Köşe Blog Yazıları

GİZEMGÖKMEN: Aynı Mürekkebin Uzağında

Bir romanın rastgele bir sayfasından koparılmış bir alıntı gibiydim; göz ucuyla okunan, sayfaları hızla çevirenlerin fark etmeden geçip gittiği kısa bir satır… İçine nice özlemler, gerçekleşmemiş hayaller ve dilsiz keşkeler sığdırdığım, kendi kabuğuna çekilmiş kırık dökük bir sığınak. Sana ulaşana kadar, senin o sarsıcı varlığına çarpan dalgalarım durulana kadar kaç yabancı hayatın kenarından geçtim, kaç yabancı hikâyeye misafir oldum bilmiyorum. Dokunan her kalpte eski bir anıyı uyandırdım, değdiğim her hüzünde küçük bir mucize filizlendirdim. Bir tek senin o keskin, her şeyi gören ama beni teğet geçen bakışlarını aşamadım; oysa en çok senin dünyanda durulmak, en çok senin kıyına vuran bir…

TUTKU YILMAZ: ŞİİR TAZİYESİ

İntihara meyilli satırlarım Her şiirde seni öldürüyor sandım Bilemedim kalemimi kalbimin doldurduğunu Mürekkebim acıdandır sandım Her şiirde biraz daha eksildim Ben, sandım ki seni unutacağım Feryat ettim satırlarıma Seni unuttum diye şiirler yazdım Hangi şairin değeri bilinmiş ki Pişman olup beni anlayacaksın zannettim Artık şiir diyemiyorum kustuklarıma Ne seni unuttum ne de hatırlıyorum Ne seviyorum seni ne de nefret ediyorum Tanrı gibi bir bilinmezlikte sürükleniyorum Ben de şairdim, şiirlerim ölmeden önce Şiirlerimi gömüp üzerine papatyalar ekiyorum Bir mayıs gecesi taziyeye gel Yağmurların altında ısınsın içim Hakkın var, yok sayamam Bu şiirleri ben bir başıma öldürmedim Tutku YILMAZ

SİNAN BAYRAM: İpler Kimin Elinde?

Gözlerinizi kapatın ve kahve mi yoksa çay mı içeceğinize karar verdiğiniz o anı düşünün. Derin bir nefes aldınız, biraz duraksadınız ve “Kahve,” dediniz. Tebrikler, az önce tamamen kendi özgür iradenizle bir seçim yaptınız… mı acaba? Modern bilimin, özellikle de nörobilimin her geçen gün yüzümüze daha sert çarptığı bir gerçek var: O kahveyi siz seçmediniz. Sadece, beyninizin bilincinizden saniyeler önce verdiği kararın kağıda dökülmüş halini okudunuz. Kendimizi hayatımızın başrolü, kararlarımızın mutlak hakimi sanıyoruz. Oysa gerçek şu ki, bizler biyolojinin, genetiğin ve geçmiş deneyimlerin muazzam bir hassasiyetle yönettiği birer seyirciyiz. Hür irade, insanlığın kendine söylediği en konforlu yalandır. Karar Bizim değilse, Kimin?…

Ebru Kirezli: KÖZDEN DOĞAN DİRENİŞ

Yazın kavurucu sıcağına rağmen tepemde esen fırtınanın,Çatlatırken toprağı, gölgesi yokken hiçbir yarının;Ben inadına kök salıyorum o kuruyan çölün ortasına,Merhem oluyorum kalbimin o en derin, en eski yarasına.Güneş yakmak isterken, rüzgar savurmak isterken küllerimi,Ben sabırla, inançla büyütüyorum o kırılgan güllerimi.Her yaprağında bir emek, her dikeninde bir koruma kalkanı,Kimse bilmez bu narin tomurcukların arkasındaki o büyük destanı.Kolay olmadı elbet, yandı tenim, kavruldu nefesim,Ama kısılmadı hiçbir dalgada o haklı, o asil sesim.Dünya üzerime gelse de, yüklese de tüm dertlerini sırtıma,Ben boyun eğmedim ne o yakıcı güneşe, ne de ansızın kopan fırtınama.Baksınlar şimdi o dimdik duran, eğilmeyen mağrur gövdeme,Her zorluğa rağmen ayaktayım, teslim olmam…

Esengül Dayan: GECE

Gece sessiz. Adımlarını duyuyorum caddeden acelesiz geçenlerin. Küfür gibi geliyor bu telaşsızlık. Telaş etmeden, doğru yanlış demeden Bilmeden gelip geçmek vardı şu ömürden. Sahip olamadığı şeyin yetimidir insan. Yetimin boyun bükmesi bilmektendir belki. Bilmek, yoksunu olduğu şeyi. Bir iç çekiyorum bazen. İçim, içime dar geliyor. İçime sinmek istesem de artık Kaçmak içime sinmiyor. Eksik bir şey var ama bilemedim ne, Kalbimin ortasında sessiz bir gece. Konuşunca acıyan, susunca büyüyen Dokunamadığım bir karanlık var içimde. Esengül Dayan Roman ve çocuk edebiyatı alanında çalışmalar yapan bir yazardır. Eserlerinde insanın iç dünyasını, sevgiyi ve yaşamın anlam arayışını işlemeyi tercih etmektedir.

