Köşe Blog Yazıları

MEDİNE KARACABAY:KADIN :DENGEYİ TAŞIYAN MI,DENGEYİ KAYBEDEN Mİ?

Kadın: Dengeyi Taşıyan mı, Dengeyi Kaybeden mi? Medine Karacabay Bugün kadından beklenenler hiç olmadığı kadar fazla. Güçlü olacak, ama kırılmayacak. Şefkatli olacak, ama zayıf görünmeyecek. Başarılı olacak, ama ailesini ihmal etmeyecek. Peki tüm bunların ortasında bir soru sessizce büyüyor: Kadın gerçekten denge kuruyor mu, yoksa dengeyi kaybederek mi ayakta kalmaya çalışıyor? Çünkü modern dünya kadına bir rol sunmuyor; bir yük yüklüyor. Bir yanda “her şeyi başarabilen kadın” beklentisi, diğer yanda “her şeye yetişmesi gereken kadın” baskısı… Sonuç? Yorgun, parçalanmış ve kendinden uzaklaşmış bir kimlik. Oysa denge, her şeye yetişmek değildir. Denge, neyin öncelikli olduğunu bilmektir. Denge, herkesin beklentisini karşılamak değil,…

ECE ÖZDEMİR: Stres ve Stres Yönetimi: Hayatın İçindeki Dengeyi Bulmak

Modern yaşamın hızlı temposu içinde stres, hemen herkesin hayatının bir parçası haline gelmiştir. İş yaşamı, ekonomik kaygılar, aile sorumlulukları, akademik beklentiler ve günlük yaşamın getirdiği birçok unsur bireylerin zaman zaman yoğun stres hissetmesine neden olmaktadır. Ancak stres her zaman olumsuz bir durum değildir. Bazen bizi harekete geçiren, hedeflerimize yönelten ve çözüm üretmemizi sağlayan önemli bir motivasyon kaynağı da olabilir. Sorun, stresin varlığı değil; onu nasıl yönettiğimizdir. Kontrol altına alınamayan ve uzun süre devam eden stres, zamanla hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı etkileyebilir. Sürekli yorgun hissetmek, uyku problemleri yaşamak, dikkat dağınıklığı, tahammülsüzlük, baş ağrıları ve motivasyon kaybı stresin sık görülen…

ADA TOK: ARŞ İLE TOPRAK ARASINDA

Gençliğimden yürüdüm, yolun yarısını aştım da bir sana yetişemedim. Kimseye tamah etmedim; bir sana meylim kaldı. Onca kitabı okudum, fakat bir sana kendimi anlatacak o tek satırı bulamadım. Herkes bana “üstad” dedi. Hâşâ… Aşkta üstad, kendini sevdirendir derdim. Kolay açılmayan gönül bahçemin kapısını yalnız sana efsunladım. Bir tek sen izinsiz girebildin içeri. Bir baksan arş-ı semadayım, bir baksan engin sularda. Yerle göğün arasında asılı kalmış gibiyim. Adımı anmanla ayağım yeniden toprağı tanıyor. Kadim diller kadar eski sana hasretim. Bilmem kaç kez geldim dünyaya; kimi vakit kendimi bildim, kimi vakit hayat perde oldu bana. Tek sebep sendin, tek gaye. Sen olmasan…

AŞK YAZARI MUSTAFA ÇİFCİ: EVİN BEREKETİ KADINDIR

Kadınına sakın kötü davranma, kendinden koparıp yaralama, gözyaşını asla yaşatma! Çünkü kadın, sevildiğini hissederse her zorluğa dayanacak kadar güçlü hale gelir, her şeye dayanır.Artan şiddet olaylarının temelinde insanın kendini tanımamış olmasından kaynaklanır. Çünkü kendini tanıyan kişi yaşamın, insanın ve her canlının son derece en kıymetli olduğunu görmüş olur. Kendini tanıyan kişi, eşinin en değerli, en kıymetli, yol arkadaşı olduğunu bilir. Farklı düşüncelerde hoşgörülü olmasını bilir.Kadın, yuvanın ve ailenin temelini oluşturur.Kadın, kıymet gördüğü evin bereketi olur.Evin bereketi kadındır.Evde kadın belirleyicidir; plan, proje, tatil planları, eve alınacakları her zaman kadın belirler.Kadınsız yuva olmaz!Kadın, dişi kuştur yuvanın temelini atar, nesil verir, geleceği şekillendirir.Erkek…

ESENGÜL DAYAN: İNSAN NEYDEN KORKAR?

Korktuğu şey ışığı kaybetmek olsaydı şâyet,karanlıkta kalınca korkmaya devam eder miydi? Yalnızlıktan korksaydı,kalabalıkta yalnız kalmayı seçer miydi? Kendiyle çelişip durur insan.Oysa evvelâ utanmayı kaybetmekten korkmalıydı;zirâ yeniden utanamaz. Sonra çocukluğunu kaybetmekten korkmalıydı;bir daha eski nâhifliğinde olamaz. Ama bunlar teferruat…Acizdir çünkü insan. Ne var ki, mutsuz olmaktan korkupmutluluğu erteler durur. Tebessüm edince yanakta beliren o çukura düşmekten korkar, somurtur. Peki sen,neyden korkarsın can? Sevdiğin bir şeyi kaybetmekten mi,soyunup toprağın koynuna girmekten mi? Sâhi, neden varsın can?Koyverip kendini gideceksen hikâyeninhiç beklemediğim anında… Buz gibi soğudum senden inan.Karnımda kıvranıp duran sancından,Bitmeyen arsız utancından… Güneşin karanlığı öptüğü vakitteBilmem kaçıncı uyku haram.  

