Köşe Blog Yazıları

RABİA PİRAYE DURMUŞ:Bakü’ye, Can Azerbaycan’a

Bakü’ye, Can Azerbaycan’aBakü’nün gecesi düşer yüreğime.Hazar, hasretimi sessizce taşır.İsmin, yüreğimde hiç susmayan bir türkü olur.Kardeşliğimiz zamana meydan okur.Karabağ, sabrın en derin adıdır.Her gözyaşı umuda dönüşür.Ey Can Azerbaycan, sevincin yüreğimde çiçek açar.Hüznün, kalbimde dinmeyen bir duadır

İREM ORUÇ:Hangimiz Yeni Nesil? Size Sorarım

Hangimiz Yeni Nesil? Size Sorarım İrem Oruç Biz 90’lılarız. Sabah evden fırlayıp gece yarısı eve giren, bisikletin tepesinde rüzgârı bizzat bağrında yumuşatan, salçalı ekmekle gün deviren, bozulan kasedi kurşun kalemle tamir eden nesiliz. Bugünün çocukları bizi görünce “Antik Çağ’dan mı kaldınız?” muamelesi yapıyor. Oysa asıl yeni nesil biziz. Çünkü biz hem analog çağın çamurunu yuttuk hem de dijital çağın şifresini kırdık. Onlar ise tabletin şarj kablosuna bağlı yaşayıp “yeni nesilim” diye caka satıyor. Bir buluşma ayarladın mı, kaderini o güne ve o saate mühürlerdin. Evde kablolu telefon vardı ama cihaz duvara çivili olduğu için sokakta yine tek başınaydın. Cebinde akıllı…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:İnsan Kendine Neden İnanmalıdır?

İnsan Kendine Neden İnanmalıdır? İnsan bazen kendine olan inancını bir günde kaybetmez. Bir karar vermesi gerektiğinde başkasının ne düşüneceğini düşünür önce. Sonra kendi kararından şüphe eder. Bir şey söylemek ister, vazgeçer. Bir adım atacak olur, “Ya olmazsa?” sorusu yolunu keser. Ve bir gün fark eder ki kendi hayatında kendi sesinden çok, başkalarının sesini duymaktadır. Bize sık sık “Kendine inan.” denir. Ama insan her zaman başaramaz. Her kararı doğru çıkmaz. Bazen çok ister, çok çalışır ve yine de istediğine ulaşamaz. O zaman şu soru ortaya çıkar: İnsan yalnızca başarılı olduğunda mı kendine inanmalıdır? Bence hayır. Kendine inanmak, her şeyin istediğimiz gibi…

İREM ORUÇ:HİÇ OLMADIĞIMIZ İNSANLARA NEDEN YAS TUTMAYIZ

Hiç Olmadığımız İnsanlara Neden Yas Tutmayız? İrem Oruç Çocukken bize hep aynı soru sorulur: “Büyüyünce ne olacaksın?” Sanki gelecekte bizi bekleyen tek bir sabit durak, tamamlanmayı bekleyen tek bir insan varmış gibi. Oysa çocuk, tek bir kişi değildir. İçinde birbirinin varlığından habersiz yüzlerce farklı hayat taşır. Bir ihtimale tutunursa başka bir ülkede, dili hiç bilinmeyen bir şehrin küçük bir dairesinde yalnız yaşar. Bir başkasında üç çocuğun gürültülü neşesine karışır. Birinde sahne ışıklarının altında bir kalabalığa seslenir, birinde bir hastane koridorunun soluk ışığında sabahlar, bir diğerinde ise hiç evlenmez; sessiz bir kütüphanenin tozlu rafları arasında yaşlanır. Çocukluğun en büyük ve belki…

YEŞİM ŞAHİN YAMAN: GİDİŞİNDEN SONRA

GİDİŞİNDEN SONRA Sen gittin, akşam sustu penceremde,Bir kuş yarım bıraktı göç türküsünü.Adını söylemedim kimselere,İçimde çoğalttım son gülüşünü. Masada soğuyan iki çay kaldı,Biri sana baktı, biri yalnızlığa.Saatler duvarlarda ağırlaştı,Gece eğildi sessiz karanlığa. Bir gün dönersin diye kapıyıHer rüzgârda yeniden araladım.Meğer umut da eski bir yara imiş;Dokundukça kanadı, anladım. Şimdi adın uzak bir kıyı bende,Ne gemi var ne dönmeye cesaret.Seni sevmek kaldı ömrümün içinde,Gidişin kadar büyük bir emanet.

