Köşe Blog Yazıları

Ebru Kirezli: Can Bağı

Yollar çizilsin varsın araya,Mesafeler ne derse desin, dostum.Gerek yok ki aynı kandan olmaya,Biz can bağıyla bağlıyız, can dostum.Uzaklarda olsak da her birimiz,Aynı gökyüzünün altındayız hepimiz.Göz görmese bile, bilir kalbimiz;Biz kalplerimizle bağlıyız, can dostum.Zaman akıp gider, dünya dönse de,Karanlıklar gelip ömre çökse de,Gönül bir kere söz verdi seninle;Biz can bağıyla bağlıyız, can dostum.Ne hasret yıkabilir bu sağlam köprüyü,Ne ayrılıklar unutturur o güzel ümidi.Kader yazmış bir kere bu mukaddes öyküyü;Biz kalplerimizle bağlıyız, can dostum.

Yeliz Deniz Boguçanin: Sevmeyi Aşka Emanet Ettim

Sevmek, insana iyi gelen bir alışkanlıktı belki. Birini düşünmek, gülüşünü özlemek, yanında huzur bulmak… Ama bir gün anladım ki sevmek yetmiyor. Çünkü sevmek bazen kontrollü, bazen temkinli, bazen yarım kalabiliyor. O yüzden sevmeyi aşka emanet ettim. Aşk; hesap yapmayan, ölçmeyen, tartmayan bir cesaretmiş. Düşmeyi göze almakmış. Kalbini saklamadan uzatabilmekmiş. Sevmek yanında yürümekti, aşk ise birlikte yanmak… Sevmek dokunmaktı, aşk ruhunun en kırılgan yerini açabilmekti. Aşka bıraktığımda kendimi, eksiklerimle tanıştım. Kıskançlığımı, korkularımı, sabırsızlığımı gördüm. Ama aynı zamanda şefkatimi, sadakatimi, derinliğimi de… Aşk bana şunu öğretti; Birini sevmek kolaydır, ama onun yarasına da, sessizliğine de, en karanlık gününe de kalabilmek… işte bu…

Nazmiye Yılmaz: Nazmiye Yılmaz’ın Hikayesi

Bir insanın hayatı bazen sessizce değişir. Kimse fark etmez. Bir gün aynaya bakarsın ve artık eski sen olmadığını anlarsın. İşte Nazmiye’nin hikâyesi de böyle başladı. Nazmiye, otuz sekiz yaşında hayatın tam ortasında durup kendi içindeki sesi dinlemeye karar verdi. Canı çok yanmıştı. Çok ağlamıştı. Bazı geceler nefes almak bile ağır gelmişti ona. İnsan bazen öyle yorulur ki konuşmak istemez, anlatmak istemez, sadece gökyüzüne bakar. Nazmiye de öyle yaptı. Bulutları izledi. Yavaş yavaş hareket eden bulutları… Dünyanın gerçekten döndüğünü düşündü. Hayatın durmadığını… Acının da sonsuza kadar sürmediğini… Sonra eline bir kalem aldı. Belki kendini kurtarmak için, belki susmamak için, belki de…

Erkan Eren: Suskun

Yaşadıkların öğretti sana. Birbirine zıt duyguları taşıdın içinde çoğu kez. Kural tanımayan benliğin, hep bir anlamın arayışı peşinden yakın uzak demeden yolculuklarda buldu kendini. En çok severken zorlandın, hissettiğin ve düşündüğün farklı şekilde karşıladı seni. Doğasına aykırı bu durum sana öyle ağır geldi ki, lokmaların hep boğazında düğümlendi, içtiğin suyu bile yadırgayacak kadar örselendin kendine ve karanlığın esaretindeki aydınlığını giderek daha da kaybedecek bir belirsizliğe adım adım yuvalandın.  Odanın dili yaraladı seni, ağlayan pencerenin solgun görüntüsünde kara düşlerin bozgununa yol aldığını görerek giderek daha da çekildin sessizliğine ve ruhunun dehlizlerinde kuyular açtın hiç kimsenin bilmediği. Hep hiçbir kavganın adil yaşanmadığına…

Muhammed Ali Aksoy: Bir Babanın Vasiyeti

Mahlûkata sevgin olsun ki derin Gönül kapısından giresin oğul! Nasibine rıza kıl, sorma kaderin Ömründen çok hayır göresin oğul! Ömür heybesini doldur imanla Dünya bir gölgelik, geçer zamanla Düşenin halini düşmeden anla Mazluma kol kanat geresin oğul! Tek doğru sen olsan, yolundan şaşma Hududunu iyi bil, çizgiyi aşma Mizana varmadan sakın yozlaşma Haklıya hakkını veresin oğul! Cahilin feneri aydınlık vermez, Işığa sırt dönen, önünü görmez, Gayretsiz bir kulun kaderi örmez, Murada çabanla eresin oğul! Sırtlanmadan yükü, suçlama dağı, Sabreden muzaffer, kaçırma odağı, Gözünde büyütme en çorak bağı, Gülistan diyerek deresin oğul! Çiçeği koklarken incitme harı, Itırın kadrini bilendir arı, O…

