Köşe Blog Yazıları

Merve Mina Seyhan:BİR GÜNAYDIN KADAR GÜZEL

BİR GÜNAYDIN KADAR GÜZEL Bir sabahın içine sığan umut şiiri Bazen bir ‘günaydın’ kadar güzeldir hayat,Bir kelimeyle değişir insanın bütün sabahı.Geceden kalan ne kadar hüzün varsaGüneşin ilk ışığında sessizce dağılır.Ve insan yeniden inanır yaşamaya,Yeniden sarılır yarım bıraktığı umutlarına. Günaydın…Belki sıradan bir sözdür kimilerine göre,Ama seven bir kalpten söylendiğindeDünyanın en güzel şiirine dönüşür.Bir ses olur, dokunur en derin yaralara;Bir nefes olur, yetişir yorulan ruhlara.Bazen söylenemeyen bütün sevgileriTek bir kelimenin içine sığdırır. Bugün güneş senin için doğsun,Gökyüzü en güzel mavisini sana ayırsın.Kuşlar, içinden geçirdiğin dilekleri duysun,Rüzgâr saçlarına umut bıraksın.Yolların çiçeklerle değil belki,Ama seni gerçekten seven insanlarla dolsun. Dün canını yakan ne varsa…

ELİF ÇEPEL:DİL CANLI BİR VARLIKTIR

DİL CANLI BİR VARLIKTIR Dil, canlı bir varlıktır. Doğar, zamanla gelişir, kullanılmaya devam edilmezse ölür. Onu, toplumların kültürel yapısı ve ihtiyaçlarına göre değişen, büyüyen, yaşam şartlarına ve teknolojiye ayak uyduran bir canlı olarak tasavvur edebiliriz. Ölümü, biyolojik ölüm gibi tamamen yok olma süreci değildir, aksine gelecek kuşaklara aktarılır ve farklı bir versiyonu ile yaşamaya devam eder. Nitekim Osmanlıca ölü bir dildir fakat kültürümüze yerleşen kelimeler ile dilimizde varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bir kültürün koruyuculuğunu ve taşıyıcılığını yapan temel varlık; dildir. Nesiller arasında köprü vazifesi görür. Toplumların geçmişini anlaması ve geleceğini inşa etmesi için onlara hizmet eder. İnsanlık, var olduğundan beri,…

DİLAVER KORKMAZ:HAYMATLOS LOKOMOTİF

HAYMATLOS LOKOMOTİF Bekliyor gelmeyecek treni Gözleri kilitlenmiş ikiz raylara Yarım kalmış bir şiirden Dilinde paslı bir mısra Haymatlos bir lokomotif Geçiyor içinden ağır ağır Sürükleyerek çok sayıda bağımlı vagonları Aklından geçirdi söylendi adam Gelmeyecek de olsa tren beklemek iyi Karanlıkla pazarlık için Cebinde son bir kibrit İntihara sakladı son şiirini Sözcüklerle oynanan Sessiz bir Rus ruletinde                                                Dilaver Korkmaz

GÜLVEREN GÜNDOĞDU: GURBET ELLER

GURBET ELLER          Gurbet neresi bilen var mı? Vatanından uzakta yaşayan mı gurbettedir acaba, kendi yurdunda, evinde, ailesinin içinde yaşayıp yalnızlık çeken mi?         Gurbette olmak sadece yurdundan, yuvasından uzakta olmak değildir. İnsan kendi evinde de gurbeti yaşayabilir. Eğer aile fertleriyle arasındaki ilişki yeterince sıcak ve candan değilse, eşine, çocuğuna, anasına-babasına karşı sevgiyle bağlılık duymuyorsa, insan yuvasında da gurbettedir bence. “Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde” diyorlarmış bu durumdaki insanlar.          Eskiden, sıla hasreti ve gurbetlik çekmek diye kavramlar varmış. Çünkü gurbete giden kişi sılasını özler ama sık sık gelemezmiş. Yakınlarının onun yanına gitmesi de aynı şekilde zor olduğundan, görüşmek için uzun süre…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR.İNSAN KENDİNE NE ZAMAN YABANCILAŞIR.

İnsan Kendine Ne Zaman Yabancılaşır? İnsan kendine bir gecede yabancılaşmaz. Önce kendi sesini daha az duymaya başlar. Sonra başkalarının beklentilerini kendi isteği sanır. Bir süre sonra neyi neden yaptığını düşünmeden yaşamaya alışır. Belki de yabancılaşmak, insanın kendini tamamen kaybetmesi değildir. Kendinden gelen sesi, başkalarının sesleri arasında artık ayırt edememesidir. Bazen iyi bir evlat olmak için susarız.İyi bir eş olmak için bazı isteklerimizi erteleriz.İyi bir arkadaş olmak için kırıldığımız hâlde “önemli değil” deriz.İyi görünmek için yorulduğumuzu saklarız. Sonra bir gün, herkes için doğru olanı yaparken kendimiz için ne istediğimizi unuttuğumuzu fark ederiz. İşte insanın kendine yabancılaşması biraz da burada başlar. Kendimize…

