Köşe Blog Yazıları

MURAT ENGİN DENİZ:Kelimeler Bir Araya Gelir, Düşünceler Kanat Açar

İnsanlık tarihi boyunca medeniyetleri birbirine bağlayan en güçlü köprü ne yalnızca yollar ne de taşlardan örülmüş görkemli yapılar olmuştur. Asıl köprü, insanın düşüncesini başka bir insana ulaştırabilmesini sağlayan kelimelerdir. Çünkü kelimeler yalnızca seslerden ya da harflerden meydana gelen işaretler değildir; onlar duygu, hayal, bilgi, umut ve tecrübeyi geleceğe taşıyan görünmez kanatlardır. Tek başına duran bir kelime, bazen sessiz bir damla gibidir. Ancak başka kelimelerle buluştuğunda bir nehre dönüşür; düşünceler ise o nehrin üzerinde özgürce yol alan kuşlar gibi gökyüzüne yükselir. İşte bu yüzden “Kelimeler bir araya gelir, düşünceler kanat açar.” sözü yalnızca edebî bir ifade değil, insanlığın gelişimini anlatan derin…

SACİT ÖZDEMİR:Kendi Özgürlüğünü Kazanmadan Aşk Yaşanır mı?

Aşk, insanın hayatında karşılaşabileceği en güçlü duygulardan biridir. Kimi zaman bir bakışta başlar, kimi zaman yıllar içinde büyür. Fakat aşkın gerçekten yaşanabilmesi için sadece iki insanın birbirini sevmesi yeterli midir? Yoksa insanın önce kendini özgürleştirmesi, kendi benliğini bulması ve kendi hayatının sorumluluğunu üstlenmesi mi gerekir? Bu soru, aşkın en derin ve en önemli sorularından biridir. İnsan, dünyaya bağımlı bir varlık olarak gelir. Çocukluğunda ailesine, büyüdüğünde çevresine, toplumun kurallarına ve insanların beklentilerine bağlı yaşar. Zamanla birçok kişi kendi istekleriyle değil, başkalarının çizdiği hayatı yaşamaya başlar. Kimi ailesini üzmemek için, kimi toplum tarafından dışlanmamak için, kimi ise yalnız kalmaktan korktuğu için kendi…

SENNUR MUTLUGİL:Göğe Bağlı

Ruhumun sonsuz boşluğunda çocuklar uçurtma uçurur; ipleri düşüncelerime bağlı. Kuyruğunda cam kırıkları, kuş tüyleri, unutulmuş isimler. Uçurtma, zamanın düğmesini söküyor. Rüzgâr, çocukluğumu bulutların arkasına katlıyor. Toprağın altından gömdüğüm sesler çınlıyor. Terliklerimin yırtığından mevsimler sızıyor. Zil çalınca oyun, çocukları cebine saklıyor. Uçurtma uçmayı unutuyor. Gölgesi kendinden yaşlı. Çocuklar evlerine dönüyor; ellerinde gökyüzünün son ipi. Gökyüzü, son ipini unutuyor. Sennur Mutlugil 28.07.2026 Yazar Biyografisi Adım Sennur Mutlugil. 79 Sakarya doğumluyum. Sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktayım.  Şiir, masal, hikâye, deneme yazıları yazıyorum.  Yazdığım eserler çeşitli basılı ve e-dergilerde yayımlanmıştır.  Öğrencilerime örnek olma adına yazmaya devam ediyorum.

AYDAN KUMRAL YÜMER:HAYAT GÖZLEMLERİM

Hastane ve Ziyaretçi Olma Adabı             Annemin sağlık durumu nedeniyle bazı dönemlerde hastanede yatması gerekiyor. Bu dönemlerde ben de yanında refakatçi olarak kalıyorum. Bu süreler bazen yirmi bazen üç veya beş gün olabiliyor.             En son, geçtiğimiz hafta beş gün kalmamız gerekti. Daha önce Üniversite hastanesinde makul bir fiyat farkıyla tek kişilik odada kalmıştık ancak bu kez Devlet hastanesinde tek kişilik oda bulunmadığı için paylaşımlı bir odada kaldık. Yattığımız servis Nörolojiydi.             Yan yatakta yatan hastanın yaşı epey ileri ve hastalığının da verdiği etkiyle genelde derin uyku halindeydi, benim annemin en azından bilinci açıktı ancak; yan hastanın başında kalan iki…

