Köşe Blog Yazıları

GİZEM GÖKMEN:Senaryo Hayata mı Ait, Yoksa Bana mı?

Senaryo Hayata mı Ait, Yoksa Bana mı? Gizemli bir senaryo verilmişti elime; önceden okuma fırsatım bile olmamıştı. Doğaçlama yapsam dışlanıyordum. Tam metni oynamak gibi katı kuralları olan bir sahneydi bu. Kelimelerden birini değiştirmek istesem izin verilmiyordu; noktasından virgülüne kadar metne sadık kalınmak zorundaydı. Bense tüm kalıplara inat, kendi sahnemi oynamak istiyordum. Önce iki kişilik bir oyunun içinde buldum kendimi. İkimizden biri etrafı dağıtmalı, kalpleri kırmalı ve en acıtan sözleriyle yaralamalıydı. İçimi ürperten bir oyundu bu ama sahnelerin karşılıklı olarak değiştirileceğine tüm kalbimle inanmak istemiştim. Roller aramızda böyle dağıtılmıştı. Kimin haklı, kimin haksız olduğu önemli değildi; hangimizin hangi rolü seçeceğini bilmiyorduk.…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:ÇOCUKLARIMIZI KİM TEDAVİ EDECEK?

ÇOCUKLARIMIZI KİM TEDAVİ EDECEK? Dünyanın Ortak Sınavı Bir telefon görüşmesiyle başlayan düşünceler, araştırmalarla büyüyen sorular… Sabah Işığı Geçtiğimiz günlerde Isparta’da yaşayan bir arkadaşım beni aradı. Yakınlarının küçük çocuğu yüksek ateşe bağlı havale geçirmişti. İlk değerlendirmelerin ardından, daha ileri inceleme amacıyla Antalya’daki Çocuk Nörolojisi bölümüne sevk edildiğini anlattı. O çocuğun sağlık durumunun nasıl sonuçlandığını bilmiyorum. Ancak telefon kapandıktan sonra zihnimde tek bir soru kaldı: Bir aile, çocuğunun sağlığı için başka bir şehre gitmek zorunda kaldığında bu bize ne anlatır? Elbette her sevk, bulunulan ilde uzman hekim olmadığı anlamına gelmez. Özellikle ileri uzmanlık gerektiren bazı hastalıklarda hastaların daha donanımlı merkezlere yönlendirilmesi, sağlık…

İRFAN AYDIN:UMUDUMUN GONCA GÜLLERİNE

Aydınlık ve ferah yarınlara olan umudumuzun gonca gülleri, gözbebeklerimiz… Kelimenin sırtına yüklenebileceği tüm manasıyla umudumuzsunuz. Sevgiyi, dostluğu, hiçbir zaman hak yememeyi, her koşulda doğruyu söylemeyi sizler önemseyip uygulayacaksınız ve toplumun her kesimine yayacaksınız. Umudum yalnızca sizdedir canlar…Günümüzde yaşadıklarımıza anbean şahitsiniz. Her Allah’ın günü kötü olaylara maruz kaldığımızdan onlardan bahsetmeyeceğim, sizler zaten iyi gözlemcilersiniz, hepsini biliyorsunuz. Adaleti, iyiliği, doğruluğu korkusuzca yaymak zorundayız. Ahde vefa neymiş, dostluğa sadakat neden gösterilmeliymiş, okyanusta bir zerre olmayan insanoğlu neden kibirlenmemeliymiş, hepimize siz hatırlatacaksınız.İnsanlar, karnını doyurma çabası içindeyken, deveyi hamuduyla götürenlere hadlerini siz bildireceksiniz.Hakkı hakkıyla bilip iyiliği, doğruluktan sapmayarak hak olanı emredeceksiniz. Batılı haktan ayıklayıp, insanlığı…

“Evimizdəki qonaq” – Aytən Tunay (Qurbanova) 

