Köşe Blog Yazıları

Ayşe Bedevi: Ya Senle Ya Senle!

Yeni bir yolun izinde, eski anıların eşiğinde… Bir bir geçen ömrümün içinde bir sen, bir de sana dair şeyler var. Söylediklerimin bir anlamı var, yalnızca bazıları anlar. Bir bilinse, bir duyulsa… Belki bir kere kapı çalar. Ya da bilinmez, kaç kere uzaklara dalar. Belki de yalnızca birkaç kelime, birkaç söz. Anlatabilir miydi seni, anlamını yitirir miydi?Kelimeler kifayetsiz gelir hissettiklerime, işliyor bir bir iliklerime. Bir seni, bir de sensizliği anlatacak kelimeler bulamam. Kocaman bir evrende, onca insanın içinde; kelimeler düğümlenir boğazıma, yapışırlar çıkamam aydınlığa. Bir ses, bir hece. Düşünüyorum gündüz gece… Evet evet bir ışık var! Ya sen geçtin ya da…

Aylin Altın: Yalnızlık

Yalnızlık bazen sessizce çöker insanın içine… Kalabalığın ortasında bile kendini eksik, unutulmuş, görünmez hissettirir. Gülersin ama gözlerin aynı şeyi anlatmaz. Konuşursun ama zihnin başka bir savaşın içindedir. Sanki yüreğinin tam ortasında ağır bir taş vardır da ne nefes almana izin verir ne de gerçekten yaşamana… İnsan bazen herkese yetişmeye çalışırken en çok kendine geç kalıyor. Hayallerinin peşinden koşarken yorulduğunu bile fark etmiyor. Bir gün geliyor, oturduğu yerde saatlerce aynı noktaya dalıp gidiyor; ne düşündüğünü bile bilmeden… Çünkü yorgunluk sadece bedenin değil, ruhun da taşıdığı bir yük oluyor. En acısı da insanın kendi değerini unutması…Hiçbir şeyden keyif alamamak, sevdiği şeylere bile…

Gizem Gökmen: Biri Sürekli Acıtır, Diğeri Sürekli Özür Diler

Varlığın sonsuz döngüsünde iki ruh, görünmez bir zincirle birbirine bağlanmıştı. Birinin adı acıtandı; her dokunuşu, değdiği yerde derin bir sızı bırakırdı. Diğerinin adı ise özür dileyen… Acıtanın her darbesinden sonra yarayı sarmayı beceremez, ama sessizliği bir “özür dilerim” fısıltısıyla bölerdi. Adımları önceden belirlenmiş hırçın bir dans gibiydi bu; biri hep öne atılır, diğeri hep bir adım geriye çekilirdi. Acıtan, aslında sırlı bir aynaydı. Kendi içindeki kırık parçaları, keskin köşeleri karşısındakine yansıtır, can yakarak var olmaya çalışırdı. İçindeki öfke, kök salmış o kadim korku ve anlaşılmamışlık duygusu, özür dileyenin ruhunda silinmez izler bırakıyordu. Acıtan bu karanlık döngüden kurtulmak için çırpındıkça, attığı…

Erkan Eren: İnsan Olmak

Yine vardın akşamına, ardında koca bir günün ağırlığını bırakarak. İlk çıktığında ne çok şey gelmişti aklına, neler düşünüp o benzersiz hayaline neler sığdırmayı becerebilmiştin oysa. Başladığın gibi bitirmeyi, yaşadığın her şeyi istediğin gibi yaşamayı en doğal hakkın olarak görmüştün kendi halinde bir insan olarak. İnsan dediğin her şeyi hak eder, her şey insan için var kabilinden kendince bir felsefen de vardı hiç şaşmadığın. Haklıydın, insan; değeriyle bilinir ve bildirirdi kendini. Ama yaşadığın gerçekler bunun hep uzağına atardı seni. Çünkü; geçmişe emanet ettiğin, hatırladıkça içini burkan ve özlemini çektiğin birkaç anıdan başkası teselli etmezdi seni. Geride bıraktığın güzel şeyleri bugünün acınası…

İrfan Aydın: Çalışmaya Garip Bir Mola

   Başını yastıktan kaldırmasına kaldırdı ama hala, az önceki, düş mü yoksa gerçek mi olduğu belli olmayan o derin korkunun düpedüz tesiri altındaydı. Güçlükle doğruldu yatakta. Gözlerini ovuşturup , bu sayede o korku dolu görüntülerin elinden kurtulmaya çalışmaktan kendini alamadı. Neydi, ne demekti tüm bunlar acaba? Pek tabii ki, akıl almaz, gizemli şeylere bir isim bulmak kolay değildir. İrili ufaklı bazı nesnelerin kendisine doğru harekete geçip, garip iniltiler ve sesler çıkararak, yavaş yavaş kaybolduklarını hayal meyal hatırlayabiliyordu. Perde çekilmemiş olduğundan, pencerenin gölgesi duvara yansıyordu. Ama ne olursa olsun, onu, gecenin bir yarısı kan-ter içinde yatağından fırlayarak, uyku sersemi bir halde,…

