Köşe Blog Yazıları

YEŞİM ŞAHİN YAMAN:AH O ESKİ ÜSTATLAR…

AH O ESKİ ÜSTATLAR…Hasretle ve SaygıylaNe güzel söylemiş Orhan Veli:“Bir de rakı şişesinde balık olsam…”Bir tek cümleyle yaz sıcağını serinletti.Biz ise koca şehirlerdebir yudum huzuru arıyoruz.Ne güzel söylemiş Nazım Hikmet:“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,ve bir orman gibi kardeşçesine…”Ağaçlar hâlâ göğe uzanıyor,ama insanlaraynı gölgenin altında buluşmayı unutuyor.Ne güzel söylemiş Cemal Süreya:“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”Kuşlar yine uçuyor,kısa olan hayat değil artık;birbirimize ayırdığımız zaman.Ne güzel söylemiş Attilâ İlhan:“Ben sana mecburum…”Mecburiyetin adı aşk değildi belki,ama bazı insanlar gidinceeksilen hep bir şehir oldu.Ne güzel söylemiş Can Yücel:“Sevgi emektir.”Kolay vazgeçilen zamanlardaen büyük şiir,vazgeçmemeyi bilen insanların kalbidir.Ah o eski üstatlar…Bir dizeyle ömür boyu düşünmeyi öğrettiler.Biz…

AHMET AYHAN :AŞK DİYORSAN DA BUNUN ADINA

AŞK DİYORSAN DA BUNUN ADINA Senin sevmelerin de uzak Tıpkı tenin gibi. Bir seher yeliyle gelir kokun; Yalar, geçer yüzümü. Tadı kalır kulağımda sevişen sözcüklerin. Dudaklarım susuz toprak gibi kuru ve çatlak. Kalbimde koru yanar sürekli Sönmeyen ateşinin. Kavuşunca dinecekse eğer içimdeki bu yangının, Sürmeye devam etsin o zaman Tenimdeki ayrılığın. Aşk, diyorsan da bunun adına; Razıyım yanmaya, kabulüm benim.                                                     Ahmet Ayhan

ZÜBEYDE BAYIK.KISA BİR ÖYKÜ

Kısa bir öyküŞehirde saatler gece yarısını çoktan geçmişti ama tramvay ışıkları hala ışıl ışıl tüm ahengi ile geceyi aydınlatıyordu, şehir adeta sanki ben burada bekliyorum eglence daha bitmedi.! Diye bağırıyordu.Son sefer için kapılar açıldığında Kırmızı ( Ece) zıplayarak içeri daldı.Montunun fermuarı açık,bir kulağında kulaklık, diğerinde yok..Çünkü kırmızı için hayat yeterince müzikli ve zilliydi o an …Tramvayda kimseler yoktu bir kaç kişi haricinde,belkide ilerleyen duraklarda yer dahi kalmayacaktı.Arka taraflara doğru ierledi kırmızı,Ilerleyen koltuklarda yaşlı minik bir teyze oturuyordu,başında pembe bir bere elinde kocaman bir poşet ciklet yüzünde muzip bir gülümseme gözlüklerinin üzerinde bakar iken kırmızı ile göz göze geldiler.Kırmızı oturdu karşısına…

GİZEM GÖKMEN:RUHUN KALEMİ

Ruhun Kalemi Kalem dediğin, masanın kenarında unuttuğumuz o sıradan plastik ya da ahşap parçası mıdır gerçekten? Ucunda duran koyu bir mürekkep, parmakların arasında sıkışıp kalan, yalnızca günlük telaşları ya da unutulacak notları kağıda geçiren soğuk bir araç mı? Belki görünürde öyle… Ama ne zaman ki derin bir sessizlik çöker geceye, ne zaman ki kalbimizin ortasındaki o görünmez ağırlık kabuğunu çatlatır, işte o an sahneye Ruhun Kalemi çıkar. O kalem, süslü ahşam kutularda ya da masanın üzerindeki kalemliklerde beklemez. O, zihnin en gizemli, tozlu raflarında, kalbin kilitli çekmecelerinde gizlenir. Mürekkebi hazır değildir; bazen kahkahaların yankısından akar, bazen sessizce yanağa düşen bir…

AYŞE ELVATANİ: EVET BİLİYORUM

Evet biliyorum… Nefesin seni gIrtlaklar gibi.. Aldığın soluk bile Kendinden kaçar gibi şu an… Yüreğindekilerle kafandakiler Savaş halinde… Cehede ruhun parçalanıyor… Hem tek kelime etmek istemiyor dudakların.. Hem de dokunsam ciltlere sığmaz söyleyeceklerin… Hem zifiri karanlığın Ta dibinin en kuytu noktasındasın… Hem de umudunun, O içindeki ışığın parlaklığından Gözlerin kamaşıyor… Hem akacak bir damla göz yaşın kalmadı kederinden… Hem de bir ağlasan hafifler gibisin kelebek gibi… Sahi en sevdiğin değil miydi kelebek? Onca küçüklüğü… Onca sessizliği… Duyulmaz ve önemsenmez varlığı ile… Gıdım gıdım ilerleyen… Milim milim büyümek için Savaş veren… Yiyip yiyip hedefine,hayaline doğru Umutla nefes alan tırtıl… Ardından zamanı…