“Evimizdəki qonaq” – Aytən Tunay (Qurbanova)  Günəş yenicə çıxırdı. Yaz səhərinin cikkildəşən quş səsləri ilə köhnə yazı makinasının tıqqıltısı sanki bir-biri ilə yarışırdı… Maral gözlərini açan kimi həmin səsi eşitdi. Barmaqlarının ucunda, yavaş – yavaş babasının otağına tərəf getdi.  Qapı aralı idi.  Otaqda gördüyü mənzərə onu bir anlıq dayandırdı. Makinanın üzərində əlyazmalar bir neçə dəqiqədə fərqli yazılara çevrilirdi.  Babası Maralı görüb gülümsündü: – Sabahın xeyir, Maralım… ceyranım.  Maral sevincək babasının üzərinə atılıb, onu qucaqladı: – Sabahın xeyir, babaa..  Babası, Maralın saçını oxşayıb, onun alnından öpdü, sonra onu astaca yerə buraxdı.  Maral astadan soruşdu: – Baba, sən hər gün nə yazırsan? …

Aytən Tunay (Qurbanova)  :QƏLƏM

özünəməxsus yeri olan şair və pedaqoq İbrahim İsgəndər oğlu Qurbanov (İbrahim Köçkün) 15 noyabr 1937-ci ildə Göyçə mahalında anadan olmuş, 9 aprel 2016-cı ildə Bakıda vəfat etmişdir. Yaradıcılığı boyunca sözün mənəvi gücünü, qələmin müqəddəsliyini və insan ruhunun dərinliklərini ifadə edən şair zəngin poeziya irsi ilə oxucuların yaddaşında silinməz iz qoymuşdur. “Qələm” şeiri İbrahim Köçkünün ədəbiyyata və sözün yaratdığı mənəvi dəyərə verdiyi yüksək qiymətin bariz nümunəsidir.  QƏLƏM (İbrahim Köçkün) Bəşərdən də əvvəl sən yaranıbsan, Müqəddəs göylərdə olubsan, qələm, İlk insan alnına xoş tale yazan, Mələklər əlində gəlibsən, qələm. Göylərin vəhyini yerdə yazıbsan, Möcüzə də yazıb, sirr də yazıbsan. İtəni, batanı bir…

YASEMİN TOSUN:Bir çay iki ŞEKER (2019)

1 çay iki şeker biz eder 1çay masada duruyor dumanı tüter üstünde denize karşı 2 şeker atarız içine birde deniz havası biz eder gemlik sahiline karşı. Rüzgar eser inceden, inceden Hafif uçuşur saçlarım sen tutarsın belimden Denize karşı gemlige bakarız Bir çay iki şeker Biz eder ey sevgili……… Bir İstanbul masalI (2019) Bir yolculuk ki maviliğe gider Deniz,kuşlar,manzara ve sen Bazen susar,bazen konuşuruz Ara sıra izleriz maviliği Uzaktan bakarız tarihe Fotoğraf çekeriz Saçma sapan güleriz Çok güzeldi be İstanbul Galata kulesi bize yukardan baktı Kız kulesi denize uzak Gülhane parkı bizle anlam buldu Nede güzeldi sabah İstanbul İstanbulda sen ve…

ŞEYMANUR GÜNDÜZ:Kendini Seçmen Gerekiyorsa

Hissettirilen her şeyin acı gerçekliği sarıyor bu aralar etrafımı. Söylenen bir sözün ne denli tesir ettiğini bizzat yaşıyorum. İnsanların sadece kendini önemsediğini görmeye başladım sanırım. Artık sadece iyimser görmemem gerektiğini öğrendim galiba. Hayata iyimser bakmanın her zaman daha güzel olduğunu düşünürdüm. Sanki iyimser bakmazsak yaşamaya sebebimiz olmaz gibi geliyordu. Boşuna dememişler nefes aldığın sürece çok şey öğrenmekle mesulsün diye. Bunun doğru olduğunu hep biliyordum ama öğrenilen şeylerin bu denli hayatımı değiştirme ihtimali olacağını düşünmemiştim. Bildiğin bütün doğrular köklü bir değişime uğrayabiliyor. İlmek ilmek ellerimle işlediğim her şeyi yine kendi ellerimle tek tek sildiğime şahit oldum. İnsanlar insanları başka doğrulara kadar…

