Köşe Blog Yazıları

MEHMET ACIOĞLU: SEN GİDİNCE

​Sen gidince,Üşümüştü ellerimYüreğime yağan yağmurlardan.Hücrelerimde sensizliğin dikenleri yeşerdiKüf kokulu baharlarda.Iplere astım artık soğuk acılarımı;Kanarken içimdeki yaram,Ölümü avuçlarıma sıkıştırdım sen gidince.​Sen gidince,Safran sarısı düşler kaldı avuçlarımda.Vurgunlar yedim hep sol yanımdan;Mavi düşlerin pasaklığında,Dilimin ucunda ıslandı gülüşlerin.Zemheri ayında ağıt yüklü buluttan,Anadan doğma bir kar yağarBeni yasa boğan…Islanır aniden kirpiklerim;Sığınırım o an bulvarların buğulu ışıklarınaVe gökten kızılca bir kıyamet kopar üstüme,Sen gidince.​Sen gidince,Bir kıvılcım alır yüreğimi,Yanar ince ince.Gömülür karanlığa ışıldayan gözlerim;Kaybolur umutlarım, düşlerim…Zamana yenik düşer bedenim,Dökülür yüzümden gülüşlerim.Islanır maviye çalan umutlarımVe bir alevin sıcaklığıylaSarar beni tüm acılarım,Sen gidince…​Sen gidince,Şehre bir yalnızlık,Yüreğime bir ağrı düşerSabahın felç olmuş şafağında.Havada ıslak türkülerin izi kalırVe çığlıklarım yükselir tutsak…

9. SAYI

VK 9. sayıİndir

AYLİN TORUN: EŞİT YAŞAM FARKINDALIĞI

Ben ortopedik engelli bir bireyim. Ancak itiraf etmeliyim ki; toplumun bakışları, istenmeden gelen gereksiz yardım çabaları ile karşılaşmadığım sürece, engelimle olan ilişkim oldukça huzurlu. Yani, bana engelimi unutturmak yerine hatırlatan o kelimenin ağırlığı altında ezilmektense, kendi gerçekliğimi kucaklamayı tercih ediyorum. Asıl mesele, benim kim olduğumdan ziyade, toplumun bu farklılıkları nasıl tanımladığı. Hep düşünmüşümdür: engelli kelimesinin neden farklılıkları tanımlamak için kullanıldığını. Adı ağır, çağrıştırdıkları daha da ağır. Engelli neye göre, kime göre? Sanki sorun kişideymiş gibi… Sanki kişi bir şeyden engellenmiş gibi… Oysa gerçek engel bireyde değil; yolları, merdivenleri, tabelaları, sistemleri dünyada tek tip insan varmış gibi tasarlayan toplumdadır. İhtiyacı olan ama temin edemediği…

HALİSE AYDOĞDU: EDEBİYAT DUVAR DEĞİL, KÖPRÜDÜR

Son zamanlarda çevremde sıkça duyduğum bir söz var: “Biz yeni yazarların kitaplarını okumuyoruz.” Bu cümle beni hem düşündürüyor hem de üzüyor. Herkes kendine görünmez kaleler kurmuş, yüksek duvarların ardına saklanmış gibi. Oysa edebiyat, duvar örmek değil; köprü kurmaktır. Yeni yazarları okumayı reddedenler, bir zamanlar kendilerinin de ilk adımlarını attığını unutuyor gibi görünüyor. Şunu sormak istiyorum: Eğer siz yeni yazarların kitaplarını okumuyorsanız, yeni yazarlar neden sizin kitaplarınızı okusun? Sizi diğerlerinden farklı kılan nedir? Bir yazarın değerini yalnızca tanınmış olması mı belirler, yoksa kaleminin samimiyeti, insanın yüreğine dokunabilmesi mi? Her büyük yazarın bir ilk kitabı vardı. Her güçlü kalem, bir zamanlar kimsenin…

ÖZGÜL KAZAN: KALBİMDEKİ SIZIM

Kalbimde o kadar sızılarım var ki… Bir o kadar da umutlarım var. Kalbim acıyor evet, hem de çok acıyor. Bazen geçmişten kalan yaralarım, bazen içinde bulunduğum durumlar beni çok zorluyor. Ve tam pes ediyorum artık dayanamıyorum gücüm kalmadı diyorum. Sonra bir bakıyorum ki Allah bütün işlerimi halletmiş. İçimde bir genişleme ve bir huzur… Sonra anlıyorum ki hiçbir sıkıntı kalıcı değil. Hiçbir olumsuzluk bitiş değil ve içinden çıkamadığım o karmaşıklık birden bire bitiyor. İşte biz insanlar Allah’tan asla umudumuzu yitirmiyoruz. Bunalıyorum ve tekrar hayatı sil baştan yaşamaya gayret gösteriyorum. Umut ile umutsuzluk arası gitgeller oluyor bazen. Hiçbir şey tam değil. Her…