GİZEM GÖKMEN:BIRAKMANIN ASALETİ

Bırakmanın Asaleti Bırakmak da sevmekti aslında… Belki de sevginin en yüksek, en duru mertebesiydi. Bir şeye sımsıkı tutunmak, onu kaybetmemek için nefessiz bırakırcasına sarılmak, her zaman orada kök salacağı ve orada mutlu olacağı anlamına gelmiyordu. İnsan bazen kalmak istediği o insanın ruhunun çoktan bavulunu topladığını, geride sadece alışkanlıklardan örülü sönük bir gölge bıraktığını fark ettiğinde sarsılmaya başlıyordu. Gerçekten orada olmayan birini tutmaya çalışmak, hayaletlerle dolu bir odada sabahı beklemek gibiydi. Onlar, bir şeyi avucunun içinde sıkarak korumaya çalışmanın, aslında o şeyi kendi elleriyle ezmek olduğunu anlamışlardı. Mekânlar, onlardan önce küflenmiş; duvarlardaki renkler solmuş, hayaller ise rüzgârın önündeki kuru yapraklar gibi…

MERVE MİNA SEYHAN:SON İZ

Karda tek bir ayak izi vardı. Kasabanın dışında, yıllardır terk edilmiş taş eve kadar uzanıyor, kapının önünde son buluyor ve geriye tek bir adım bile dönmüyordu. Çocukluğumdan beri bu izin uğursuzluk getirdiği anlatılırdı. Ben ise sekiz yaşımdayken babamın aynı evin yakınındaki uçurumdan düşerek öldüğüne inandırılmıştım. Cenazesinde tabut hiç açılmadı, annem ise yıllarca tek bir soru sormama bile izin vermedi. Ölmeden iki gün önce avucuma paslı bir anahtar sıkıştırdı ve fısıldadı: “Taş evin bodrumuna bak… Baban orada ölmedi.” Bu, bana bıraktığı son cümleydi. Ertesi sabah taş eve gittim. Kapıya kadar uzanan tek ayak izini dikkatle inceledim. Her adım aynı derinlikte ve…

ZÜBEYDE BAYIK:KALBİN YARATILIŞ GAYESİ

MAKALE YAZISI Sevmek İnsan dediğin varlık; etten ve kemikten ibaret, dar bir kafese sıkıştırılmış bir muamma değildir sadece. Kalp, biyolojik bir aygıt olarak göğüs kafesinin altında aralıksız kan pompalasa da onun asıl varoluş sebebi ve yaratılış gayesi sevmektir. Kalbi olduğu hâlde sevemeyenin acınası durumu; gözleri sapasağlamken dünyanın o muazzam güzelliklerine, rengârenk ufkuna kör kalması gibidir. Sevginin kuruduğu, teğet geçtiği bir toprakta en taze çiçekler solmaya, hayat o görkemli anlamını yitirmeye mahkûmdur. Aldığımız ve verdiğimiz her solukta gizlenen sevgi; insanın dünyadaki en saf, en masum ve en hakiki hâlidir. Bedenimdeki o fiziksel eksikliğin, beni yeryüzüne bağlayan o kısıtlılığın acısını hissetmiyordum bile.…

ECE ÖZDEMİR:Haklı Çıkarmaya Çalıştığımız Şey Gerçek mi?

Festinger’in Bilişsel Çelişki Teorisi Işığında İnsan Zihnini Anlamak “İnsan her zaman doğruyu mu savunur, yoksa kendini rahatlatan düşünceleri mi?” Hayatımız boyunca sayısız karar veririz. Kimi zaman doğru olduğunu düşündüğümüz için, kimi zaman da o an öyle hissettiğimiz için bir seçim yaparız. Ancak ilginç olan şudur: Verdiğimiz kararların ardından onları yeniden değerlendirmek yerine çoğu zaman o kararları savunmaya başlarız. Hatta bazen yanlış olduğunu fark etsek bile kendimizi haklı çıkarmak için çeşitli gerekçeler üretiriz. İşte bu durum, psikolog Leon Festinger’in 1957 yılında ortaya koyduğu Bilişsel Çelişki Teorisi ile açıklanmaktadır. Festinger’e göre insan zihni, birbirine zıt iki düşünceyi aynı anda taşımakta zorlanır. İnançlarımız,…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Dostluğun Sessiz Sınavı

“Bazı dostluklar bir vedayla değil, sessizce eksilen bir yakınlıkla biter.” Bazı ayrılıklar sessiz olur. Ne kırıcı sözler söylenir ne de kapılar çarpılır. Hayat, iki insanın arasına görünmez mesafeler koyar. Bir gün fark edersiniz ki eskisi kadar konuşmuyorsunuz. Sonra konuşsanız bile birbirinize eskisi kadar ulaşamıyorsunuz. Ben de bir gün, uzun zamandır içimde taşıdığım bir cümleyi söyledim: “Hani biz dosttuk… Ne değişti de bu kadar uzaklaştın?” Bu soru bir hesap sorma isteğinden doğmadı. İçimde büyüyen sessizliğin dile gelişiydi. Çünkü beni inciten, yalnızca bir dostun uzaklaşması değildi. Asıl inciten, benim hâlâ aynı samimiyetle baktığım bir dostluğun, onun hayatında usulca silinmeye başlamasıydı. Ben dostluğu…