GÖKHAN ALTUNÖZ:HİKAYE

HİKAYE Kitledi kapıyı,çekti perdeyi,kapattı ışığı,sonsuz sessizliktebir müzik açtı. “Anlat,” dedi,“hikayeni.” Birden kelimelerkaranlığın duvarlarına çarptı.Bir yankı bile dönmedi geri. İnlemeler,çığlıklar…Nefes nefesegözlerini kapattı. İçinde bir odanın kapısı açıldı. Bir çocuk,hiç doğmayan. Bir kadın,sevmeyi unutan. Bir adam,hep kaçan. Hepsi sustu sonunda.Sadece müzik kaldı. ____Gökhan ALTUNÖZ

Aylin Altın: Ev Dediğim

Evime dönmek istiyorum ama evim neresi, bilmiyorum… Ne kadar acı değil mi? Bir kadının kendini değersiz hissetmesi, hiçbir yere ait olamaması… O anlattı, ben sadece dinledim. Ama yüreğimin bir yerinde derin bir sızı kendini gösterdi. Evim vardı belki… Ama yüreğimdeki ev neresiydi? Bunu sordum kendime. Ben bir eştim, bir anneydim. Çevremdeki insanlar beni severdi. Neşeli, eğlenceli, dostlarıyla kahkahalar atan bir kadındım. Ama bugün arkadaşımın söylediği söz, her kadının içindeki sessiz çığlığa dönüşecek cinstendi. Biz kadınlar, herkese yetişmeye çalışırken kendimize geç kalanlarız aslında. Yüreğimizin bir yerinde hep yalnız bırakılmış, hep eksik kalmış bir parçayı tamamlamaya çalışırız. Çünkü mücadele bizim özümüzde var.…

Cihan Butak: Şiir Seven Beri Gelsin

Şiir artık bazı insanların cebinde taşınan bir mendil gibi… Canı sıkılan çıkarıp iki mısra sallıyor, adına da “edebiyat gecesi” diyor. Eskiden şairler aşk yüzünden sabahlara kadar yürürdü, şimdi ise beğeni sayısı düşünce story atıyor. Ne garip çağ… Bir zamanlar bir şiirin içinde memleket vardı. Yoksulluk vardı. Anne sesi vardı. Bir tren garında bekleyen adamın sigara dumanı vardı. Şimdi şiirin içinde en çok kahve fincanı, loş ışık ve İngilizce bir fon müziği bulunuyor. Bir de altına iliştirilen şu cümle: “Beni anlayan anladı…” Kimsenin bir şey anladığı yok ama herkes yorumlarda filozof. Eskiden insanlar şiiri yaşardı, şimdi şiirin filtresini arıyor. Ahmed Arif…

Ayşe Bedevi: Bir Ramak Kala

Gel de ölmemeyi anlat bana, Yaşarken hasret sana. Gel de gelememeyi anlat bana, Bir sebep sunarım belki sana. Hasretinle yanarken, Gönlümü sustururken, Bir sensizliğin, Bir de sebepsizliğin, Yakıyor beni. Deliriyorum; Bardak bile çatlıyor. Anlatamıyorum sana; Sensizlik yoruyor anlasana. Hayat devam ediyor, Ben kaldım aynı noktada. Gelmeni beklerken, Uzaklaşmayı nasıl becerdin, Anlatsana? Oysa mesafeler aşılırdı; Ben sana, Sen bana bakarken; Bir yol bulunurdu. Böyle devam ederse eğer; Delireceğim yahu. Üzüntülerimi attım kenara; Hasretimden dağları deleceğim. Susmak fayda etmez, Yanıyor ciğerim. Düşüyorum en dibe, Kalkamam bir daha. Yoksan bu yol yürünmez; Bir bilsen, Sakinliğimi korusam da, Dünyayı yakacağım; Bir ramak kala.

Emine Kurt: Ölüm

Gece yine ölüm kokuyordu. Belki biraz da gözyaşı… Evet, üzerimde toprak ya da onun ağırlığı yer edinmemişti belki ama ruhum bedenimi terk edeli çok oluyordu. O gitti ve karanlık bedenimi ele geçirdi, o gitti ve bedenim ölüme mahkum oldu, o gitti ve belki de bedenim son defa kendisine ağladı… Son defa ve sadece kendisi için sonra ise bu dünya ölü bir bedeni daha içine hapsetti. Ölü ve kimsesiz… Zaten ölüler hep kimsesiz değil miydi? En çok da kimsesiz olmak değil kimsesiz hissetmek koyuyordu. Kıyıma çarpan ve beni darmaduman eden rüzgarı anlatacak bir dost bulamamak, her başımı yaslamak istediğimde sağ tarafımda…