YAĞMUR KAPLAN:DİLEMMA

DİLEMMA Ne çok yüzü ne çok derdi var insanın; Her yanı yeni deniz kenarı Her yanı yeni uçurum… Bir adım öten hem sırlarla dolu düşüş Hem kanatlı koskoca bir özgürlük. -Tüm ikilemlere sahip ama bir o kadar da eminiz… Ne çok rolü var insanın; Hem içli annesin hem güçlü baba. Sırt sırta veren kardeşsin, kimine koca. Aynı anda hem ebeveynisin birilerinin Birilerinin de çocuğusun mesela. -Tüm rollere sahip ama bir o kadar da kötü oyuncuyuz… Ne çok can sıkıntısı ne çok isteği var insanın; Her yanı arzu, Ardı sıra her yanı bıkkınlık bu mahlukatın. Maymun iştahıyla ister erişince öylesine unuturuz.…

YEŞİM ŞAHİN YAMAN:MUM ALEMİNDE

Mum ÂlemindeMum âleminde yazdım ben sana hep şiirleri,Lambayı açsam daha görünür hâle gelen hasretin,Daha bir yakıyordu çünkü içimi.Yağmura mırıldandım dizelerimi,Soğutsun diye içimdeki alevi.Fakat yağmur da seni biliyordu,Her damlasında yüzünü taşıdı cama.Ben sustukça gecenin dili çözüldü,Adını söyledi usulca,Karanlığın en tenha yerinde.Mum eridi, zaman eksildi,Gölgem duvarlarda sana doğru uzadı.Bir tek sen gelmedin;Oysa kapıyı aralık bıraktım,Belki özlemin yolu şaşırmaz diye.Masamda yarım kalmış bir mektup,İçinde söyleyemediğim bütün vedalar…Her cümle sana varmak isterkenBir noktada durdu kalem,Çünkü ayrılığın sonu yazılmıyordu.Sabaha karşı yağmur dindi,Ama içimdeki yangın dinmedi.Anladım ki bazı aşklarSuya anlatıldıkça çoğalır,Küllerinden yeniden tutuşur.Şimdi yine mum ışığında yazıyorum seni;Ne gece yetiyor unutturmayaNe de gün saklayabiliyor yokluğunu.Sen uzakta…

AYŞE BEDEVİ:ANLAT

AnlatGelmemeyi sen anlat bana, gidememeyi ben anlatayım. Olur da bir gün kavuşursa bu yürekler, kaçmamalı birbirinden bu gözler. Gelmemeyi sen anlat bana, gidememeyi ben anlatayım. Bir o kadar imkansız, bir o kadar istekli. Bir o kadar hasret, bir o kadar kasvet… Bir o kadar isterken, bir o kadar kavuşamamayı siz anlatın…Birbirinden zıt ama uyumlu, bir o kadar güzel ve hüzünlü. Bir gece misali karanlık ve sessiz, bir gündüz misali gürültülü ve eşsiz. Bir o kadar zıt, bir o kadar uyumlu. Gel de anlat, suya hasret çölümü…Gelmemeyi sen anlat bana, dünlerin mecali kalmadı. Gidememeyi ben anlatayım sana, bugünlerin bir hevesi kalmadı.Gelmemek…

10. SAYI

Varyasyon Kalemler 10+_20260805_203333_0000İndir

AYŞE BEDEVİ:İNANMAK

İnanmakİnanmak diye bir kavram vardır dostlarım. Kime, neye, ne şekilde inanacağımızı ancak biz belirleriz. Neye, ne şekilde bakmak istediğimize ancak biz karar verebiliriz.Ben hayatım boyunca hep güzel şeylere inanmak istedim. Gökyüzüne bakarken her zaman her şeyin çok güzel olacağına inandım. Hayat öyle sandığımız gibi tozpembe değil, hiçbir zaman da olmadı. Sadece sanmak ve inanmak arasındaki farkı anlayabilmek gerekir. Ben dünyanın güzel olduğunu düşünmüyorum, sanmıyorum. Ama güzel olabileceğini umuyorum, güzel olabileceğine inanıyorum. Hangi dünya?İç dünyam, kendi alanım, çevrem ve sahip olduklarım… Bunlar tek başına bir dünya değil midir? Bence dünyadır. Hiçbir zaman, hiçbir insan doğuştan her şeye sahip değildir. Hep bir…