Yusuf Bingöl: Gençliğin Çalınan Geleceği

Bugünün gençliği tembel değil. Bugünün gençliği yorgun. Sürekli eleştirilen bir kuşak var karşımızda. “Çalışmıyorlar”, “sabırsızlar”, “eskiye göre daha güçsüzler” deniliyor. Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor: Bu gençlere gerçekten nasıl bir gelecek bırakıldı? Bir genç bugün hayal kurarken bile korkuyor. Üniversite okusa iş bulamama korkusu, çalışsa geçinememe korkusu, konuşsa yanlış anlaşılma korkusu taşıyor. Hayatlarının en güzel döneminde gelecek kaygısıyla mücadele ediyorlar. Eskiden insanlar yoksuldu belki ama umutları vardı. Şimdi birçok genç umudunu kaybediyor. Çünkü emek ile başarı arasındaki bağın zayıfladığına inanıyorlar. Ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar bazı kapıların onlara açılmayacağını düşünüyorlar. Bu yalnızca ekonomik bir sorun değil. Bu aynı zamanda psikolojik…

Yusuf Bingöl: Sessiz Kalan Bir Toplumun Çöküşü

Bugün insanlar konuşmuyor. Çünkü konuşanın hedef haline geldiği bir dönemdeyiz. Bir çocuk hayal kurduğunda “gerçekçi ol” deniliyor. Bir genç mücadele ettiğinde “boş ver” deniliyor. Bir insan hakkını aradığında ise hemen susturulmaya çalışılıyor. Oysa toplumları ayakta tutan şey; korku değil, cesarettir. Biz yıllardır susmayı olgunluk sandık. Haksızlığa ses çıkarmamayı sabır sandık. Ama sessizlik büyüdükçe sorunlar da büyüdü. Bugün sokakta yürüyen insanların çoğu yorgun. Sadece ekonomik olarak değil; ruhsal olarak da tükenmiş durumdalar. Kimse birbirini gerçekten dinlemiyor. Herkes kendi savaşının içinde kaybolmuş durumda. Ve en acısı şu: İnsanlar artık umut ederken bile çekiniyor. Ama bir toplum tamamen bitmez. Bir kişi bile mücadele…

Yusuf Bingöl: Aynı Şehirde Yabancılaşmak

Kalabalık arttıkça insanlar birbirine daha çok uzaklaşıyor. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmiyor artık. Aynı sokakta yürüyen insanlar göz göze gelmemeye çalışıyor. Herkesin telefonu var ama kimsenin gerçekten konuştuğu yok. Modern hayat bize hız kazandırdı ama huzur vermedi. İnsanlar artık yetişmeye çalışırken yaşamayı kaçırıyor. Sabah işe yetiş, akşam eve yetiş, faturaya yetiş, hayata yetiş… Ama kimse kendine yetişemiyor. Bu yüzden toplumda büyük bir yalnızlık büyüyor. Özellikle gençler arasında görünmeyen bir duvar oluşmuş durumda. İnsanlar kalabalıkların içinde bile kendini yalnız hissediyor. Çünkü artık kimse gerçekten dinlemiyor. Eskiden mahalle kültürü vardı. İnsanlar birbirinin derdiyle ilgilenirdi. Şimdi birinin kötü olduğunu anlamak için…

Ayşe Bedevi: Bir Merhaba

Bazen oturup da bir tek hayatın nasıl devam edeceğini düşünürüz. Düşüncelerimiz aklımızı yiyip bitirmişken kalbimiz öylece atar durur. Çünkü kalbin de konuşmaya cesareti yoktur. Bazı anlar, insanın içine öyle bir huzur dolar ki, insan şaşakalır. Bazı anlar da insanın içine öyle bir işler ki, insan donakalır. Çünkü asıl önemli şey, hislerin doğuracağı etkenlerdir. Sağa dönüp, sola bakıp bir sonuca ulaşamıyorsak; sorun etrafta değil, düşüncelerimizin içindedir. Öyle anlar gelir ki insana, bazen içinden sadece elindeki bardağı duvara fırlatmak gelir. Bazen de sadece boş bardağa seyredalar. Peki ya biz böyle dönemlerden geçerken en çok neye ihtiyaç duyarız? Bazen kalbinin sesini dinlemenin en…

İrfan Aydın: Umudun Gonca Güllerine

Aydınlık ve ferah yarınlara olan umudumuzun gonca gülleri, gözbebeklerimiz… Kelimenin sırtına yüklenebileceği tüm manasıyla umudumuzsunuz. Sevgiyi, dostluğu, hiçbir zaman hak yememeyi, her koşulda doğruyu söylemeyi sizler önemseyip uygulayacaksınız ve toplumun her kesimine yayacaksınız. Umudum yalnızca sizdedir canlar…  Günümüzde yaşadıklarımıza anbean şahitsiniz. Her Allah’ın günü kötü olaylara maruz kaldığımızdan onlardan bahsetmeyeceğim, sizler zaten iyi gözlemcilersiniz, hepsini biliyorsunuz. Adaleti, iyiliği, doğruluğu korkusuzca yaymak zorundayız. Ahde vefa neymiş, dostluğa sadakat neden gösterilmeliymiş, okyanusta bir zerre olmayan insanoğlu neden kibirlenmemeliymiş, hepimize siz hatırlatacaksınız. İnsanlar, karnını doyurma çabası içindeyken, deveyi hamuduyla götürenlere hadlerini siz bildireceksiniz.  Hakkı hakkıyla bilip iyiliği, doğruluktan sapmayarak hak olanı emredeceksiniz. Batılı…