Köşe Blog Yazıları

AYTƏN TUNAY Qurbanova : QIRMIZI KÖYNƏKLİ QIZ

“Qırmızı köynəkli qız” Aytən Tunay Balaca Gülay güzgünün qabağında özünə baxaraq gülümsəyirdi. Axı onun valideynləri onu çox sevirdi. Anasının hördüyü saçları səliqə ilə lentlə bağlanmışdı. Özünü nağıl qəhrəmanı kimi hiss edirdi. Birdən Gülay gözləri doldu, o, gülümsəyən yanağından axan yaşı silib, səsə tərəf boylandı. Qapınının cəftəsini yavaş açıb zala doğru keçdi. Divanda onun çox sevdiyi qırmızı rəngli toxunma köynəyi nənəsinin əlində idi. Gülay sevincli halda nənəsinə baxıb:                                                                       – Nənəə.. mən bu köynəyim axtarırdım, çoxdandır. Nənə köynəyin ilmələrini sığallayıb gülümsdi:   – Gülay, qızım, sən mənə bir stəkan su gətir, mən sənə danışacam. Gülay, cəld yüyürüb nənəsinə su gətirdi. Nənə bir qurtum…

GİZEM GÖKMEN: KALBİMİN ARKASINDAKİ DEFTER

Kalbimin Arkasındaki Defter Yetişkin mektubuna cevap Sevgili yetişkin ben, Bana yazdığın mektubu okudum. Gözlerimi heyecan doldurdu, ama hemen ardından gülümsedim. Çünkü sen sonunda buraya geri döndün. Seni ne kadar beklediğimi ve özlediğimi tahmin bile edemezsin. Biliyor musun, ben aslında hiç gitmedim. Sadece sen çok hızlı koştuğun için sesimi duyamadın. Sen o yetişkin masasında oturup ciddi işler yaparken, ben hemen masanın altındaki halının üstünde oturmuş, seni bekliyordum. Kendi kendime oyunlar kuruyor, sıkıldığım zamanlarda ayağına dokunup “Hadi biraz mola ver ve benimle oyna,” diye fısıldıyordum; ama sen duymadın. O korku ve erteleme tozları aslında benim üzerimde değil, senin gözlerindeki gölgelerdeydi. O küçük…

ECE ÖZDEMİR: KAYGININ KÖKLERİ/ Korkularımız Gerçekten Bugüne Mi Ait?

Modern yaşamın en sık karşılaşılan duygularından biri kaygıdır. Pek çok kişi, yaşadığı yoğun endişenin yalnızca bugünkü olaylardan kaynaklandığını düşünür. Oysa kaygı, çoğu zaman görünen sebeplerden daha derin köklere sahiptir. Kaygı; yaklaşan bir sınav, iş görüşmesi ya da önemli bir karar nedeniyle ortaya çıkabilir. Ancak bazı insanlar için bu duygu neredeyse sürekli bir yaşam biçimine dönüşür. İşte bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Gerçekten bugünden mi korkuyorum, yoksa geçmişten taşıdığım yükler mi bugünümü etkiliyor? Bilimsel araştırmalar, kaygı bozukluklarının oluşumunda hem genetik yatkınlığın hem de çevresel deneyimlerin etkili olabileceğini göstermektedir. Aile bireylerinde yoğun kaygı yaşayan kişilerin bulunması, bazı bireylerde kaygıya karşı…

MURAT ENGİN DENİZ:RÜZGAR

Rüzgârın cebinde eski bir mektup, savruluyor sokaklara kimliksiz.Bir şehir uyanıyor içimde usulca, camlara vuran yağmur sessiz.Bir bisiklet geçiyor hatıralardan, zincirinde çocukluğum takılı.Düşe kalka büyüdüğüm o yollarda, her yara bir şiir gibi saklı. Gökyüzü eğiliyor omzuma doğru, soruyor: “Neyi arıyorsun hâlâ?”Bilmiyorum…Belki de kendimi, bir kelimenin ucunda, dünyada.

