Köşe Blog Yazıları

CEMAL KARSAVRAN:Bereket Sevgi Ve Aşka

günlerimi adıyorum sanagecelerimi adıyorum isteklesen ruhumun sen duygularımınsen bedenimin her zerresindesinseni her şekilde düşlüyorum;bir ağacın gölgesinde uzanmışken,yarı uyanık yarı uykulu güneşe bakışını….seni seyrediyorumsenin o duruşunla feyz alıyor yüreğim ve bedenim…sağa sola dönerken yayvan gelen kalçalarını,ve yan yattığında göğüslerini…ki göğüs uçlarında güneşi emziriyorsunkurumuş dudaklarının yalarken kenarlarınıiçim arzuyla doluyor….tutup elinde kaldırıyorum gölgedenbir dere kenarına iniyoruz…tenhalıklardakurumuş dudakların dudaklarımla ıslanıyor…avucumdan soğuk bir can suyusunarken yüreğimlearzuyla dolu gözlerin değiyor gözlerime…ve tenhalığında mekanın buluşuyoryıllara özlem dağıtan tenlerimiz…sere serpe uzanıyoruz toprağatoprak ateş, toprak yangın yeri,toprak kuru, toprak çakıllı…sarmaş dolaş olmuşuzkollarımız ve bacaklarımızlakerpiç evin çatısı topraklo geçiyor üzerinden…dudaklarımız şerbet emiyor dillerimizdendönüşlerinde lo gibi geçiyorsun üzerimdenöpülesi kadar yumuşak tenin…tüm benliğimizlehissediyoruz birbirimizi…..tohum ekiyoruz toprağasere serpe…saban…

ELİF ARSLAN:ZAMANIN EŞİĞİNDE İNSAN

Zamanın Eşiğinde İnsanİnsan, dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren görünmeyen bir yolculuğun yolcusudur. Hernefes, ömrün kitabından sessizce kopan bir sayfa; her gün ise geri dönmeyecek bir misafirdir.Buna rağmen insanoğlu, zamanı tükettiğini zanneder. Oysa tüketilen zaman değil, zamana emanetedilmiş ömürdür.Çağımızın en büyük yanılgısı, hızın bereket getirdiğine inanmaktır. Daha hızlıyürümeyi, daha çok konuşmayı, daha fazla görünmeyi marifet sayıyoruz. Fakat hiçbir nehir, aceleettiği için denize daha hikmetli ulaşmaz. Su, yolunu sabırla bulur; insan ise çoğu zamansabretmeyi unuttuğu için kendini kaybeder.Kalabalıkların ortasında yalnızlaşan insan, sessizliği bireksiklik sanıyor. Oysa hakikat, gürültünün içinde değil; sükûtun derinliğinde filizlenir. En büyükhesaplaşmalar mahkeme salonlarında değil, gecenin en tenha vaktinde…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Bir Kampanyadan Daha Fazlası

Nadir Hastalıklarla Mücadelede Yeni Bir Model Mümkün mü? Sabah Işığı Bir süredir DMD ve SMA hastası çocuklar için düzenlenen yardım kampanyalarını takip ediyorum. İlk başta bu, tek bir çocuğun hikâyesiydi. Sonra fark ettim ki her gün yeni bir çocuk, yeni bir aile ve yeni bir umut çağrısıyla karşılaşıyorum. İsimler değişiyor, şehirler değişiyor ama anne babaların gözlerindeki aynı soru değişmiyor: “Çocuğuma yetişebilir miyiz?” Ancak beni en çok düşündüren, kampanyaların kendisinden çok başka bir ayrıntı oldu. Valilik onayıyla yürütülen yardım kampanyalarında bile bazı ailelerin, çağrılarını daha güvenilir kılabilmek amacıyla resmî kıyafetleriyle fotoğraflar paylaştığını gördüm. Bu görüntüler beni uzun süre düşündürdü. Elbette bunun…

AYLİNALTIN:Hırsın Gölgesinde Kaybolan İnsanlık

İnsanlardaki hırs hep korkutmuştur beni. Çünkü hırs, yerinde olduğu zaman insana çalışmayı, üretmeyi ve hedeflerine ulaşmayı öğretir. Ama ölçüsünü kaybettiğinde, insanın gözünün önündekini bile göremeyecek kadar kör edebilir. Bazen düşünüyorum da… Neden hep daha fazlası? Neden sürekli bir yarış hâli? Neden bir başkasının başarısı, bazı insanların içinde sevinç yerine rahatsızlık uyandırıyor? Oysa birini alkışlamak, emeğini takdir etmek, onun mutluluğuna ortak olmak bizi eksiltmez. Aksine insanlığımızı büyütür. Ne yazık ki günümüzde alkışlamak yerine eleştirmeyi, destek olmak yerine köstek olmayı daha kolay bulan insanlar çoğaldı. Birinin düştüğünü görmek, elinden tutmaktan daha cazip geliyor sanki. Oysa gerçek büyüklük, yükselirken başkalarını ezmekte değil; yükselirken…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Liderlere Değil, Sessiz Bir Başarıya Baktım

Sabah Işığı NATO Zirvesi’ni milyonlarca insan gibi ben de izledim. Kameralar dünya liderlerine odaklanıyordu. Benim gözüm ise onların hemen yanında görevini büyük bir sükûnetle yerine getiren bir kadına takıldı. Aslında bu ilk değildi. Onu yıllar önce de fark etmiştim. O günlerde ne adı gündemdeydi ne de hakkında sayısız haber yapılıyordu. Ben ise içimde tarif edemediğim bir merakla, “Kimdir?” sorusundan çok, “Bu noktaya nasıl gelmiş olabilir?” sorusunun peşine düşmüştüm. Aradan yıllar geçti. Bu kez NATO Zirvesi’nin ardından birçok kişi aynı soruyu sormaya başladı. Ben ise kendime bambaşka bir soru sordum: Neden onu bu kadar merak ediyorum? Cevabı onun biyografisinde değil, kendi…

