Köşe Blog Yazıları

Ağlamıyorum Gözüme Geçmişim Kaçtı.. Pınar ZORLUDAĞ 

Ağlamıyorum Gözüme Geçmişim Kaçtı Pınar ZORLUDAĞ İnsanlar ağlar, duyguları olan tüm canlılar aslında ağlar. Ağlamayı göz yaşı dökmeden de sözlerimiz ve davranışlarımızla da yapabilen sanırım tek varlık biz insanlar oluyoruz. Ağlamayı silah olarak kullanan kadın dediğimiz bir ırk bile var. Peki ya bir kadın için ağlayan adam. Hele ki başka bir kadın karşısında başka bir kadın için ağlayan adam. Cümle yanlış ya da karmaşık değil. Tam olarak söylemek istediğim bu. Bir başkasının karşısında başkası için ağlayan adam ya da kadın. Yahu ne var bunda şimdi dostça ağlamış içini dökmüş mü diyeceksiniz? Ya da onu tanıman için sana olduğu gibi gelmiş…

Geçmişten Günümüze Öğretmen.. Züleyha Ekici

Geçmişten Günümüze Öğretmen Türkçede öğretmen kelimesini parçalara ayırınca ortaya çıkan anlam, aslında koca bir tarih, bir meslek değil bir yaşam biçimi anlatıyor. Öğür-Işık,  et-kılmak , yapmak ve men- insan, benlik. Bunun anlamı öğretmen  “İnsanı ışık kılan kişi” . Öğretmen yalnızca bir meslek unvanı değildir, aynı zamanda bir insanın başka bir insanın karanlığına dokunma sorumluluğudur. Bir zamanlar ne akıllı tahtalar vardı, ne bilgisayarlar, ne de kalın müfredat kitapları. Yine de insanlar bir araya gelir, bir ağacın gölgesinde, bir odanın köşesinde, bir avlunun taşlarında diz dize otururdu. Öğretmen, bazen elinde sadece bir çubuk, yere çizdiği şekillerle anlatırdı dünyayı. Bazen bir kandilin titrek…

Hayattan Neden Zevk Alamıyoruz?.. Aylen Durmush

Hayattan Neden Zevk Alamıyoruz? Belki de sorun, hayatın zor olması değil; bizim kendimizden ne kadar uzak yaşadığımızdır. Bazı hayatlar sessizce tükenir. Büyük bir çöküşle değil; fark edilmeden, azar azar. İnsan sabah uyanır, gün başlar, yapılacaklar yapılır. Her şey “normal”dir. Ama o normalliğin içinde eksik olan bir şey vardır: canlılık. Hayat devam eder ama insan, sanki kendi hayatının biraz gerisinde yürür. Hayattan zevk alamamak çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Şımarıklık” denir, “nankörlük” denir. Oysa zevksizlik, çoğu zaman ruhun verdiği bir sinyaldir. İnsan, kendini uzun süre ihmal ettiğinde beden ve zihin sessizce geri çekilir. Artık heyecanlanmaz, merak etmez, coşmaz. Çünkü coşku, güvende hissettiği…

EY BEDENİ DİRİ TUTAN YÜREK.. Fadime Sarıkamış

EY BEDENİ DİRİ TUTAN YÜREK   Ey bedeni diri tutan yürek, Hayli zamandır karaya bulanmışsın; Beyaz duvarı boyayan bir çocuğun suçluluğu gibi Bedeni diri tutamamanın suçluluğu var sende.   Ey bedeni diri tutan yürek, Hayli zamandır sessizlik kaplamış seni; Şarkıyı sevmeyen insan gibi ritme karşısın, Göğüste atan ritmin bile heyecanını yitirmiş.   Ey bedeni diri tutan yürek, Hayli zamandır sözler sende anlamını yitirmiş; Konuşmalar, insanların uğramadığı ıssız sokaklar, Anlamsızlık kol gezer gibi bu boş sokaklarda.   Ey bedeni diri tutan yürek, Zamanı kovalayan akrep ile yelkovan gibi, Gündüzün peşini bırakmayan gece gibi; Bu bedeni diri tutmalı, Karayı beyaza bulamalı.  …

AYRILIK KONDİSYONU.. Batuhan KOLBURAN

AYRILIK KONDİSYONU   Hesabını isteyelim bu aşkın, yarı yarıya. Ahımı üzerine alıp ayrılıyorsun masadan yetişemiyorum ayrılığına kaç tekrar ettiysek aşkım yetişemiyor, ayrılığın kondisyonuna.   İthal sözlerle ayrılık olmaz kor bir ses tonuyla başlamalı her şey içim yanıyor, ciğerlerime ulaşmadan terk et beni.   Kalbim safları sıklaştırıyor bu gece bekleniyorsun göğüs kafesime anadan kalma hayır dualarını, bozduruyorum kefenin cebi hazır, bir fotoğrafını istiyorum.   seni hatırlayıp, bilinçli özlem takviyeleri alıyorum kalbime. Bitmeyecek bir oyuna başladık, hiç unutamayacağım adın kalbimde ladesim. Batuhan KOLBURAN  

