Köşe Blog Yazıları

Öykü.. KALBİ OLMAYAN ÇAĞ OLSUN.. Ayşegül Kum

KALBİ OLMAYAN ÇAĞ OLSUN Seher vakti uyanmıştı. O saatlerde insanın içine çöken sessizlik bazen huzur değil, boşluk taşırdı. Onunki de öyleydi. Göğsünün ortasında, adını koyamadığı bir eksiklik vardı. Ne yok sayabiliyor ne de doldurabiliyordu. Patrondu. Ama bu unvan artık ona bir güç değil, bir yük gibi geliyordu. Gün boyu baktığı her yüzde aynı sahte gülüşü görüyordu. Verdiği her selam abartıyla karşılanıyor, söylediği her söz ölçüsüz bir onaya dönüşüyordu. Hakaret etse alkışlanacak, yanlış yapsa “vizyon” denilecekti. Menfaatin bu kadar çıplak yaşanması, bunu bilerek susmak, bilerek katlanmak… Hepsi inanılmaz derecede yorucuydu. Hayat, demini almamış bir çay gibiydi. Rengi vardı ama tadı yoktu.…

Aşk Doktoru.. Pınar ZORLUDAĞ

Aşk Doktoru Herkesin hayatında illaki ilişkisi olmayan hatta kendi ilişkisinde büyük hatalar yapan bir aşk doktoru mutlaka vardır. O kadar mantıklı konuşur ki dinlerken yeni şeyler keşfetmiş gibi hissedersiniz. Bazen de bir kahve falı baksan sen geleceğimi de söylersin hadi kapatıyorum bi bakıver denir. Aşk doktorları konuşurken bir filozof gibi davranır. Aslında genel olarak İsviçreli bilim adamlarının dahi kabul ettiği, tüm kişisel gelişim kitaplarında olan biteni anlatır. Bu tabii ki iyi bir bilgi paylaşımı. Lakin her ilişki kendine özel olduğu için o genel geçer durumlar hiç bir işe yaramaz. Kendisi de dahil bunları uygulayamayan o aşk doktorları herkes için vazgeçilmez…

MEŞGULİYET SARMALINDA GÖREMEDİKLERİMİZ.. Meliha Kaplan

MEŞGULİYET SARMALINDA GÖREMEDİKLERİMİZ İnsanoğlu varlığının başlangıcından bugününe kadar hayatın ona sunduğu mücadeleler içerisinde bulmuştur kendini. Bazen farkında olduğumuz bazense farkında olmadan kendimizi kaptırdığımız bir mücadeledir bu. Yaşama isteği, yemek yemek, su içmek, aile kurmak, huzur ve mutluluk gibi birçok ihtiyaç beklentisi ile doğar ve beraberinde bu ihtiyaçlarını geliştirir, artırır insan. İşte bireyi doğduğu aile ile çevre koşullarının imkan ve sınırlarının belirlediği bu ihtiyaçlara ulaşabilme düşüncesindeki çabası sarar. Ve insan yaşamak, yemek, giyinmek vb. ihtiyaçları ile hareket ederken bireyin ihtiyaçlarının yanı sıra istekleri de oluşmaya başlayacaktır. Tatil yapmak, enstrüman çalmak, spor yapmak, gezilere katılmak gibi daha birçok şey sayılabilir. En nihayetinde…

EŞİK.. Şeymanur Gündüz

EŞİK   Kopuşlar yaşıyoruz. Derin kopuşlar… Biri bir şey yapmaya niyet ederken, diğeri o niyeti bile fark edemiyor. Acının eşiğinden geçtikçe bütün niyetlere kör oluyoruz. Vedalara hapsoluyoruz. Sonra kendimize veda ediyoruz sessizce. Yaşamaya veda ediyoruz. İnandığımız her şey, bir uğultunun içinde kayboluyor. Öyle derin ve öyle çarpıcı oluyor ki bu hal, koyamıyoruz bir noktaya. Her kopuş bir başkasına açılan aynı boşluk gibi. Tükenene kadar hissediyoruz. İnsan bağıra bağıra yaşamak zorunda değil; en sessiz çığlıklar, en derin izleri bırakıyor. Sessizliğin, bağırmaktan daha etkili olduğu anlar var. Anlamını yitiriyor tüm yaşam. Hevesler bir bir yolcu oluyor. Nereden ayağa kalkmalı, nerede durmalı; bilmiyoruz.…

ÖYKÜ.. SADECE BİR ÇAY.. Zeynep Uzun

SADECE BİR ÇAY Mila için dünya, her sabah vapur iskeleye yanaşana kadar askıda kalırdı. Bu, çocukluğundan kalma bir alışkanlık değildi. Daha çok, zamanla öğrenilmiş bir bekleme hâliydi. Dünya yerli yerine oturmazdı onun için; önce vapurun metal sesi duyulmalı, halatlar gerilmeli, tahta kapaklar ağır ağır açılmalıydı. Ancak o zaman gün başlardı. Sabahın o ilk saatinde İstanbul henüz karar vermemiş olurdu: Gürültü mü olacak, yoksa sessizlik mi? Deniz metalik bir renkte durur, vapurun demiri soğuğu içine çekmiş gibi kokardı. Mazotla tuz karışırdı havaya. İnsan ister istemez nefesini biraz tutardı. Mila da tutardı. Sabahlar onun için hep ağırdı. Yatağın içinden kalkmak değil, günün…

