Köşe Blog Yazıları

GÜLNAZ OKUYAN:Toplumsal Hafıza

Toplumsal Hafıza Bazı yükler vardır ki, sadece omuzlarda taşınmaz.  Hafıza dediğimiz o görünmeyen bellekte taşırız bütün yükü. Hafızamız bir kayıt cihazından ibaret değildir. Hafıza bir kimliktir, benliktir, geçmiştir.  Sihirli bir yazıcıdır hafıza. Herkesin açmak istediği en değerli kasadır. O kasada bize ait sesler, görüntüler, anılar, yaşanmışlıklar vardır. İşte o yaşanmışlıklar bazen unutmak istediğimiz, silmek istediğimiz bir geçmişle ya da bir anıyla ilgili olabilir. Bu yüzden bazen en gizli yerlerde saklanır ve zamanı geldiğinde tozlu bir sayfa misali önümüze düşer. Toplumsal hafıza dediğimiz olay tam da burada başlar. Geçmişte doğal afetleri en acı haliyle yaşayanlar yıllar sonra da aynı acıları merhemsiz…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Kendine Vermediğin Onayı Başkasından Beklemek

Kendine Vermediğin Onayı Başkasından Beklemek Bazı hayal kırıklıkları, insanın karşısındakiyle değil, kendisiyle ilgilidir. Bunu kendi hayatımda öğrendim. Bir insandan, açıkça söylemediğim ama içimde büyüttüğüm bir karşılık bekledim. Beni görmesini, yazdıklarımı fark etmesini, düşüncelerimi önemsemesini, kurduğum cümlelerin onda bir yere dokunmasını istedim. Bunu kendime itiraf etmiyordum ama içten içe bekliyordum. Ve o beklediğim karşılık gelmeyince yalnızca hayal kırıklığı yaşamadım; tuzla buz oldum. Uzun süre bunun nedenini anlayamadım. Bir insanın vereceği ya da vermeyeceği bir karşılık nasıl olur da içimde bu kadar büyük bir yıkım yaratabilirdi? Neden onun sessizliği içimde bu kadar yüksek sesle konuşuyordu? Neden onun beni nasıl gördüğü, benim kendimi…

ERKAN EREN:KENDİNİ ARAYAN İNSAN

KENDİNİ ARAYAN İNSAN İnsan neden yaşar ? Bu sorunun cevabı bir tek nedene bağlanamayacak kadar çok katmanlı ve hayat boyu sürecek bir süreç içinde ortaya çıkabilir ancak. İnsan sürekli bir anlam arayışının peşinden sürdürür yolculuğunu. Sabah uyandığında; kafasında hep bir şeyler vardır: bu bazen bir amaçtır; biriyle yakınlaşmak, kendini bulduğu yerlerde zaman geçirmek, günün sonunda kendinden izler bırakmak… Tüm bunlar varlığın yaşanır kılınması için verilen, iyi ve mutlu hissetmenin küçük adımlarıdır. Anlamsızlık insanın kendini boşlukta hissettiği zamanlarda gösterir kendini ve insan buna çoğu kez dayanamaz. Bu yüzden küçükte olsa sevinçli hallerde, bazen bir anıda, bir başarıda veya kaçındığı hüzünlerde bile…

NAZMİYE YILMAZ:SİYAH KALEM

SİYAH KALEM Bir Bakış Kadar Elya ile Soren aynı sokakta yaşardı. Soren, Elya’ya her gün aynı şeyi söylerdi: “Sen benim için her şeysin.” Elya inanırdı. Ta ki bir akşam, yağmurun altında tek başına kalana kadar… Soren onu gördü. Ama yanına gitmedi. Sadece uzaktan baktı ve yürüyüp geçti. Elya o gece anladı: Bazı insanlar seni severek konuşur, ama sevgisi konuştuğu yerde kalır. Aradan zaman geçti. Elya’nın hayatına Narel girdi. Narel ona hiç “Sensiz ölürüm.” demedi. Hiç büyük sözler vermedi. Ama Elya’nın elleri üşüdüğünde ellerini tuttu. Gözleri dolduğunda nedenini sormadan yanında oturdu. Bir gün Elya ona: “Beni neden hiç sevdiğini söylemiyorsun?” dedi.…

Gülün özü Özünden yazar:Ben haklarımı ALLAH’a teslim ettim.

Kimse benden helallik istemesin; Ben haklarimi Allah’a teslim ettim kimsede hakkım kalmadı. Artık gidip Allahtan af dileyin çünkü artık hiçbir hakkım bana ait değil . Beni bu dünyada çok yordunuz o kadar yordunuz ki, yoruldum daha bu yaşımda yoruldum beni yoran yaşım değil ,yaşadıklarım .. O yüzden bari ahirette yormayın bari orda beni meşkul etmeyin ,içiniz rahat olsun ben hepinize hakkımı helal ettim ama Allah ne der onu bilmem bu kalbin asıl sahibi ne der onu bilmem bütün yüklerimi omuzlarımdan bıraktım . Kendimi savunmayı bile bıraktım . istediginizi düşüne bilirsiniz. Artık defterimin sayfalarına kocaman bir sıfır atıp bundan sonraki hayatımı…

RABİA DURMUŞ:Gökyüzü Aynı, Sessizlik Neden Farklı?

