Köşe Blog Yazıları

SENNUR MUTLUGİL:KÜÇÜK KÜÇÜK SEV

Küçük Küçük Sev Küçük küçük sev beni. Büyük sözler kurmadan. Dudağımdaki uçuk en çok senin canını acıtsın. Gece yarısı eczane ara benim için. Küçük küçük sev beni Saçlarımın uçlarından öp, ben fark etmeden. Alnımdaki izi sor. Yaradan önce çocukluğumu merak et. Küçük küçük sev beni. Elinde buketlerle gelme. Kaldırım taşının çatlağında inatla açan bir çiçeği getir. En pahalı hediyen ismimi söylerken sesinin değişmesi olsun. Saçlarımın ışıkta değişen her tonunu ezberle. Okuduğum son kitabı benimle tartış. Bana şiir yazma; şiir, sesinin arasına karışsın. Ben sustuğumda sustuğuma değil, canımın nerede acıdığına bak. Bir gün unutursan doğum günümü unut, sevdiğim çiçeği unut, hatta…

GÜLNAZ OKUYAN:Kömür Karası

Kömür Karası İşçi Abdi. Madenci Abdi. Abdi Usta. Abdi’nin olup olabileceği bu kadardı işte. Statüsü iki  kelimeden ibaret. Ama emeğini sorarsan işte onu anlatmaya kelimeler yetmez. Kömür karası elleri vardı Abdi’nin kömür karası gözleri. O gözler ki kara elmastan parlak, o gözler ki her daim ıslak. Erkek adama yaraşmazdı gözyaşı. Ancak Abdi’nin ki başka.  O, adaletsiz çarkın içinde üç kuruşa satılan emeğine isyan ediyor! İki çocuğu boynu bükük kalmasın diye kömür karası terler döküyor. Evini geçindirmek uğruna gece gündüz çalışıyor güneşe hasret. Kömürün karası acımıyor ki, yakıyor genzini derinden.  Kömürün insafına kalmıştı mesaisi. Bir acı lokma ekmeğe, bir yudum suya…

Gülün özü özünden yazar.Kahkaha atarak gülen insanlar:

Kahkaha atarak gülen insanlar:Çok gülen insanlara dikkat ettim . izledim sonra hikayelerini dinledim. Meğerse o gülücüklerin arkasında hep acı varmış, kalplerinde hep sızlayan bir yara varmış, bir şeylerin eksikliği varmış hep. Hep keder, hep bir tarafları eksik gönüllerinde hep hüzün varmış. Sadece Sordum aslında nasılsınız diye? Meğerse bir nasılsın sözüne bile ihtiyaçları varmış. Anlamıyorum şu hayatı bazen. Güzel kalpli hoşgörülü ahlakı temiz insanlar gördüm. Böyle insanlar şu hayatta hep eksik hep mahsundurlar. Ve imtihanları hep ağırdır. Sonra diğer bir taraftan. Zalim insanları gördüm dünyada öyle bir yaşıyorlar ki. Dünyaya öyle bir teslim olmuşlar ki. Ölümü unuturcasına. Sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi…

A. MUHAMMED ÖZCAN:Gelecek Sandığım En Ağır Hatıra

İlk defa birini bu kadar çok isteyiponun için dualar ettim. İlk defa biriyle gerçekten mutlu olacağıma inanıphayaller kurdum. Kalbimi, umutlarımı, en güzel düşlerimiona bıraktım. Belki de bu yüzdenkalbimde büyüttüğüm bütün umutlarımınbirer birer yıkılışını izlemekbu kadar ağır geldi. Ben onunla güzel bir hayat kuracağıma inanırken,sonunda bütün hayallerimin üzerime yıkılmasıylageriye yalnızca kırılmış bir kalpve içimde susturamadığım bir boşluk kaldı. En acısı dabir zamanlar geleceğim sandığım insanın,şimdi geçmişimde taşıdığımen ağır hatıraya dönüşerek kalması oldu.

FUAT YILMAZ:BİR YILDIZIN PEŞİNDE

BİR YILDIZIN PEŞİNDEAbdurrahman es-Sûfî ve Gökyüzünün HaritasıGİRİŞİnsanlık tarihinin en eski sorularından biri gökyüzüne bakmakla başladı.Gece olduğunda başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz yıldızlar, yalnızca uzak gök cisimlerideğildi. İnsanlar onları yön bulmak, zamanı hesaplamak, mevsimleri anlamak ve evrendekiyerlerini kavramak için izlediler.Fakat gökyüzünü izlemek ile gökyüzünü sistemli biçimde incelemek arasında büyük bir farkvardır.Astronomi tarihi, bu farkın nasıl ortaya çıktığının hikâyesidir.Bu hikâyede 10. yüzyılda yaşamış İranlı astronom Abdurrahman es-Sûfî özel bir yeresahiptir. Rey’de 903 yılında doğan ve 986 yılında Şiraz’da vefat eden es-Sûfî, özellikle sabityıldızların incelenmesi ve yıldız kataloglarının hazırlanması alanındaki çalışmalarıylatanınmıştır.Onun en önemli eseri olan Kitâbü Ṣuveri’l-kevâkibi’s-sâbite, yani “Sabit Yıldızların SuretleriKitabı”, yalnızca bir yıldız listesi…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Dostsuz Yaşanabilir mi?