Sanat ve Dergi.. Nurhayat Kayar

Sanat ve Dergi Bu başlığı attığımda, içini yeterince doldurabilecek miyim? diye bir an endişelendim. Çünkü bana göre hem sanat hem dergi, insan dünyasında çok önemli bir yere sahip. Asıl soru acaba biz içimizdeki bu boşluğu fark edip yeterince doldurabiliyor muyuz? Bu soruyu neden sordum? Hepimiz yaşamımızın bir noktasında çeşitli arayışlara girmişizdir. Böyle zamanlarda belki de ilk yaptığımız şeylerden birisi de okumak olmuştur. Hiç dergi kitap karıştırmayan bir insan bile kaç yaşında olursa olsun genellikle bir şiiri ezbere bilir ve okur. Yani okuma yazması az olan eski nesil bir insan bile okuduğu yıllarda bir şiiri ezberlemiş ve okumuştur. Peki bu neyin…

SESSİZ SEANS.. Şeymanur Gündüz

  SESSİZ SEANS     14 ŞUBAT, AKŞAM SEANSI   Sevgililer Günü, akşamı evdeydim; bunu ilk kez bir eksiklik gibi hissetmedim. Saat yedi kırkı biraz geçmişti. Çayı ocağa koydum, altını kıstım. Camın önünden geçen insanların adımlarına baktım. Aceleleri vardı. Bir yerlere yetişiyorlardı, aslında birilerine. Evdeki sessizlik ilk kez ağır değildi; sanki olması gereken buydu. Telefon masanın üzerindeydi. Ekranı kapalıydı ama varlığı yeterince açıktı. Gün içinde “yüz yüze konuşalım” demişti. Akşamına dair bir şey söylememişti. Bende sormamıştım. Çaydanlığın buharı cama vurdu. O an, bir bildirim düştü ekrana. Ona ait değildi. Ama başka bir şey vardı: açık kalmış bir hikaye, bir paylaşım,…

MİSAFİR.. AYŞEGÜL KUM 

  MİSAFİR Adam, kapının önünde durdu. Anahtar cebindeydi ama içeri girmek istemedi. Gökyüzüne baktı. Bulutlar ağır ağır geçiyordu. Kendi kendine mırıldandı: — Biri bana gelse, “Seni bilmediğin bir yere götüreceğim” dese… Ne sorardım? Bir an durdu. Cevap kendiliğinden geldi: — Nereye? — Niçin? — Kim istiyor? İçeri girdi. Masanın üzerindeki eski fotoğrafa gözü takıldı. Bebeklik hâliydi bu… Ne sormuştu ki o gün? Hiçbir şey. Sorulmadan getirilmişti bu dünyaya. “Anne karnından dünyaya gelişimiz de böyle değil mi?” diye düşündü. İstemeden, bilmeden, sorgulamadan… Oturdu. Evin sessizliği içinde zihni konuşmaya başladı. “Birisi beni bedava evinde oturtsaydı… Yemeğimi verseydi… Evlendirseydi… Bir de araba alsaydı……

KENDİNİ GELİŞTİRMEK, KENDİNDEN KAÇMAK DEĞİLDİR.. GÖZDE GÖRMEZ

KENDİNİ GELİŞTİRMEK, KENDİNDEN KAÇMAK DEĞİLDİR Kişisel gelişim bugün en çok yanlış anlaşılan kavramlardan biri. Herkes “daha iyi bir versiyon” peşinde ama kimse mevcut halinin karşısına geçmek istemiyor. Oysa gelişim süslenmek değil; soyunmaktır. Maskeleri indirmek, bahaneleri bırakmaktır.   İnsanlar iyileşmeyi değil, iyi görünmeyi seçiyor. Birkaç motive edici cümleyle her şeyin düzeleceğine inanıyoruz. Ama değişim slogan sevmez. Değişim rahatsız eder. Uykunu kaçırır. Seni senden alır, sonra yeniden kurar.   Kendini geliştirmek isteyen biri önce şunu kabul etmeli: İnsan güçlü olduğu yerden değil, en kırılgan noktasından dönüşür. Kaçtığın şey senin eşiğindir. Bastırdığın duygular bir gün susmaz; hayatının tam ortasında söz ister.   Disiplin…

Engelsiz Yaşam: Asıl Engel Nerede Başlıyor?.. Gözde Görmez

Engelsiz Yaşam: Asıl Engel Nerede Başlıyor?   Toplum olarak “engelsiz yaşam” dediğimizde, genellikle rampaları, asansörleri, kaldırım taşlarını konuşuruz. Oysa işin asıl yükü betonlarda değil; zihinlerde başlar. Bu köşe yazısında, engelsiz yaşamın psikolojik boyutunu konuşuyoruz. Sorular net, cevaplar filtresiz.   – Engelsiz yaşam sizce nedir? Engelsiz yaşam, engeli olan bireyin hayata “rağmen” değil, hayatın içinde var olabilmesidir. Yardım edilmesi gereken biri gibi değil, kendi kararlarını alabilen bir birey olarak görülmesidir. Fiziksel düzenlemeler önemlidir ama asıl mesele, bakış açısıdır. Çünkü insanı en çok yoran şey merdivenler değil, acıyan bakışlardır.   – Psikolojik olarak en büyük yük nerede başlıyor? Sürekli güçlü olmak zorunda…