Köşe Blog Yazıları

ÇOCUKLAR GÜNÜ BUGÜN- ŞEBNEM ÖRS

Bugün içimiz buruk, gözümüz yaşlı. Ne anılar kaldı ne de hayaller. Hepsi birer mazi oldu. Ay yıldızlı bayramızın altında nesil nesil büyümekteyiz. Ama, izin vermediler. Kıydılar, yok ettiler, parçaladılar, mezara gömdüler. Çocuk bayramıydı bugün, ocaklar söndü, evlerinde bir tabak, iki tabak eksildi. Yarım kalan eğitimleri okul sıralarında son buldu. Annenin umutları gitti, yas tuttuldu. Çocuğunun saçlarını  ören anne vardı, gözlerinin içine bakar gelecek sunardı. Nereden bilecekti ki son bakış olduğunu, nereden aklına gelirdi bir başkası canına kıyacağını.  Çocuk bayramıydı bugün. Tarihler boyu konuşulacak bir ağıt. Annelerin yürekli feryat edecek bir ağıt. Öğretmenlerin unutmayacağı bir ağıt. Bu esnada da eğiticimlerimize yapılan…

GİZEM GÖKMEN-TUT(MA) ZAMANI

TUT (MA) ZAMANI Alışageldiğimiz veya elimizde hükmettiğimizi zannettiğimiz zaman ve evren dengesi, hatta beynimiz bile aslında bir televizyonun uzaktan kumandası gibi bizi yönetiyor. Bu bakış açısına ulaşmak hayli yorucu ve bir o kadar da çok zaman alsa da, aslında gerçekliklerin ne kadar acıtıcı bir yönü olduğunu keşfetme yolculuğunda bir arkadaş gibi oldu.   Felsefi dinamiklerini veya kuralları biliyor olmamız ya da kalemden kâğıda döküyor olmamız, bizi birazdan bahsedeceğim kavrama ulaştıracak anlamına gelmiyor hiçbir zaman. Çünkü sonuç olarak insanız ve gücümüz, daha doğrusu var olduğuna inanmak istediğimiz gücümüz bile bir noktadan sonra kilitlenip kalma özelliğine sahip oluyor ve yaşanan durumların içerisinde…

İLAYDA ÇALIŞKAN-ÖĞRETMENLER SADECE DERS ANLATMAZ, HAYAT İNŞA EDER

Son zamanlarda okullarımızda tanık olduğumuz, kalbimizi derinden yaralayan üzücü olaylar; sadece eğitim camiasını değil, bir toplumun geleceğine dair beslediği umutları da sarsmıştır. Bu talihsiz gelişmeler, öğretmenlerimizin toplumdaki hayati önemini ve onlara olan minnet borcumuzu bizlere bir kez daha en acı şekilde hatırlatmıştır. Öğretmenlik, dört duvar arasında yalnızca müfredat yetiştirmek ya da teknik bilgi aktarmak değildir. Bir öğretmenin gerçek görevi; bir çocuğun gözündeki parıltıyı keşfetmek, bir gencin hayallerine can suyu vermek ve her şeyden önemlisi, fırtınalı zamanlarda öğrencisine sığınacak bir liman, onu her türlü kötülükten koruyacak bir yürek olmaktır. Sınıfın kapısından içeri giren her öğretmen, aslında o kapının ardındaki onlarca farklı…

NAZLI ASLANTAŞ-Alkış Değil, Hatırlamak Gerek

Bir sahne düşünün… Herkesin alkışladığı bir oyun. Gerçekler bilinse bile susulan, Rolünü iyi oynayanların kazandığı bir sahne… Ama bugün o sahne sustu. Artık alkışların değil, Kaybettiklerimizin sesi var içimizde. Öğretmenler… Bir neslin yolunu aydınlatanlar. Öğrenciler… Henüz yolun başında olanlar. Bazen doğrular geç kalır. Bazen söylenmesi gerekenler söylenemez. Ve bazen hiçbir şey, zamanında yapılamaz. Geriye sadece bir gerçek kalır: Kaybettiklerimiz. Bugün neyin doğru, neyin yanlış olduğundan çok; Kimi kaybettiğimizi hatırlamak zorundayız. Ve belki de ilk kez, Alkışlamak yerine susup düşünmeliyiz. Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin anısına…

NURHAYAT KAYAR-DOĞA’NIN MUTLULUĞA UYANIŞI

Bir kedi yavrusu kadar masum mutluluk Belki masum bir dokunuş Belki de gözlerdeki yaş Ya da bir tomurcuğun açışı O zaman sitem ederken gözyaşıyla Sanki umuda yürürsün Mutluluk bir doğum gibi Senin her farkındalığında Adeta bir güneş çiçeğidir yüz Aynada katlanır sahte gülüş Gerçeğe dönmek ister ben Doğanın uyanışını izler sabahım Sonrasında doğar bir lütuf Derine inen bir yoldan Yarım kalmışsa aşkta sözcükler Uyanışa doğrudur bir tebessüm Uçuşur kelebekler benliğe Derinleşir ömür bir gün de Yaşanır her doğumla an Genişler bilinç farkedince Yalnızlaşır evren ölümle Ardından gelen yaşamla Benliğine adım atan insan Kavrulur son demde yeniden Sen dersin ki ben…