GİZEM GÖKMEN:Yazılmayan

Bir masal kitabının içinde yaşıyordum ben. Etrafım olabildiğince sisli ve karmaşıktı; ortalıkta bir sürü duygu uçuşuyordu. Hayatı bazen kahve kokusunun derin dumanından izler, bazen de bu sayfaların arkasına gizlenirdim. İçinde nefes aldığım bu büyük masal kitabı, sonunda pembe rüyaların yer aldığı prenses masallarından çok daha fazlasını barındırıyordu. Canlıydı; kelimeleri karmaşık, konuları sürekli değişen bir yapısı vardı. Her masalın sonu, kitabı okuyanın hayatına ya da kurduğu hayallere göre şekillenirdi. Kitabı eline alan kişinin ruhunu okur, duymak istediklerini bulması için kelimelerin yerlerini değiştirirdim. Bu yüzden herkes sayfalarda kendinden bir anı yakalardı. Hikâye sonunda istedikleri gibi bittiği için mutlu olur ve kitaba özen…

ZÜBEYDE BAYIK:YALINAYAKBİR BİLGELİK

Yalınayak Bir Bilgelik“Ayakkabısı Olmayan Çocukla, Ayağı Olmayan Adamın Ortak Coğrafyası.”Zihnimde bir anı canlanıyor, çocukluğumun o nasır tutmuş sabrından bir kesit… Sokaklarda yalınayak yürürdüm. Taşlar ayaklarımın altına birer iğne gibi batardı. Diğer çocuklar rugan pabuçlarıyla top peşinde koştururken, ben her adımda Tanrı’ya sorardım: “Neden ben?” Kendime acımak, dünyanın en tatlı zehriydi ve ben o zehri her gün yudum yudum içiyordum. Ta ki o köşedeki adamı görene kadar.Bir battaniyenin altında, dizlerinin altı olmayan, toprağa basacak bir zerresi bile kalmamış o adam… Ve yüzünde, bütün dünyayı kıskandıracak kadar sahici bir gülümseme. Yanına yaklaştığımda, benim saklamaya çalıştığım çıplak ayaklarıma bakıp “Üşüyor mu?”diye sordu. Oysa…

SERHAT ÇALIŞKAN:UZAYDA AŞK BAŞKADIR.

YIL İKİ BİN İKİ YÜZ Yer: Mars ve derin uzay boşluğu. Bir dede ve torunu, yıldız kümelerinin arasında geçmişi yad ediyor… Dede:  — Ahh Mehmet ah! Sen bilmezsin, ne güzeldi eskiden bizim hayatımız. Ninenle internette tanışmıştık. O zamanlar böyle havada uçarken kaşını kaldırmayla üç gezegen öteyle konuşamıyorsun tabii. Geçiyoruz akşamüstü bilgisayarın başına; o Ankara’da, ben Bursa’da… Torun:  — Dede, Bursa neresi? Dede:  — Doğru ya, sen bilmiyorsun Bursa’yı. Dünyada bir şehir, Osmanlı’nın başkenti. Sonradan Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, Büyük Atatürk Ankara’yı başkent yaptı. Torun:  — Başkent ne demek dede? Dede:  — Başkent; bir ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel anlamdaki her türlü…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:NATO Zirvesi Gerçekten Yalnızca Liderleri mi İlgilendiriyor?

NATO Zirvesi Gerçekten Yalnızca Liderleri mi İlgilendiriyor? Dünyada Alınan Kararlar Günlük Hayatımıza Nasıl Dokunuyor? Remziye Gönenç Koşar (Sabah Işığı) “Bu yazı, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin yayımlanan resmî sonuç bildirgesi ile güvenilir uluslararası haber kaynaklarının incelenmesi sonucunda hazırlanmıştır.” ⸻ Televizyon ekranlarında dünya liderlerini aynı masanın etrafında gördüğümüzde çoğumuz şu düşünceye kapılırız: “Bu toplantılar beni ne kadar ilgilendiriyor?” Oysa bazen bir zirve salonunda alınan kararlar, yıllar sonra çocuklarımızın eğitiminden ekonomimize, teknolojiden sağlık sistemimize kadar uzanan etkiler oluşturabilir. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi de bu açıdan dikkat çekiciydi. Resmî sonuç bildirgesi incelendiğinde; savunma kadar yapay zekâ, siber…

NiHAD BEKİRLİ:İDRAKİN IŞIĞI SEVMEK VE TANIMAKTIR

İDRAKİN IŞIĞI SEVMEK VE TANIMAKTIRÇoğu zaman sevginin kör olduğu söylenir. Ancak felsefi bir bakışla yaklaştığımızda görürüz ki, aslında sevgi kâinatın en keskin görme yeteneğidir. Bir şeyi tanımadıkça, onun iç ahengini kavramadıkça onu gerçekten sevemeyiz. Tanımadan sevmek, yalnızca bir hayale âşık olmaktır. Fakat idrakle sevmek; karşımızdaki varlığı bütün kusurlarıyla, bütün yaralarıyla ve bütün yüceliğiyle birlikte kabul etmek, onun neden var olduğunu anlamaktır.Bir çiçeği sadece rengi ya da kokusu için seviyorsanız, bu geçici bir hayranlıktır. Ama o çiçeğin toprağın bağrından aldığı gücü ve yaratılışındaki o ince mühendisliği kavrayarak seviyorsanız, işte bu idraktir. Sevmek, karşımızdaki insanın ruhundaki gizli ilahi imzayı okuyabilme sanatıdır. O…