ALİ ELİBÜYÜK:

Eskiden Zamanlar Ölümsüzdü Şimdi Ölümler Zamansız….. Zamansız Ölümler Ülkesi Eskiden gökyüzünün rengi saate göre değişirdi, saate bakarak gökyüzü uydurulmazdı. Zaman, dedelerimizin tespih taneleri gibi sabırlı, annelerimizin mayaladığı hamur gibi dingin ve büyütmeye muktedir bir genişlikti. Akan nehirler acele etmez, açan çiçekler mevsimini şaşırmazdı. İnsan, vaktin içinde bir misafirdi; onun ne önünde koşar ne de gerisinde kalırdı. Zaman ölümsüzdü; çünkü kalıcı olanın, toprağın, göğün ve köklerin ritmine ayarlıydı. Ölüm bile vakur bir misafir gibi ağırlanır, zamanın o uçsuz bucaksız nehrinde bir durak sayılardı.Şimdi ise akreple yelkovanın kırbacı altında ezilen fani bir kalabalığız. Modernitenin o devasa çarkları, saniyeleri öğütürken ruhlarımızı da hızın…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:BEDENİM KONUŞMAYA BAŞLAYINCA

BEDENİM KONUŞMAYA BAŞLAYINCA Bir sabah boynunuzu çeviremediğinizde, aslında sadece boynunuz tutulmuş olmaz. Bazen hayatınız durur. Geçtiğimiz günlerde Sandıklı Kaplıcaları’ndan döndükten bir gün sonra başımı sağa çeviremez oldum. İlk aklıma gelen, yıllardır birlikte yaşamayı öğrendiğim iltihaplı romatizmanın yeniden alevlenmiş olabileceğiydi. Çünkü bu hastalık bana tek bir şey öğrettiyse, o da ne zaman, nerede karşıma çıkacağını bilemeyeceğimdi. Bir gün el bileğimde… Başka bir gün dizimde… Sonra omzumda… Bazen de hiç beklemediğim bir yerde… Alevlenme dönemlerinde iki, hatta üç gece doğru dürüst uyuyamadığım zamanlar oldu. O gecelerde sadece eklemlerim ağrımıyordu. Uykum, enerjim, sabrım ve hayata karışma isteğim de eksiliyordu. Sonra fibromiyalji kendi sessiz…

REMZİYE KOŞAR:BİR İLÇENİN HAFIZASI:

SANDIKLI NOTLARI Şifanın Gölgesinde Sessiz Kalan Emek Bir ilçeyi anlamak, bazen tarihini okumaktan çok; sokaklarında yürümek, insanlarını dinlemek ve sessiz kalan mekânlarına dikkat kesilmekle mümkündür. Sabah Işığı Geçtiğimiz Kasım ayında ilk kez Sandıklı’ya geldim. Bu yaz ise ikinci kez aynı sokaklarda yürüdüm. İlk ziyaretimde dikkatimi çeken ayrıntılar, ikinci gelişimde bir bütün hâline geldi. Bu kez yalnızca kaplıcaları değil; insanları, sokakları, geçmişten kalan izleri ve sessizce bekleyen mekânları görmeye çalıştım. Sandıklı, Anadolu’nun önemli termal merkezlerinden biri. Yüzyıllardır insanlar bu topraklara sağlık bulma umuduyla geliyor. Ben de birçok kişi gibi şifalı sulardan faydalanmak amacıyla buradaydım. Fakat bu yolculuk bana yalnızca bedenin değil,…