ŞİİRZADE 1. SAYI

ŞİİRZADE 1. SAYIİndir

ERKAN EREN:AH DİLİM BENİM

AH DİLİM BENİM Ah dilim benim… Canlılar arasında anlamayı ve anlaşılmayı sağlayan güçlü bir araçken neden bu kadar özensiz, yapay ve samimiyetsiz bir hale soktuk bu üstün yeteneğimizi anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. İlk konuştuğumuzda buna tanıklık edenlerin yaşadığı sevinç, gurur ve kıvanç duygusu anlamsız ve boşuna bir heyecanın yansıması mıydı ? Bugünün koşullarında doğası gereği biraz irdelediğimizde içine düştüğümüz durumu daha net görebiliriz. Dilimiz duygu ve düşüncelerimizin aktarımında çok önemli bir role sahiptir. Söz gelimi hissettiğimiz duygunun, akıl ettiğimiz düşüncenin bir sesi, rengi ve biçimi olmalıdır ve muhatabımıza en iyi ve özlü şekilde bunu aktarmak gerekir. Öyle ki karşımızdaki insanda…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:SANDIKLI’DA SESSİZCE TAŞINAN HAYATLAR

Bir ilçenin gerçek hikâyesi bazen istatistiklerde değil, insanların omuzlarında taşıdığı görünmeyen yüklerde saklıdır. Sabah Işığı Geçtiğimiz Kasım ayında ilk kez Sandıklı’ya gelmiştim. Bu yaz ise ikinci kez aynı sokaklarda yürüdüm. İki ziyaretimde de dikkatimi çeken ortak bir manzara vardı. Pazarda satış yapan gençler arasında, otobüste yolculuk eden vatandaşlarda, devlet hastanesi koridorlarında ve günlük yaşamın içinde engelli ya da hareket kısıtlılığı yaşayan insanlarla sıkça karşılaşıyordum. Bu bir istatistik değil. Bu bir gözlem. Fakat bazen toplumsal gerçeklikler önce rakamlarda değil, insanın dikkatinde görünür hale gelir. Bir gün sohbet ettiğim yaşlı bir teyze ve amca, evlerinde seksen yaşındaki annelerine baktıklarını anlattılar. Sohbet ilerledikçe…

MEHMET ACIOĞLU: SEN GİDİNCE

​Sen gidince,Üşümüştü ellerimYüreğime yağan yağmurlardan.Hücrelerimde sensizliğin dikenleri yeşerdiKüf kokulu baharlarda.Iplere astım artık soğuk acılarımı;Kanarken içimdeki yaram,Ölümü avuçlarıma sıkıştırdım sen gidince.​Sen gidince,Safran sarısı düşler kaldı avuçlarımda.Vurgunlar yedim hep sol yanımdan;Mavi düşlerin pasaklığında,Dilimin ucunda ıslandı gülüşlerin.Zemheri ayında ağıt yüklü buluttan,Anadan doğma bir kar yağarBeni yasa boğan…Islanır aniden kirpiklerim;Sığınırım o an bulvarların buğulu ışıklarınaVe gökten kızılca bir kıyamet kopar üstüme,Sen gidince.​Sen gidince,Bir kıvılcım alır yüreğimi,Yanar ince ince.Gömülür karanlığa ışıldayan gözlerim;Kaybolur umutlarım, düşlerim…Zamana yenik düşer bedenim,Dökülür yüzümden gülüşlerim.Islanır maviye çalan umutlarımVe bir alevin sıcaklığıylaSarar beni tüm acılarım,Sen gidince…​Sen gidince,Şehre bir yalnızlık,Yüreğime bir ağrı düşerSabahın felç olmuş şafağında.Havada ıslak türkülerin izi kalırVe çığlıklarım yükselir tutsak…

9. SAYI

VK 9. sayıİndir