Köşe Blog Yazıları

HİLAL SARAÇ:İSTİKBAL BİZİM

Hilal’in gölgesi üstümüzde, Köklerimiz gökyüzü gibi derin. Bir uçtan bir uca kol kola, Asırlardır soluduğumuz hava bizim. Kadim işaret aramaya ne hacet, Yerin altında yatan şehadet bizim. Ulu çınardan harlı bir nefes, İstikbale giden istikamet bizim.

A.BAKİ KARA : HER GECE

Her Gece Deli gönlüm yine düştü gurbete.Senden bir teselli bekler her gece.Uzanmaz ellerim uzak yollara,Adını dilimde saklar her gece. Bakışın bir zindan, gözlerin kuyu,İçtim bu sevdadan bin zehir suyu.Bırakıp gitsem de şu fani huyu,Yüreğim seninle atar her gece. Rüzgârlar savurur kuru yaprağı,Sensiz ömür sanki çölün toprağı.Mahşere kalsa da vuslat durağı,Hasretin bağrımı deler her gece. Ne gün yüzü gördüm ne de bir neşe,Hasretin sinemde benzer ateşe.Bakıp da gökteki batan güneşe,Hayalin aklımı yoklar her gece. 32 yaşında Giresun doğumluyum.Yazın yolculuğum üniversite yıllarında kaleme aldığım şiir ve kısa hikayelerle başladı. Kendi edebi dilimi inşa ederken, Türk edebiyatının önemli kalemlerinden ilham aldım. Bu birikimin…

BEHİCE KATKAT:Dönüşe yazgılanmış bir gidişti ömür.

Dönüşe yazgılanmış bir gidişti ömür. Tüm ferin yaşamak üzere tüketildiği, yokuştan şikâyetçi, inişte aceleciydi. Her gün aynı toprağa basıp aynı göğe bakan, unutkanlığa meyilli ama her anı kayıtlı hesap defteriydi ömür. Kiminin hikâyesi, kiminin kahramanı, kiminin yol ayrımıydı. Mevsimlerin bile değişken olduğu bu dünyada, insan nasıl aynı kalabilirdi ki? Beş vakit namaza sığmış, beş ayrı dönemdi ömür. Sabahın çağrısı karanlığı titrettiği, yatsının son uykudan önceki durağıydı ömür. Görülebilen kısım bunlardan arda kalan zamandı. Güneşi nöbetçi kılan Allah, aydınlatıyor, yansıyordu havaya, suya, toprağa ve insana. Bu “görmez misiniz?” ayetinin varlık haliydi. Kalbin bilmediği şeyi göz görse de görünen şey hissiz ve…

Gülnaz Okuyan:Beyaz Bayrak

Beyaz Bayrak Hani filmlerde görmüşsünüzdür, bir bölgede karşılıklı iki taraf birbiriyle amansız bir mücadeleye girişir. Uzun zaman birbiriyle çatışmaktan yorulan veyahut savaşı kaybeden taraf, beyaz bayrak sallar. Beyaz bayrak bir teslimiyet bir merhamet göstergesi olarak bilinir. O yüzden beyazın olduğu her yer biraz da siyahtır aslında. Ve o siyahlığın içinde masumiyeti temsil eder beyaz bayrak. Hani derler ya, renkler hızla kirleniyordu birinciliği beyaza verdiler diye. Çabuk kirlenirdi beyaz, siyah gibi yutmuyordu kötülüğü. Bugün savaşan iki taraftan birinin salladığı bayrağın beyazlığı tartışılır. Çünkü o bayrakta kan vardır, gözyaşı vardır, veda vardır, yarım kalmışlık vardır. İhanet vardır, merhamet vardır. Şimdi söyler misiniz,…

SEVDA ANLI:Keşke Demeden Önce

Keşke Demeden Önce “Keşke…” İnsan dilindeki en kısa kelimelerden biri ama içine bazen yılları sığdırıyoruz. Keşke söyleseydim. Keşke arasaydım. Keşke biraz daha sarılsaydım. Keşke korkmasaydım. Keşke kendimi bu kadar ertelemeseydim. Herkesin hayatında kimseye anlatmadığı en az bir “keşke” vardır. Bazıları bir insanın adını taşır, bazıları kaçırılmış bir fırsatın, bazıları söylenmemiş bir cümlenin ve insan yaş aldıkça, keşkelerinin sayısından çok ağırlığını fark ediyor. Çünkü zaman bize bazı şeylerin geri dönüşü olmadığını öğretiyor. Gençken zamanın sonsuz olduğunu düşünüyoruz. Annelerimiz hep orada olacak sanıyoruz. Babalarımızın sesi hiç değişmeyecek. Çocuklarımız hep küçük kalacak. Sevdiklerimizi istediğimiz zaman arayabileceğiz. Söyleyemediğimiz güzel bir cümleyi başka bir gün…