Deneme / Kişisel Gelişim.. BİR TECRÜBE OKULUDUR HAYAT.. MELİHA KAPLAN

MELİHA KAPLAN                                         BİR TECRÜBE OKULUDUR HAYAT         Hayat çok hızlı geçen bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden anılar tadında geçerken kişiliğimize, duygu ve düşüncelerimize yani bize çok şey kazandırıp katmaktayken,  bazen bir yarımızı bazen birçok yanımızı da kaybederiz beraberinde. Bu duygularımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz, yaşadıklarımız olabilir. Unuturuz ya da unutmak isteriz belki de birçok anımızı. Bizi biz yapanları ya da bizi bizden alanları. Tıpkı bir taş gibi kaskatı kesildiğimiz anlar olur ve o anlarda bırakmak istediğimiz onca şeyler.  Bazen de her şeyi geride bırakıp saklayıp en derinliklerine kalbimizin, devam etmek isteriz kendi hayatımıza, yolumuza, yolculuğumuza. Diğer taraftan mutluluğun tatlı esen…

ÖYKÜ.. Sarmaşıkların Son  Mahkûmu.. AYŞE ÖNER

Sarmaşıkların Son  Mahkûmu Neredeyse yüz yıllık bu paslı duvarların üstüne sinekler bile konmazdı ama yeşil sarmaşıklar sımsıkı sarıp kucaklamıştı. İhtiyarın tek dostu bu sarmaşıklardı. Her gün ona kıvrımlı umutlar aşılıyor ve istediği düşleri veriyorlardı. İhtiyar onlara dokunup ruhunu dinlendiriyordu. Sadece akşamları sessizleşiyorlardı. Ancak ihtiyar akşamları da bu karanlık zindan da yalnız değildi çünkü duvarları kaldıramayan sineklere yuva olmuştu. Çıkardıkları sesler her akşam bir ayin oluşturuyordu sanki. Her vızıldayış bir günah çıkarma bir arınmaydı onun için. Ayini yapanlar da en az onun kadar kirli ve kimsenin sevmediği yaratıklardı. Bu akşam sinekler yok olmuşçasına sessizdi. İhtiyar ilk defa huzurlu bir uyku çekmişti.…

HARİKAYDI KADIN.. Pakize Özcan

HARİKAYDI KADIN O ki ranadır, selam verir her sabah güne. Güneş ki kıskanır seni, saklanır sana  çekince. Bir kadın onlar gibi balkonda bekliyor sanırsın güvercin. Mecali olmasa da  çırpınıyor bir çift kanat  için. Uykular yan çizmişler kocasından mecazi.. Akar güne sabah ezanı ile kalkan efsunlu geceden nurani. Etekleri tutuşmuş hep yere yetişecek gibi. Şefkat eli denen frenleri, kırar dümenleri. Eve akan, evden taşan su yolunu çevirirsin; hep yerinde, vaktinde. Adı kadındır sabri. O, senin kadınındı oysa ki gamzesiyle harika. Amenna çabalama boşuna, koyamazsın buseyi dudağına. Benzerlik etme, harika-i aşk gelmez karıştırmaya. Mahsur olunmaz misal  çizgisel güllerle kuşanmış yanağına. Analığın gibi…

ACIYI RESMETMEK…SERPİL  KAYA…ÖYKÜ

ACIYI RESMETMEK   Eylül’ün sonbahar  rüzgârlarıyla hükmünü sürdüğü bir gündü. Evin zili çaldı. Gelen Özgür olmalıydı. Mis gibi kek ve çay kokusu yayılıyordu evin içine. En sevdiği kekten yapmıştı annesi, okul dönüşü mutlu olsun diye. ‘Sen bir tanesin, diye sevinçle sarıldı annesinin boynuna. Tek hayali ÖSS sınavını başarılı bir puanla geçip, özel yetenek sınavlarına hazırlanmaktı Sessiz, sakin bir çocuktu Özgür. Kavgalı, gürültülü ortamları sevmez, rengârenk kalemlerle çizgilerle yarattığı dünyaya dalar, saatlerce oradan çıkmazdı. Çaydan sonra yine odasına dönüyordu ki , annesinin dikkatli bakışlarını fark etti Özgür. Çok anlamlıydı bu bakış, odana mı gidiyorsun yine, der gibiydi annesi. İstiyordu ki ,oğlu…

YAŞAM SİSLİ BİR YOL GİBİ.. FADİME SARIKAMIŞ

YAŞAM SİSLİ BİR YOL GİBİ     Yaşam bana sisli bir yolu andırıyor, Adımlarım buz kütlelerine basıyor sanki. Korkuyorum… Önümü göremiyorum, Korkuyorum… Kayar da düşerim diye.   Bazen, eline ilk kez kar tanesi değen bir çocuk gibi Hayranlık duyuyorum yaşama; merakım kabarıyor. Bazen de saçları arasında siyahı arayan bir beden gibi Belki bir güzel anıya rastlarım, o güne dönerim diye.   En çok da bugüne sözüm geçmiyor sanki. Ya geçmişi önüme koyuyor Ya geleceğe bak diyor… Bugünün tadını bana bırakmıyor. Hâlbuki dün dediğin, bugünden ibaretti değil mi?   Günde kaç kez soruyorum kendime bu soruyu? Belki hiç… Belki de her…