Şebnem Örs: Gözünden Düşen Son Damla

Bir an sessizleşti her yer, Saat gecenin ikisini gösteriyor. Yürek sızısı gözyaşında gizli, Fasıl kurdu geceye inat. Emanetti bedeni dünyaya, Ruh çıkıp gittiğinde, Aralandı umutlar. Gelmeyecekti artık. Duymayacaktı konuşulanları, Hissetmeyecekti iç sesini, Anlatamayacaktı gidişini. Gözünden düşen son damla, İçindeki hırçın dalgaların, Belki de sonsuzluğuydu. Mekanın cennet olsun… 2022/2026 …. 

Şeymanur Gündüz: Durmak

İnsanın bazen durduğu anlar olur. Durmanın verdiği hazzı hissetmek ister. Çok fazla koşunca, durmak bir ihtiyaç hâline gelir. Durmak her zaman vazgeçmek değildir. Bazen sadece nefes almaktır. İnsan koşarken neyi geride bıraktığını fark etmez. Hız, bazı duyguları susturur. Oysa durduğunda, susturulan her şey tek tek ortaya çıkar. Bir sandalye, bir pencere, yarım kalmış bir çay… Hepsi durduğun anda seni bulur. Koşarken kaçtığını sandığın düşünceler, durunca yanına oturur. En çok da kendin. Durmak, kendinle aynı odaya girmektir. Kapıyı kapatıp kaçamadan, aynaya bakmak gibi. Bu yüzden çoğu insan durmaktan korkar. Çünkü durmak, yüzleşmeyi de beraberinde getirir. Ama bazı duruşlar iyileştirir. İnsan her…

Yağmur Kaplan: Vuslat

Bir hicran ki Yusuf’u bekleyen Yakup anlar beni. Bir gam ırmağı denize varmayı bekleyen Nice yolları aşıp da birleşmek uğruna denizle, Dicle anlar beni. Bülbülleri kıskandıran o içli… Yanık sesin, Hiçbir nota anlayamaz beni. Sokak çocuklarına sorsak gülmeyi, Verirler mi senin adını? Dilenci ablaya sorsak bir bir,nasıl istenir senin gelmen? Verir mi gerçekten istemenin sırrını… O halde tüm sokak dilencilerinin kalbiyle Sıralıyorum isteklerimi kağıda; Bu bin yıllık hasretin sonu vuslat olsun. Sonrası güzelliklerle, Senin ekeceğin nergis bahçeleriyle, Hiçbir kötülüğün dokunamayacağı iyiliklerle, Öylesine saf öylesine temiz … Kırlangıçlarla dolu olsun. Karanlıkların yıkamayacağı aydınlıklarla, Seninle… Yine seninle olsun. Bunların hepsini istiyorum. Dilenci…

Ebru Kirezli: Hiçliğin Kıyısında

Ben seni böyle dağlar gibi,Gökyüzünü kucaklar gibi severken;Avucuma bir parça umut,Küçük bir sevgi kırıntısı bırakmakSahi, bu kadar zor muydu?Zihnimin her köşesinde adın yankılanır,Ben sürekli, her nefeste seni düşünürken;Senin hayatında bir gölge bile olamamak,Yokmuşum gibi davranman,Beni bu uçsuz bucaksız dünyadaHiçmişim gibi hissettirmen…İnsan en çok, varlığıyla sığamadığı bir kalpte,Yokluğuyla unutulunca yorulurmuş.Benim sevgim sana fazla mı geldi,Yoksa senin yüreğin mi bu aşka dar düştü?Sessizce siliniyorum şimdi sahnenden,Gözlerinde bir iz, dilinde bir söz bırakmadan.En zoru da buymuş meğer;Her şeyim dediğin insanda“Hiç” olduğunu anlamak…

Suzan Aynal: Hepsi Bu

Oda soğuk. Tüylerin ürperiyor. İncecik ameliyat önlüğünü giymiş, yatağa oturmuş, sıranı bekliyorsun. Bu konuda St. Marien Hastanesi iyiymiş. Jinekoloğunun da burayla anlaşması varmış. Duvarda Meryem Ana’nın resmi asılı. Ne kadar masum gözüküyor. Onun üstünde de seninkine benzer bir şey var. Sadece daha uzun. Kucağında bebek İsa’yı tutuyor. Annesinin sıcak kucağında gözleri kapalı uyuyor. Meryem’in masumiyeti ona mı yansımış yoksa tersi mi, diye geçiriyorsun aklından. Beklemekten sıkılıyorsun. Daha yakından görmek için yatağından kalkıp resmin önüne gidiyorsun. Birden bu kadar masum oldukları için öfkeleniyorsun. İki bin bilmem kaç yıl önce yaşamış anneyle bebek… Hepsi bu. Sanki gerçek hayatta herkes masum. Puh! Hem…