NURHAYAT KAYAR:MASAL

Masal Hava kasvetli Sıcaklık bir buhran yaratıyor Hızlı adımlarla ilerliyorum. Yürümek iyi geliyor. Yönümü nereye çevireceğimi bilmiyorum. Yalpalıyorum aniden. Sonra yeniden hızlanıyorum. Varış neresi? diye soruyorum. Cevap gelmiyor küsüyorum. Bir simitçi “abi simit al” derken acıktığımı hissediyorum. Aslında bedenimin sesi hiç duyulmuyor.  Annemle babamın vefatından sonra hep böyle yaşamışım. Tam bunları düşünürken bir çocuk ağlaması beni durduruyor. “Güzel kızım ağlama.” Etrafıma bakıyorum. Sonra ilerlemeye devam. Güneş iyiden iyiye kızdırıyor. Neredeyse yaprak kıpırdamıyor. Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş şarkısını mırıldanıyorum. Bir parkın içinden geçiyorum. Çocuklar neşeli. Gün geçiyor.  Ben ise dirilmek için uğraşıyorum. Sabah yediğim tokat aklımı karıştırıyor hala. Benimle nasıl öyle…

MERVE MİNA SEYHAN:GÖLGEMİN NABZINI DİNLEDİM.

GÖLGEMİN NABZINI DİNLEDİMBu gecegölgemin nabzını dinledim;benden habersiz yaşıyordu.Duvarlar susmayı öğrenmiş,pencereler uzaklara bakmaktan yorulmuştu.Ben ise adımı,yarım bırakılmış bir cümlenin içindeüşürken buldum.Kalbime dokundum;bir kapı sesi geldi içinden.Kim çıktı,kim kaldı,anlayamadım.Sonra geçmiş,eski bir elbise gibiomuzlarımdan kaydı.Sabah olduğundaaynaya bakmadım.Çünkü ilk kez yüzüm değil,içimde sakladığım kadıngörünmek istiyordu.Ona bir isim vermedim.Bazı yeniden doğuşlaradı konulunca küçülür.Yazar: Merve Mina SeyhanKısa ÖzgeçmişMerve Mina Seyhan; oyuncu, senarist ve yazar olarak edebiyat ile sinemaalanında çalışmalar üretmektedir. Metinlerinde insan ruhunun saklı kırılmalarını,kadınların içsel gücünü ve yeniden var olma mücadelesini özgün bir dilleişlemektedir. Şiir, öykü ve senaryo çalışmalarını sürdürmektedir.

İREM ORUÇ:İNSAN KENDİ HİKAYESİNİN YAZARI MI,OKURU MU?

İnsan Kendi Hikâyesinin Yazarı mı, Okuru mu? İrem Oruç Geçenlerde eski bir çekmeceyi karıştırırken ilkokul yıllarımdan kalma bir defter buldum. İlk sayfasında öğretmenimin verdiği bir ödev vardı: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” Çocuk el yazımla uzun uzun anlatmışım. Hangi mesleği yapacağımı, nerede yaşayacağımı, nasıl bir aile kuracağımı… O satırları yazarken geleceğin bana ait olduğundan en küçük bir şüphem yokmuş. Defteri kapattım. Uzun süre elimde tuttum. Sonra yeniden açtım. Bu kez yazdıklarıma değil, yazan çocuğa baktım. Onun adına içim burkuldu. Hayalleri gerçekleşmediği için değil… Hayatın, düşündüğünden çok daha büyük olduğunu henüz bilmediği için. Yazdıklarımın çoğu olmamıştı. Ama sonra kendime başka bir soru…

MEHMET ACIOĞLU: SEN GİDİNCE

Sen gidincesen gidinceüşümüştü ellerimyüreğime yağan yağmurlardanhücrelerimde sensizliğin dikenleri yeşerdi       küf kokulu baharlardaiplere astım artık soğuk acılarımıkanarken içimdeki yaramölümü avuçlarıma sıkıştırdım sen gidince sen gidincesafran sarısı düşler kaldı avuçlarımdavurgunlar yedim hep sol yanımdanmavi düşlerin pasaklığındadilimin ucunda ıslandı gülüşlerinzemheri ayında ağıt yüklü buluttananadan doğma bir kar yağar               beni yasa boğanıslanır aniden kirpiklerimsığınırım o an bulvarların buğulu ışıklarınave gökten kızılca bir kıyamet kopar üstüme         sen gidince sen gidincebir kıvılcım alır yüreğimiyanar ince incegömülür karanlığa ışıldayan gözlerimkaybolur umutlarım, düşlerimzamana yenik düşer bedenimdökülür yüzümden gülüşlerimıslanır maviye çalan umutlarımve bir alevin sıcaklığıyla      sarar beni tüm acılarım                 sen gidince…

İRFAN AYDIN : İKİ DEVLET,TEK MİLLET

İKİ DEVLET, TEK MİLLETTürkiye Türkleri’yle Azerbaycan Türkleri’nin akrabalıkları Oğuz boylarına dayanır. Her iki halk aynı kültür mirası ve kökene dayanır , Horasan üzerinden göç etmişlerdir.Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi Türk dil ailesinin Oğuz grubuna mensupturlar, dil yapıları ve kelime dağarcıkları büyük benzerlik gösterir. Kelimelerin birbirini karşılama oranı %90’ı bulur.Bunların yanında, gelenek- görenekler, tarihsel süreçler, müzikler (örneğin aşıklık geleneği), aile yapıları, halk oyunları ve mutfak kültürü de çok benzeşmektedir.Türkiye Türkleri ve Azerbaycan Türkleri arasındaki kopmaz bağ o derecededir ki: «Bir millet iki devlet» anlayışı her iki tarafta da hakimdir.Şimdi birkaç örneğe yer verelim: Azeri bir vatandaş toplu taşıma aracına binmiştir. Otobüs…