Dostsuz Yaşanabilir mi? Bir süredir kendime aynı soruyu soruyorum: Dostsuz yaşanabilir mi? Hayatımda insanlar var. Konuştuğum, görüştüğüm, birbirimizin hayatından haberdar olduğumuz insanlar… Bazen uzun uzun anlatıyorlar. Ben dinliyorum. Dinlemekten şikâyetçi değilim. Fakat insan bazen kendi sessizliğini de fark ediyor. Bir süre sonra aklıma şu soru geliyor: Ben ne zaman anlatıyorum? Belki mesele anlatmak da değil. Bir kitabın altını çizdiğim bir cümleyi kiminle paylaşacağım? Günlerce zihnimde dolaşan bir düşünceyi kimin önüne bırakacağım? Bir konuda yanıldığımı kim gösterecek? Bana katılmayan ama beni dinlemeye devam eden biri var mı? Dostluk üzerine düşünmeye başlamam biraz da buradan oldu. Çünkü dostluğu yalnızca zor günlerde yanında…

FUAT YILMAZ:İLMİN SESSİZ HAFIZASI

İLMİN SESSİZ HAFIZASIKütüphanelerden Rasathanelere İslam Medeniyetinin Bilim MirasıBir medeniyeti anlamanın en doğru yollarından biri, geride bıraktığı kitaplara bakmaktır.Çünkü kitap yalnızca kâğıt ve mürekkep değildir. Bir insanın düşüncesini, bir âlimin ömrünü,bir toplumun merakını ve bir çağın bilgi birikimini taşır.Bu yüzden kütüphaneler yalnızca kitapların saklandığı yerler değildir. Onlar medeniyetlerinhafızasıdır.İslam medeniyetinin tarihine baktığımızda Bağdat’tan Kurtuba’ya, Kahire’den Şam’a,Buhara’dan Semerkant’a kadar uzanan geniş bir ilim coğrafyasıyla karşılaşırız. Bucoğrafyada farklı dillerden eserler tercüme edilmiş, matematikten astronomiye, tıptanfelsefeye ve optiğe kadar birçok alanda çalışmalar yapılmış, önceki medeniyetlerdendevralınan bilgiler yalnızca korunmakla kalmamış; eleştirilmiş, geliştirilmiş ve yeniaraştırmalarla ileri taşınmıştır.Bağdat bu hikâyenin en önemli merkezlerinden biridir.Abbasîler döneminde gerçekleşen tercüme hareketleri…

Faruk İNCİOĞLU: SANAT VE PSİKOLOJİ

SANAT VE PSİKOLOJİ Tarih ve psikoloji nasıl ki diğer bilim dallarından kısmi ölçüde etkileniyorsa kültürün bir öğesi olan sanatta psikoloji biliminden etkilenir. Daha doğrusu sanatın yansımaları psikolojide vucûd bulur. Sanat eserleri şimdiye kadar felsefenin bir konusu olarak ele alınmş-tır. Fakat sanat, insan faaliyetlerini gözardı edemeyecek kadar büyük bir bölümünü teşkil e-der.1 Sanatı insandan ayrı düşünemeyeceğimiz için onun psikolojiyle de çok yakın bir ilişkisi vardır. Sanat ile psikolojinin yakın ilişkisine geçmeden önce sanatın ne demek olduğuna bakmalıyız. Sanat Tolstoy’a göre “İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle…

HAYAT OKULU YAZARI:Ben Umudu Bilirim;

Ben Umudu Bilirim; Yıkıldığımda beni kaldıran, Gözyaşlarımı silen, Sırtımdaki hançerlere rağmen dimdik ayağa kaldıran, Kalbimdeki yaralara rağmen karanlığa boğulmayan, Merhametimi, vicdanımı yaşatan, İsyan etmeyip dua eden… Her defasında “Bir bildiği vardır Allah’ın” diyen ,Onca acılara rağmen karanlık kuyularla savaşan, Her savaşta daha sert, daha güçlü.. Her savaşta bir merdiven ve o merdivenle aydınlığa tırmanan.. İyi insanlar asla yıkılmaz, melekler yanındadırlar ;Kalpleri cam parçalarıyla dolu olsa da. Kanı damla damla aksa da,O bir mucize kalptir; yine çarpar, yine çarpar. Çünkü yaşamalı ve kendi yaşadıklarını bir başkası yaşamasın diye,O kalbi Allah çarptıracak.O kalp kaleme bağlı, kalemle anlatır her şeyi. Kalemle güçlenir ve…

YUSUF BİNGÖL: KENDİNE İNAN

Kendine İnan Hayatta bazen öyle anlar gelir ki insan ne yapacağını bilemez. Önündeki yol uzar, umutları azalır, çevresindeki insanların söyledikleri ağır gelmeye başlar. Bazen kimse seni anlamaz, kimse çabalarını görmez, hatta en çok güvendiğin insanlar bile senden vazgeçmiş gibi hissettirebilir. İşte tam da böyle zamanlarda kendine inanmayı öğrenmelisin. Çünkü insanın en büyük gücü, başkalarının ona verdiği değer değil; kendisinin kendi değerini bilmesidir. Sana “yapamazsın” diyenler olabilir. Seni küçümseyenler, hayallerinle dalga geçenler, düştüğünde elinden tutmak yerine daha da aşağı çekmeye çalışanlar olabilir. Ama onların söyledikleri senin geleceğini belirlemez. Senin geleceğini belirleyecek olan, bütün bunlara rağmen ayağa kalkıp yoluna devam etme cesaretindir.…