalabalık meydanlarına uzanan o uzun yürüyüşte nefes alma biçimidir. Her eserimde,…

ÖYKÜ.. EFSUN İLE YİĞİT.. Füsun Sunar

EFSUN İLE YİĞİT Efsun, yeni yeni iyileşmeye başladığı hastane odasında annesiyle sohbet ederken, kapının içeridekileri rahatsız etmekten korkan bir tonda tıklatıldığını duymuştu. Annesi kapıyı açtığında, temiz yüzlü, narin bir delikanlı elinde kırmızı gonca güllerle karşısında duruyordu. “İyi günler efendim. Doktor Efsun Hanım bu odada mı acaba?” demişti. “Evet evladım. Arkadaşı mısınız?” Kapıdan gelen sesleri duyan Efsun, Yiğit’in insanı rahatlatan sesini duyunca kalbinin çırpınışlarını dindirmek istercesine yutkundu, sonra da annesine içeri almasını söyledi. Yiğit içeri girdiğinde, sarışın tenine ve gözlüklerine çok yakışan lacivert bir trençkot giymişti; oldukça yakışıklı görünüyordu. Hal hatır sorma ve geçmiş olsun dilekleriyle, fakat daha çok kaçamak bakışlarla…

SENİN AŞKIN BENİ BENDEN EYLEDİ.. YALÇIN SEVİM

SENİN AŞKIN BENİ BENDEN EYLEDİ   Ela gözlerini sevdiğim dilber, Seni gördüm, düştü gönlüme bir nar. Cevr-ü cefa etsen, her sözün şeker; Senin aşkın beni benden eyledi.   İnce belin bir salkım söğüt dalı, Yanakların sanki cennetin alı. Şaşırdım yolumu, bilmem ne hali; Senin aşkın beni benden eyledi.   Seher vakti bülbül figana başlar, Kirpiğin ok imiş, yay gibi kaşlar. Gözümden akıttım kanlıca yaşlar; Senin aşkın beni benden eyledi.   Yalçın der aşılmazdı yollarım, Aşkın kemendine düştü kollarım. Seni sevdim, yeni çıktı fallarım; Senin aşkın beni benden eyledi.     YALÇIN SEVİM / SEVİMLİ ŞAİR

Nadan.. Gizem Gökmen

Nadan Nadanlık, bir yokluk değil, aksine kaskatı ve büyük bir yer kaplayan bir varlıktır. O, bulunmayan boş bir oda değildir; pencereleri içeri doğru örülmüş, kendi yansımasıyla dolu bir zindandır. Dışarıdaki okyanusun uğultusunu duymaz, çünkü içerideki su damlasının sesini bir senfoni zanneder. Nadan, kendini okyanus sanan sığ bir su birikintisidir. Yüzeyde gökyüzünü yansıtır, bulutları misafir eder ve bu yansımayı kendi derinliği zanneder. Ona bilgelik denizinden bir kova su getirseniz, sizin suyunuzun kendi içinde kaybolacağını iddia eder. Oysa en ufak bir fikir fırtınasında bulanır, en küçük eleştiri basamağında çamurlu dibi görünmeye başlar. Derinlikten ve derinlerinde biriktirdiği kirli düşüncelerden habersiz olduğu için sığ…

SUFİ AŞK.. Kemal Demir

SUFİ AŞK Ey gözlerdeki renge ışık veren Sufi Aşk, Söyle bana, sen hangi renklerdesin. Gökkuşağından bir çelenk başucumda; İçinden sana bakmak Sana seninle bakmak Seninle ona yanmak Ne rüya… Ey yolların en sevdalı yoldaşı, Sufi Aşk, Söyle bana hangi yolun yordamısın. Gönülden gönüle bir yolculuk; Yola çıkmak Senin yoluna çıkmak Seninle yoldaş olmak Ne rüya… Ey yanmış canlara nefes olan, Sufi Aşk, Söyle sensiz nefes boş bir heves midir? O vakit; Seni çekmek içime Seninle çekilmek bir gönül evine Seninle çekilen yek bir nefes Ne rüya… Ey Ferhat’ların feryadına kulak veren Sufi Aşk, Söyle bana nerede en hoş seda. Sana…

Bir Kabuk Meselesi.. Kemal Demir

Bir Kabuk Meselesi     “Bazıları kabuğuyla yenmeliymiş. Soymadan diyorlar. Vitamininden ötürü yani. Ispanağı da çok haşlamamak lazımmış faydası azalıyormuş. Daha neler var neler. Geçen gün yemek programında doktorlar anlatıyordu tüm bunları. “O kadar çok şeyi o kadar çok yanlış yapmışız ki” dedikten sonra göz ucuyla da bana bakarak: “Daldın yine hayırdır. Bir çay daha katayım mı, altını yakarım hemen.” “Yok dalmadım. Haklılardır illaki, sonuçta bilim adamları bunları diyenler. Kim bilir ne kadar çok araştırma yapmışlardır, bu lafları edebilmek için” dedim, onu dinlemediğimi düşünmesin diye. “Akşama yumurtalı ıspanak yapacağım. Pazara gideceğim daha. Bana müsaade artık” diyerek kalkıyorum yerimden. Kapıdan uğurlarken…

Karanlıkta Bir Ses .. Halise Aydoğdu                     

Karanlıkta Bir Ses Ben doğduğumda, dünyaya değil karanlığa bırakıldım.  Işığın varlığını bilmiyordum; çünkü ışık, bir yüzle gelir. Bir sesle. Bir “buradayım ”la… Benim payıma bunların hiçbiri düşmedi.  Bir haftalıktım. Annemin kokusunu ayırt edecek kadar bile yaşamamıştım. Adımı duyamadan, yüzünü görmeden, adında “sevgi” olan bir yere bırakıldım: Sevgi Evi’ne. Büyük bir tabelası vardı. Ama tabelalar çocuk büyütmez. Kalpler büyütür.  Sekiz aylığa kadar oradaydım. Bebektim. Konuşamazdım. Anlatamazdım. Ağlardım sadece. Ama ağlamak da bir dildir ve o dilin karşılığı yoktu. Açlıkla ağlamak aynıydı, korkuyla ağlamak da. Kimse ayırt etmeye çalışmazdı. Zaten çoğu zaman kimse gerçekten dinlemezdi.  Biz dışarıyı bilmezdik.  “Dışarısı” kelimesi yoktu sözlüğümüzde.…