AYLEN DURMUSH:Sadece İnsanız

Sadece İnsanız İnsanın kendiyle kurduğu en yorucu bağ, kendini sürekli açıklamaya çalıştığı yerde başlıyor. Bugün neden böyle hissettiğini, dün çok mutluyken bugün neden tek bir adım bile atmak istemediğini sorguluyor insan. Biri onu seçmediğinde bunu kişisel bir meseleye dönüştürüyor. Bazen herkesten uzaklaşmak, bazen de birinin gelip yanına oturmasını istiyor. Kendimize yönelttiğimiz bu soruların çoğu, özümüzü anlamaktan ziyade kendimizi düzeltme arzusundan doğuyor aslında. Sanki her duygunun bir açıklaması, her isteksizliğin bir teşhisi, her kırgınlığın altında çözülmesi gereken büyük bir problem varmış gibi yaşıyoruz. Oysa ruhumuz her zaman çözülmesi gereken bir denklemden ibaret kalmıyor, bazen yalnızca yaşanması gereken bir duyguya dönüşüyor. Her…

BAŞAK YILMAZ:Minyatürden Animasyona: Beş Yüz Yıllık Bir Hikâyeyi Beş Saniyede Anlatmak

Minyatürden Animasyona: Beş Yüz Yıllık Bir Hikâyeyi Beş Saniyede Anlatmak Beş yüz yıllık bir hikâye, beş saniyeye sığabilir mi? İlk bakışta bu soru biraz tuhaf gelebilir. Çünkü kültürel miras dediğimiz şey yüzyılların birikimidir; emektir, sabırdır, hafızadır. Bugünün dünyası ise hız üzerine kurulu. Çocukların karşısından görüntüler saniyeler içinde geçiyor, dikkat sürekli başka bir yere çağrılıyor. Peki bu iki dünya birbirine gerçekten bu kadar uzak mı? Minyatür sanatını düşünelim. Yüzyıllar önce nakkaşlar bir şehrin, bir törenin, bir yolculuğun hatta koskoca bir dönemin hikâyesini küçücük bir yüzeye sığdırabiliyordu. Tek bir minyatürün içinde onlarca insan, mekân ve ayrıntı vardı. Aslında onlar da kendi çağlarının…

MUHAMMED ÖZCAN :Özgür Bırakabilmek.

Özgür Bırakabilmek Bazı insanlar,bazı vedalar,bazı karşılaşmalartesadüf değildir. Hayatımıza girerler,kim olduğumuzuve ne uğruna yaşadığımızıhatırlatmak için. Görevleri bittiğinde,ya da yollarıartık bizimkine akmadığındasessizce giderler. Canımızı yakançoğu zaman gidişleri değildir;onlara yüklediğimiz anlamlar,kurduğumuz hayallerve bırakamadığımız bağlardır. Hâlâ “Neden bu kadar acı çekiyorum?”diye soruyorsak,belki hayataynı dersifarklı yüzlerle anlatmaya devam ediyordur. Kabullenmek önemlidir,alışmak değerlidir…Ama hepsinden önce gelenbir erdem vardır:Özgür bırakabilmek. İnsanı…Anıları…Beklentileri…Kırgınlıkları…Ve en çok dakendini. Çünkü sevgisahip olmak değildir;özgür bırakabilmektir.Gerçek huzurtutunmaktan değil,gerektiğindezarafetle bırakabilmekten doğar. Ve insan,ancak özgür bırakabildiği kadarözgürleşir.

SEZGİN IŞIK:Mum ile müziğin hikâyesi yeni değil…

Mum ile müziğin hikâyesi yeni değil… Belki de birbirlerine en çok yakıştıkları zaman, 17. ve 18. yüzyıllardı. Elektriğin henüz hayatımıza girmediği yıllarda tiyatrolar, opera salonları ve müziğin yankılandığı görkemli mekânlar mumlarla aydınlanıyordu. Bir tarafta titreyen alevler, diğer tarafta kemanların, viyolonsellerin ve insan sesinin yükselen notaları… Kim bilir kaç aşk ilk kez o ışıkların altında başladı, kaç veda bir melodinin arasına saklandı, kaç insan sevdiğinin yüzünü yalnızca bir mumun titrek ışığında seyretti. Sonra zaman değişti. Gaz lambaları geldi, ardından elektrik… Salonlar daha çok aydınlandı, sahneler büyüdü, ışıklar çoğaldı. Mum ile müziğin yolları biraz ayrıldı belki. Ama bazı eski aşklar birbirini unutmuyor.…

SEVDA ANLI:Bir İnsan Ne Zaman Vazgeçer?

Bir İnsan Ne Zaman Vazgeçer? Bir insan ne zaman vazgeçer? Bir sabah uyanıp “Artık yeter.” dediğinde mi? Yoksa vazgeçmek, o cümleden çok daha önce mi başlar? Belki de insan bir anda vazgeçmez. Önce biraz susar. Sonra biraz daha bekler. Bir şeylerin düzeleceğine inanır. Kendince bahaneler bulur. “Zamanla geçer.” der. “Beni anlar.” der. “Biraz daha sabredeyim.” der. Ve fark etmeden, içindeki umuttan küçük parçalar bırakmaya başlar. Vazgeçmek çoğu zaman bir kapıyı çarpıp çıkmak değildir. Bazen bir insanın yanında otururken artık hiçbir şey anlatmak istememektir. Bazen eskiden heyecanla beklediğin bir mesajın gelmemesini önemsememektir. Bazen kırıldığında açıklama yapmak yerine susmayı tercih etmektir. Bazen…