SACİT ÖZDEMİR:Aşkın İki Yüzü: Ruh ve Beden Arasındaki İnce Denge

Aşkın İki Yüzü: Ruh ve Beden Arasındaki İnce Denge Aşk, insanlık tarihi kadar eski; onu anlatma çabası ise insanın kendisi kadar bitimsizdir. Şairler onu dizelere sığdırmaya çalıştı, filozoflar anlamını sorguladı, romancılar sayfalar boyunca peşinden gitti. Buna rağmen aşk, hâlâ en çok konuşulan ve belki de en az anlaşılan duygulardan biri olmayı sürdürüyor. Bugün aşk denildiğinde çoğu zaman ilk akla gelen şey, fiziksel çekim oluyor. Dijital çağın hızına kapılan ilişkiler, insanların birbirini tanımaya ayırdığı zamanı giderek azaltıyor. İlk izlenimler, fotoğraflar ve birkaç kısa cümle, bir insan hakkında hüküm vermeye yetiyor. Oysa aşk, aceleyle verilen kararların değil; zaman içinde olgunlaşan duyguların adıdır.…

BAŞAK YILMAZ:Kökler Geçmişte, Gelecek Çocukların Ellerinde

Kökler Geçmişte, Gelecek Çocukların Ellerinde “Bir millet geleceğini teknolojiyi ne kadar kullandığıyla değil, çocuklarına kendi kültürünü ne kadar yaşatabildiğiyle inşa eder.” Yirmi birinci yüzyılda çocuklar, ekranların, algoritmaların ve yapay zekânın şekillendirdiği bir dünyada büyüyor. Bilgiye ulaşmak artık hiç olmadığı kadar kolay. Ancak asıl soru şu: Çocuklarımız bu bilgi çağında kendilerini ne kadar tanıyor? Bir çocuğun kendi kültürünü tanıması; yalnızca geçmişi öğrenmesi değil, kim olduğunu keşfetmesidir. Çünkü kültür; bir milletin hafızası, estetik anlayışı, yaşam biçimi ve ortak vicdanıdır. Ebru teknesindeki renkler, tezhipteki sabır, minyatürdeki ayrıntı, çinideki ahenk ve kilimdeki motifler; sadece birer sanat değil, nesiller boyunca taşınan değerlerin sessiz anlatıcılarıdır. Yıllardır…

Pervane Mehmanlı:RESSAM

Ressam..Çek menim saqiken ölmüş resmimi.Ölülər danışmaz çəkilməzlər ki.Çek ressam ellerinde fircan esmesin.Güneşin qütb edib battığı gibi.. Pervane Mehmanlı ✍️

Pərvanə Mehmanlı”MƏN ŞƏHİDLƏRİN BACISIYAM”

Pərvanə Mehmanlı“MƏN ŞƏHİDLƏRİN BACISIYAM” Mən Şəhidimin bacısıyam,Üç min şəhid bacısıyam.Bir damla köməkçün,dərdli ürəklərə məlhəmçünBir ananın göz yaşını silməkçünBalasını yaşatmaqcün can atıramBir şəhidin yarısını, yarım qalan həyatını,Yazmaqcün pay oluramŞəhidlərin həyatını, sevgi dolu arzuları,yazmaqçün şərəf duydumTarix yazan şəhidimin adlarını yazmaqcünqələmimdən güc istədim.Şəhidimin hər birinin adlarına,nakam qalan yarlarına,Heç çatmayan arzulara Tanrımçün hey dilədimYazmağımçün güc istədim, ruh istədimcan istədimAdlarını yașatmaqcün vaxt istədim.Mən Şəhidimin bacıyam,üç min şəhid bacısıyamFəxrlə mən öyünürəmQürurla mən yaşayıramtarix yazan şədidlərin bacısıyam.

İHSAN FATİH POLAT/(OZÂN EBEDÎ):ÇARKLARIN GÖLGESİNDE

ÇARKLARIN GÖLGESİNDE Karanlık fabrikalar yutar işçi ömrünü Zenginlerin kasası saklar halkın dününü Alın teri dökülür her sabah tezgâhlara Mahkûm edilir halklar, sistemlere, âhlara Adâlet terazisi bozuk tartar her zaman Fakir ekmek ararken zengin vermez hiç aman Emeğin hakkı yenir parlak sırça köşklerde Yoksulun feryâdı var, sokaklarda, meşklerde Madenlerin dibinden yükselir feryâdımız Emeğin kavgasında yazılıdır adımız Kelimeler bir silah uyanan kitlelere Mısralar barikattır sömüren sistemlere Yüksek bürokrasinin koridorları soğuk Mühürlerin altında kalır binlerce çığlık İstidâlar birikir tozlu raflar içinde Halkın hakkı çiğnenir masalar üzerinde Takım elbiseliler seyreder bu yıkımı İmzalara kurbandır gariban her adımı Makam koltuklarında unutulmuş adâlet Mevzûât labirenti doğurur…