AYŞEGÜL KUM:KALBİN RIZKI: Aynı Kaba Uzanan Ellerin Sırrı

Kalbin Rızkı: Aynı Kaba Uzanan Ellerin Sırrı ​Modern zamanların insanı, mukaddes olan ne varsa hayatın dışına ittiğinden beri, en çok da kalbinin açlığından muzdariptir. Gövdeyi besleyen sofralar lüks otellerin, porselen tabakların şatafatıyla donatıldıkça, ruhun sofrası olan o samimi meclisler bir bir dağıldı. Bizler, “bireyselleşme” adı altında sunulan o kibirli yalnızlığı konfor zannettik. Oysa tasavvufi neşvede iyi bilinir ki; sofra sadece mîdeyi doyurma mekânı değil, fânilik hırkasını giyip nefsini bir kardeşinin nefsinde eritme, yani “fena” mertebesinin en asgari talimgâhıdır. ​Eski tekkelerin, derviş sofralarının ortasına konan o tek kap, alelade bir tahta sahan değildi. O sahan, kesretin (çokluğun) içinde vahdeti (birliği) arama…

HALİSE AYDOĞDU: HAYAT HER ZAMAN ADİL DEĞİL

Hayat, bazen insan ne kadar büyük bir inançla çabalarsa çabalasın, tam olarak istediği gibi gitmiyor; büyük umutlarla planlar yapıyor, gecenizi gündüzünüze katıp emek veriyor ve durmaksızın uğraşıyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki her şey bir anda bambaşka bir yöne doğru savrulup gitmiş. Çünkü hayat, yalnızca bizim isteklerimize ve beklentilerimize göre şekillenen düz bir yol değil; aksine içinde her an karşımıza çıkabilecek büyük sürprizleri, ansızın gelen hayal kırıklıklarını ve beklenmedik dönemeçleri barındıran çok uzun bir yolculuktur. ​İnsan, ömrü boyunca bazen sadece sevdikleri mutlu olsun diye hiç düşünmeden kendinden vazgeçiyor; ailesi, dostları veya çocukları için elinden gelenin her zaman çok daha fazlasını yapmaya…

AYŞE BEDEVİ:SESSİZLİĞİMDE SEN

Sessizliğimde sen vardın,Haykırışlarımda da.Bir sen vardın içimde,Bir sana varmışım öylece. Sessizliğimde seni anarken,Gürültümde bulamadım seni.Sesimin ince tınısına bakarken,Yüksekliğinde kaybettim seni. Bir sen vardın geceme meydan okuyan,Karanlıkta silüeti beliren.Bir sen vardın hayatıma renk katan,Siyahımı beyaza çeviren… Sessizliğimde sen vardın,Konuştuğumda yok olan.En tatlı uykularımda,Rüyalarımda dolanan. Bir sen vardın içimde,Sessizliğimin bitişinde.Sesimin o titreyişinde,Bir sen vardın hayatımın içinde… Suskunluğum aldatmasın seni,Ben sessizce de severim bizi.Konuşmadan anlarım gözlerini,Bir seni isterim, bir de sevgini…AYŞE BEDEVİ

GİZEM GÖKMEN:Gece Mürekkebi ve Gamzedeki Sürgün

Gece Mürekkebi ve Gamzedeki Sürgün Kelimeler, o tekinsiz sihrini kuşanıp zihnin koridorlarında yankılanmaya başladığında, insanın kendi anılarıyla o amansız yüzleşmesi de başlar. Dilin lal kesildiği, boğazda düğümlenen o kekremsi tortuyu ancak bu güçlü sesler tahliye edebilir; kalbin en mahrem odalarından süzülüp kâğıdın dilsiz beyazlığına boşalır her şey. Gecenin o en kör, en zifiri vaktinde, ruhumu mengene gibi sıkan karamsar bir uykunun kucağından aniden uyandım. İçimde biriken volkanı dindirmek adına, kalbimden kopardığım bir parçayla kalemime sarılıp bize dair ne varsa, ne kalmışsa sayfalarca akıttım dışarıya. Bir yangından mal kaçırır gibi değil, bir enkazın altından hatıra toplar gibi dizdim cümleleri yan yana.…