Gökyüzü Aynı, Sessizlik Neden Farklı?Gökyüzü, yeryüzüne hiçbir zaman ayrımcılık öğretmedi. Güneşidoğururken bir milleti diğerinden ayırmadı; yağmuru indirirken hangitoprağın daha kıymetli olduğuna karar vermedi. Mavi, herkesin üzerineaynı incelikle serildi. Ayrılığı göğe değil, yeryüzüne insan çizdi. Belki debu yüzden aynı gökyüzünün altında birbirinden bu kadar farklısessizlikler büyüyor. Doğu Türkistan… Bir haritaya sıkıştırılacak kadarküçük bir isim değil bu. Bir annenin yarım kalmış ninnisi, bir çocuğuneksik bırakılmış gülüşü, bir halkın hafızasına düşen uzun bir keder…Adını her duyduğumda, kelimeler geri çekiliyor; geriye yalnızca vicdanınsusturamadığı bir sızı kalıyor. Çağımız, konuşmayı biliyor. Meydanlardoluyor, kürsüler yükseliyor, cümleler birbirini kovalıyor. Ne var ki hakikat,çoğu zaman en sessiz köşede bekliyor.…

MURAT ENGİN DENİZ : DEFNE YAPRAKLARI

DEFNE YapraklarıOlimpos’un yüksek doruklarında tanrılar kendi ölümsüz dünyalarında yaşarken,yeryüzünde insanlardan çok daha eski sırların fısıldandığı ormanlar vardı. Buormanlardan birinde, nehirlerin serinliğiyle beslenen, rüzgârın yapraklarında şarkılarsöylediği yemyeşil bir vadide Daphne adında genç bir kız yaşardı. Daphne,Teselya’nın nehir tanrısı Peneus’un kızıydı. Güzelliği yalnızca yüzünün zarafetindenibaret değildi; onun asıl güzelliği, özgürlüğüne duyduğu tutkuda ve doğayla kurduğuderin bağda saklıydı. İnsanların arasında yaşamaktan çok ormanların sessizliğini,pınarların şırıltısını, kuşların sabah türkülerini ve ay ışığının ağaçların arasındansüzülüşünü severdi. Saçlarına çiçeklerden taçlar takar, yalın ayaklarla ormanınpatikalarında dolaşır, yayını omzuna asar ve günlerini avlanarak geçirirdi. Onugörenler güzelliğine hayran kalırdı fakat Daphne için güzellik, başkalarınınbakışlarında ölçülen bir şey değildi. O,…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:İnsan Niçin Bazı İnsanlarla Yıllar Süren Özdeşim Kurar?

Sabah Işığı Hayatımıza yüzlerce insan girer. Kimileriyle kısa süreli yollarımız kesişir, kimileri ise yıllar boyunca yanımızda kalır. Fakat bazen öyle insanlar olur ki, fiziksel olarak hayatımızdan çıksalar bile içimizden çıkmazlar. Düşüncelerini, duygularını, sevinçlerini, kırgınlıklarını ve hatta sessizliklerini bile içimizde taşımaya devam ederiz. Uzun süre bunun sevgi olduğunu düşündüm. Sonra hayranlık dedim. Alışkanlık dedim. Fakat yıllar sonra anladım ki yaşadığım şeyi bu kavramların hiçbiri tam olarak açıklamıyordu. Yaklaşık altı ya da yedi yıl boyunca, farkında olmadan bir insanın yalnızca düşüncelerini değil, duygularını da içimde yaşadım. Onun sevincine sevindim, kırgınlığına üzüldüm, uzaklaştığında özlem duydum. O günlerde bunu sorgulamadım. Bana doğal geliyordu. İnsan,…

YELİZ DENİZ BOĞUCANIN:BARIŞ

Yeliz Deniz BOĞUCANİN.. Aile ocağında küskün bir sofra,Bir bakış yeter, eriyip gider kar gibi.Kan bağı, gönül bağına dönüşür yeniden,Barış, en yakının gözünde saklıdır bir yerde.🌹 🌹. 🌹Arkadaşlık, kırgınlıkla sınanan bir bahçe,Dargınlık bir mevsim, sevgi kök salan toprak.Elini uzat, gurur bir kenara bıraksın,Barış, dostluğun affeden yüreğidir aslında.🌹. 🌹. 🌹Aşıklar arasında geçen o sessiz günler,Bir mektup, bir bakış, bir “özledim” sözü.Küslük bir fırtına, sevgi limana varır,Barış, iki gönlün yeniden buluştuğu kıyI🌹 🌹 🌹Ülkemin toprağı, kardeşliğin beşiği,Ayrı seslerden bir tek türkü yükselsin.Kin susup, hoşgörü konuşsun aramızda,Barış, bu vatanın en güzel duasıdır.🌹. 🌹. 🌹Ve dünya, kalbimizin büyüdüğü o ev,İnsanların huzuru, ekmeğin bereketi.Savaşsız sabahlar, korkusuz…

HİÇ’İM BEN:İREM ORUÇ

Hiç’im Ben Hiçlik üzerine yazmak istiyorum çoktandır. Bu kelimeyi yıllardır seviyorum, hem de ziyadesiyle. Nihilizmden beslenmiyorum, azizim; o kadar radikal değilim. Sadece seviyorum onu. Ruhum fakir, o yüzden çekiliyor belki hiçliğe, boşluğa… O dingin, o ağır, o hiçbir şey vaat etmeyen sessizliğe. İnsan aslında ne kadar savunmasızdır, fark ediyor musun? Küçücük bir baş ağrısı yeter. Bir sabah uyanırsın, şakaklarında hafif bir sızı vardır ve birden her şey anlamını yitirir. Başlarsın hayatı sorgulamaya. En ufak bir yara aldığında hemen küser hayatın tadına, zevk algısını rafa kaldırır, “Ne gerek var?” dersin. Sanki o minicik acı, tüm varoluşun kırılganlığını yüzüne vurur. Tıpkı motosikletin…