YARINA Bİ ÇARE- UMUT İDİZ &

Hep hüzünden mi gözyaşı dökülür?Mutluluktan hiç uyku mu bölünür?Küçük çocuk gibi bayram beklenir.Yatınca gözüme uyku mu girer?Uykusuz geceler sabah iyi mi biter?Öğlen uykusunda basar seni terler.Hep tanımak isterim yeni yüzler,Bundan sonra güvendiğin kim?Sıkıntıdan saç telleri yolunur,Gerçeğe kim gözünü açıp bakar.Dertler bir günlüğüne senden cayar.Bir bakmışsın Yıldızlar sana parlar.Dağların üstünde sadece mi karlar?Evin üstünde biriken yağmurlar.Bir yolunu bulur akar dereler.Hayatında belli olur çizgiler.İçimde biriken farklı yeniler.Hiç sıkıntısı bitmeyen eskiler.Bir kalbini acıtamaz dikenler.Unutmak için, içini yiyenler.Lafını eder misin gidenlerin?Kalbini tamir edip yıkanların,Düşünür müsün hiç gidenleri?Kalbin ne kadar iyiyse o kadarsın.Bugün varsın yarın belki yoksun,Eksik olmuyordu gözümde yaşlar,Uyumayıp seni düşündüğüm günler.Bir çare arardım…

TUĞÇE BİRYOL-EĞİTİM SİSTEMİ ÇOCUĞU YARIŞTIRIYOR, PEKİ NEZAKETİ KİM ÖĞRETECEK?

Bugün artık açık konuşmalıyız diye düşünüyorum. Aileler çocuk yetiştirmiyor, sistemin içinde ayakta kalmaya çalışan bireyler dünyaya getiriyor sanki. Eğitim dediğimiz yapı, çocuğun potansiyelini açığa çıkarmak yerine onu belli kalıplara sıkıştırıyor, ölçüyor, eliyor ve sonunda bir kısmını “başarılı” ilan edip geri kalanını sessizce gözden çıkarıyor. Bu bir eğitim modeli değil, bu bir eleme mekanizmasıdır bence. Eğitimin müfredatı ve içeriği değiştirilerek günden güne mahvedildiğini üzülerek söylüyorum. En büyük yanılgılardan biri çok bilginin iyi eğitim olarak algılanmasıdır. Hayır. Çok bilgi, yönü yoksa sadece yük olur. Bugün çocuklar neyi neden öğrendiğini bilmiyor ama öğrenmek zorunda hissediyor. Sorgulamıyor, çünkü sistem sorgulayanı değil, uyum sağlayanı ödüllendiriyor.…

BİR TAZİYE SÖZÜ İLE BİR ATASÖZÜNÜN ORTAK KELİMESİNİN GALAT-I MEŞHURDAN HAYLİ YANLIŞ MEHŞURLUĞU.. GALİP UÇAR

BİR TAZİYE SÖZÜ İLE BİR ATASÖZÜNÜN ORTAK KELİMESİNİN GALAT-I MEŞHURDAN HAYLİ YANLIŞ MEHŞURLUĞU                 Hepimizin malumudur ki insan, bir anlamda ölmek için doğar. Bazı efsaneler yahut dini mitolojik öğeler haricinde uzun süre yaşamış kişilerden bahsedilmez. En uzun yaşayan kişi olarak, insanlığın da yaratılışına atfedilen Adem peygamber ya da yabancı kaynaklara göre Adam dahi 1000 sene yaşamış, nihayetinde ölmüştür.                 Velhasıl ölüm, tüm toplumlar için acıyla ve yasla devamı gelen bir süreçtir. Malum ölüm ardından 3’ü, 7’si ve 40’ı gibi gün kavramları da oluşmuştur. İnsan psikolojisi üzerine çalışanların da söylediği üzere, bir kaybın acısının azalmaya yüz tuttuğu zaman dilimi kırk gün…

ŞİİR.. YANINDA ÖLEYİM BARİ – NILGUN BABACAN

YANINDA ÖLEYİM BARİ – NILGUN BABACAN Misralar bana kustuSana yazmiyorum diyeNasil yazayim kiİçimde ki ozlemkasip kavururken beniElimle dokunamadiktan sonra Ellerimle tutamiyorumSeniTutamiyorum ucup gidenDuygu sellerimiBir tutabilsem bendeki beniSimsiki saracagimSu avare ve bicare dolasan yuregimiKalemler seni yazsinBen sana hasretligimiUnutayimdaYaninda oleyim bari Nilgün BABACAN https://www.instagram.com/nlgn2525/?hl=tr

ŞİİR.. SİYAH KALEM – KIRIK KAHKAHADAN DOĞAN KADIN .. Nazmiye Yılmaz  

SİYAH KALEM – KIRIK KAHKAHADAN DOĞAN KADIN  Bir kadın varmış…  Otuz sekiz yaşında.  İçinde hiç büyümeyen bir çocuk taşırmış.  Okumayı, yazmayı, kendini anlatmayı istemiş…  Ama kelimeler bazen  En çok seveni bile terk edermiş.  Çocukluğu…  Yarım kalmış bir oyun gibiymiş.  Koşmak istermiş ama  Ayağı hep bir yere takılırmış.  İçinde bir eksiklik büyürmüş  Adı konulamayan.  Zaman geçermiş…  Aylar akarmış…  Ama içindeki o küçük kırık  Hiç tamir olmazmış.  Sanki gülüşü bile  Yarım bırakılmış bir cümleymiş.  Bir gün kadın olmuş.  İki evlat düşmüş hayatına.  Ve o an dünya değişmiş.  “Anne” demek  Sadece bir kelime değilmiş,  Kendi kalbini yeniden kurmakmış.  Çocukken yaramazmış…  Çok gülermiş, çok…