ŞEYMANUR GÜNDÜZ: BİRİLERİNİN HAYATINDA OLMAK İÇİN ÇABALAMAK ZORUNDA MISIN?

Kimseye sesimi duyurmuyorum artık. Duymak isteseler de yoklardı sonuçta değil mi? Ama kimse beni yoklamıyorsa sesimi duymalarına gerek var mı? Kendimi o kadar hiç ettim ki insanlar için. Sanırım onlarda o hiçliği benim varoluşum olarak gördüler. Onlar için o kadar şey yapmış olmam davranışlarının önüne geçemedi. Bu aralar yaşadığım farkındalık biraz incitiyor ama olması gerek. Kimsesiz hissettiren her şeye sırtımı dönmek belki de kendi varoluşuma yaptığım en büyük yardımdır. Kimse beni görmek zorunda değil elbet. Ama en azından varmış gibi yapmasalar her şey daha kolay olmaz mı? Bazı insanlar aşırı empati duyar. İnce ruh haline sahiptir. Ve bu halini en…

AYLİN ALTIN: HAYRET VE GAYRET

Her şeye, herkese yetişmeye çalışırken insan bazen en çok kendini kaybediyor. Ne tuhaftır ki biz geleceğe dair planlar yaparken, hayat da bize ait olmayan kendi planlarını çoktan hazırlamış oluyor. Soruyorum size; yarın gözlerimizi açabilecek miyiz? Doğan güneşi yeniden görebilecek miyiz? Ya da bugün yanımızda olan sevdiklerimizi yarın da görebileceğimizin bir garantisi var mı? Öyleyse bu telaş neden? Bu bitmek bilmeyen koşuşturma niye? Neye yetişmeye çalışıyoruz? Çoğu zaman her şeye yetişmeye çalışırken, insan en çok kendine yetişemiyor. İçindeki umut sessizce ellerinden kayıp gidiyor. Hayaller ise bir köşede bekliyor. Peki hayallere kavuşmak için sadece beklemek yeterli mi? Çaba göstermeden, emek vermeden hayal…

YUSUF BİNGÖL:GENÇLER VE SOSYAL ÇEVRENİN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ

Gençler ve Sosyal Çevrenin Sessiz Çöküşü Bugünün gençliği yalnızca hayatla değil, çevresiyle de savaşıyor.Çünkü artık birçok insan dost gibi görünüp insanın enerjisini tüketiyor. Samimiyet azaldı, çıkar ilişkileri arttı. Gençler kalabalıkların içinde büyüyor ama gerçek anlamda güvenebileceği insan sayısı her geçen gün azalıyor. Eskiden dostluk denilen şey omuz vermekti. Şimdi ise birçok ilişki menfaat üzerine kuruluyor. İnsanlar birbirine iyi olduğu günlerde yakın duruyor, zor zaman geldiğinde ise ortadan kayboluyor. İşte bugünün gençliği en çok bu sahte yakınlıklardan yoruluyor. Birçok genç sırf yalnız kalmamak için yanlış insanların arasında duruyor. Kendi karakterinden ödün veriyor, istemediği ortamlara giriyor, istemediği gibi davranıyor. Çünkü bu çağda…

YUSUF BİNGÖL:GENÇLER VE EBEVEYNLİK

Gençler ve Ebeveynlik Bir çocuğu büyütmek yalnızca onu doyurmak, okutmak ya da korumak değildir. Gerçek ebeveynlik bir insanın ruhuna dokunabilmektir. Özellikle gençlik döneminde anne ve babaların çocuklarıyla kurduğu ilişki, onların gelecekte nasıl bir insan olacağını büyük ölçüde etkiler. Çünkü gençlik insan hayatının en kırılgan dönemlerinden biridir. İnsan bu dönemde hem kendini bulmaya çalışır hem de dünyaya karşı kim olduğunu göstermeye uğraşır. Bugün birçok aile çocuklarını korumaya çalışırken farkında olmadan onlarla arasına mesafe koyuyor. Sürekli öğüt veren, sürekli eleştiren ama çok az dinleyen bir ebeveyn modeli giderek yaygınlaşıyor. Oysa gençlerin en büyük ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Bir genç bazen çözüm değil, sadece…

YUSUF BİNGÖL:GENÇLİK NEREYE GİDİYOR

Gençlik Nereye Gidiyor?Bir zamanlar gençlik denildiğinde insanların aklına umut gelirdi. Hayal kuran, mücadele eden, dünyayı değiştirmek isteyen insanlar düşünülürdü. Şimdi ise birçok insan aynı soruyu soruyor: “Gençlik nereye gidiyor?”Aslında gençlik kaybolmuyor. Sadece çok ağır bir çağın içinde yaşamaya çalışıyor.Bugünün gençleri tarihin en hızlı döneminde büyüyor. Her şey birkaç saniye içinde değişiyor. İnsanlar bir haberi okurken diğerine geçiyor, bir insanı tanımadan yargılıyor, bir hayatı görmeden eleştiriyor. Hızlı yaşayan bir dünya, gençlerin ruhunu da hızla tüketiyor.Eskiden insanlar sokakta büyürdü. Mahalle kültürü vardı, uzun sohbetler vardı, dostluklar daha gerçekti. Şimdi ise gençlerin büyük kısmı ekranların içinde büyüyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırdı ama insan ilişkilerini…